Madalyonun İki Yüzü Sherlock Holmes – Patrick Melrose

Birçoğumuz Benedict Cumberbatch’ın fotoğraflarını gördüğümüzde hemen aklımıza Sherlock Holmes gelir. Yıllardır bu rolü onunla o kadar bütünleştirdik, başka rollerde görmek istemedik ki sanırım o da bu yüzden Sherlock rolünü bırakıