Yeni Başlayanlar için: Otostop Rehberi

Şimdi sizin kafanızda iki tane soru işareti var. Bir, gezmek nedir? İki, nasıl gezilir?
Sıradan bir gezide cebinizden iki şey eksilir. Bir, para; iki, çok para. Para bir gereç. Gezmeye olan isteği arttırıyor. Biz bunu istemiyoruz. Biz istiyoruz ki para harcamadan gezelim. Sıradan geziye örnek, sıradan gezi. Yaratıcı geziye örnek, parmağını kaldırarak gezmek. Bu unutulur mu?
Bu unutulmaz deneyimler için bir yazı yazma fikrine kapıldım. Elimden geldiğince deneyimlerimi paylaşarak gezgin arkadaşlara yardımcı olmak isterim.

1.Genel Bilgiler, Neden Bunu Yapıyoruz ve İlk Planlama:

Öncelikle yola çıkarken sahip olmamız gereken ilk iki şey, cesaret ve özgüvendir. Ben hayatım boyunca otostop çekerken hiçbir zaman korkak davranmadım ve her zaman bunun faydasını gördüm. Şunu da eklemek isterim ki her zaman g*tümü kolladım. Bu kimi zaman arkadaşlarımdan arakladığım bir şişe biber gazıyla, kimi zaman 40 kuruşa attığım bir sms ile, kimi zaman da sadece kendime güvenerek oldu.
Daima yolda olma fikri çekici geldi. Yolun bana kazandırdığı bir sürü insan ve inanılmaz bir vizyon var. Ben inanıyorum ki bu hayatta para biriktirmekten ziyade insan biriktirmek daha önemlidir. Işim düştüğünde arayabileceğim bissürü insan var. Şaka şaka. Aslında bir çok şehirde bir çayını, çorbasını içebileceğim; evinin kanepesine kıvrılabileceğim; bulaşıklarını yıkayabileceğim; dertleşebileceğim bir sürü güzel insan var.

Ve bu keyfin kelimelerle tarifi yok.

Gelelim bu işin planlamasına…
Aga şimdi şöyle bir şey var. Otobanlarda otostop çekmeyecen. Sonra, bir ton para ödersin devlet babaya. Zaten fakirsin, cebindeki çorba parasını da devlete yedirme. Bu bir. Öyle her gördüğün arabaya binmeyecen. Sonra, biz seni üçüncü sayfa haberlerinde okumayalım. Gideceksin paşa paşa gideceğin şehrin çevreyoluna, kaldıracaksın yazmış olduğun kartonu, kimi zaman 40 derece havada güneşin altında kimi zaman da dondurucu soğuklarda bekleyeceksin. Bu işin raconu budur. Saatlerce de bekleyebilirsin, daha kartonu kaldırmadan da ” Atla dostum! ” diye bir ses duyabilirsin.

Varacağın bir yer yoksa, tüm gidişler kaçamaktır biraz. Biz gezginler de bazen şehir hayatından, bazen sorunlarımızdan, bazen de kendi içimize kaçıyoruz. En azından ben bu şekilde hissediyorum.
Varacağın yer belliyse, vardığın zamanın keyfini yaşamak da çok keyifli. Seni bekleyen insana kavuşmanın, ona sarılmanın verdiği haz bambaşka. Tabi bekleyenin yoksa üzücü. Neyse, duygulandım. Ahaha. Muhabbeti bölmeyelim de devam edeyim.

2.Otostop Çekme Raconu / Harita Kullanma Rehberi / Güvenlik

Bi defa nerden otostop çekeceğini bilmen lazım. Ayık olacan yani. Otobanda çekmeyeceksin, yukarda dediğim gibi. Tabelaları iyi okuyup, elindeki ya da telefonundaki haritadan konum belirleyip yönünü iyi ayarlayacaksın. Sonra kaldır parmağını, diğer koluna da varacağın yeri yazdığın kartonu göster. Elbet birileri duracaktır. Sabretmek çok mühim.
Ha dedik ya bi de g*tü kollamak önemli diye; şöyle bi şey var. Öyle önüne gelen her arabaya binme arkadaş. Senin de araba seçme özgürlüğün var. Işte ilk güvenlik tedbiri burda başlıyor. Ya da bindin arabaya, baktın arabayı süren eleman sıkıntılı; o zaman da napacan biliyon mu? Mesela tarihi bir yeri gösteren tabelayı gördün, diyecen ki “yaa ben burayı merak ediyodum, sen beni sağda tükür hele”.
Böylelikle kurtulmuş olursun elemandan. Tabi yanında temel güvenlik aletleri bulunsun ve çok kısa sürede ulaşabileceğin yerde olsun. Ben her daim yanımda bıçak ve biber gazı taşıyorum. Ama kimse insanlık kariyerinde birini bıçaklamak istemez. O yüzden umarım öyle bir ortam hiçbir zaman oluşmaz arkadaşlar.

3.Yoldaş

Annemin bi sözü vardır kulağıma küpe ettiğim: “bir insanı ya yolda tanırsın, ya da ticarette.”
Kimi zaman yola tek başına çıkarsın, kimi zaman da yanında bir yoldaşınla. Yol, insana yanındaki insanı da tanıtır. O insanı tanımış, bilmiş ve zor zamanlardaki yaklaşımlarını öğrenmiş olursun. Çünkü o insanla zor bir zaman yaşadığın anda da sana o şekilde yaklaşacaktır. Yolda, paran da birdir o insanla, kaderin de. Başına bi olay gelecekse beraber gelecektir. Insan olmanın en temel özelliği olan, yardım etmek ve fedakarlık etme kabiliyetleri bu anlarda ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Şu an en yakın dostlarımdan birine ben yola çıktığımda tam anlamıyla güvendim, benim için ciddi anlamda doğru bir dost kazanımı oldu. Ayrıca naçizane bir tavsiye; yanınıza aldığınız arkadaşın sorunları çözme ve pratik olma özelliğini dikkate alarak yola çıkmalısınız.

4. İhtiyaçlar ve Bütçe

Bir gezgin nelere ihtiyaç duyar ve bu ihtiyaçlarını nasıl karşılar?

En temel ihtiyaçlarımız şunlar: sağlam ve geniş bir sırt çantası. Çantanın sırtınızı acıtmamasına ve rahat şekilde taşınabilmesine dikkat edin. Sonra leş gibi terlemeyin. Maksimum elli litrelik çantalar sizi fazlasıyla rahat ettirecektir. Uyku tulumu alın, sıcak ve soğuk havalara göre bir uyku tulumu yararlı olacaktır.
Bir mat, su geçirmeyen bir çadır, yağmur ve kar ihtimaline karşı su geçirmeyen yağmurluklar. Ayaklara kaliteli bir bot, yanına spor bir ayakkabı ve rahatıma düşkünüm ben diyosanız da bir çift terlik. (ben düşkünüm mesela)

Çantaya da birkaç don, tişört, iki-üç kazak, çorap, patik ve de bir alt eşofman yeterli oluyor. Haa, müthiş bi icat var; mikrofiber havlular. Ve gayet ucuzlar, yirmi liraya alabiliyorsunuz, o da çok yararlı oluyor. Bunun dışında meyve-sebze doğramak için bıçak, plastik tabak-çatal-bıçak da lazım. Bi tane ışıldak lazım, efendime söyleyeyim, ıslak mendil lazım. Mutlaka poşet alın, sakın ha çöpünüzü oraya buraya atmayın !! Çantanın küçük bölmelerine minik minik atıştırmalıklar da koyun ki, aç kalmayasınız elbette.Ha bi de, küçük bir balta da kamp alanındaki istenmeyen otların temizlenmesi için çok iyi olur.

Tabi bunun haricinde uzun ve zorlu bir yola çıkıyorsanız portatif ocaklar var, hafif ve fazla yer kaplamayan. Çok işe yarıyor, emin olun.

Bütçe olarak da tahmin edildiği kadar çok para gitmiyor. Ama asla akıldan çıkmaması gereken bir kural var, o da şudur; kendinize en azından başladığınız yere dönebilecek kadar para ayırmanız.

Eğer şanslıysanız, ki ben bu yüzden Türkiye insanını çok çok çok seviyorum, arabasına bindiğiniz güzel yürekli insanlarımız size soracaktır; ‘aç mısın, gel sana yemek ısmarlayayım’ diye. Bu şansınıza da güvenin.

5) Kamp

Eveeet, işin en zevkli kısmı.

Çadırda uyumakla alakalı günlerce konuşabilirim. Bir kitapta okumuştum şu cümleyi; “mimari sonsuzdur çünkü tavan gökyüzüdür” diye. Ne zaman okusam çok etkilenirim. Çadırda uzandığınızda da alabildiğine gökyüzü gözlerinizdedir. Bu nedenle paha biçilemez bir keyiftir.

Kamp atılacak bir sürü yer var Türkiye’de. Reklam olmasın diye söyleyemiyorum ama ‘nerde kamp atabilirim’ cümlesine cevap verebilecek çok başarılı telefon uygulamaları var, mutlaka göz atmalısınız.

Aynı zamanda daha öncesinde o bölgede kamp yapan insanların tecrübelerini de mutlaka dinlemelisiniz.

Çadırınızı mümkün olduğunca düz olan ve nemli olmayan toprağın üstüne kurun. Etrafındaki otları baltayla temizleyin. Bi de, garip gelecek ama çok gerekli bir tavsiye vereceğim, çadırı kurduğunuz alanı bir çember gibi düşünün ve o çember boyunca işeyin. Bildiğin işe yani. Gülüyosun biliyorum da bu olay, yerini işaretlemen açısından çok önemli, hayvanların yaşam alanına zarar vermemek ve kendi bölgeni işaretlemek açısından diyom. Yoksa kimse senin sidik kokunu istemez. Ahahah, neyse tamam. Ciddiyim bak.

Gece olduğunda da matınızı serin, uyku tulumunuzun çantasına kıyafet doldurup yastık yapın ve uyku tulumunuza, umutlarınıza, geceye ve hayata sıkı sıkı sarılıp güzelce uyuyun.

6. Keşfetme İsteği

Tabi, temel soru; neden bunu yapıyoruz? Çünkü dünya çok güzel bir yer ve de gezgin ruhunun beslendiği şey de bu güzel dünyayı görme ve keşfetme isteği. Şehir hayatının bunaltıcı ve yorucu havasından bi nebze de olsa kaçmak. Ben kendi adıma şunları söyleyebilirim; Türkiye’nin Güneydoğu bölgesini, Ege ve Akdeniz bölgesini otostopla gezdim, bir çok yerde kamp kurdum. Gördüğüm ve tecrübelediğim güzellikleri anlatmaya kelimeler yetmez. Hem doğasıyla hem de insanlarıyla muazzam yerlerdi. Çocukken asla karşı koyamadığımız merakımız maalesef zamanla köreliyor. Ama gezmek ve yeni yerler görmek olgusu ile bu merak tekrar alevleniyor; daha da güzel bir ifadeyle, insana yaşam sevinci katıyor. Motive ediyor, zorluklarla mücadele gücü veriyor. Ve bu merak giderek artıyor.

7. Zaman Yönetimi

Bu işin en can alıcı kısımlarından biridir haaa! Ne yapılmalı? Şöyle ki, birincisi o kıçını yaymayacaksın. Yolda olduğun için ağzını ayıracak vaktin olmayacak kardeşim. Yetişmen gereken yerler için gözün saatte olacak. Sabah erken saatte kalkacaksın, her ne kadar annenin peynirini özlesen de karnını hızlıca doyurup yola bakacaksın. Sonracığımaaa, akşam vaktinde otostop çekmeyeceksin, genelde kimse almıyor arabasına. Gezmek istediğin yerleri bi kağıda yaz kardeşim, ortalama ne kadar vaktini alır diye de kabaca bi hesap yap, sonra bas yola. Yollar bizimdir, her zaman da bizim kalacaktır. Emin ol, bitmeyecek dediğin yol da bitiyor, her daim bir yere varıyorsun, varacaksın da. Dağları sırtına al, kendine güven ve ilk adımını at. Korkma, korkarsan keyif alamazsın, unutma.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdilik. Biraz geyik yaparak aktarmak istedim. Teşekkür ederim, yolun daima açık olsun!


 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir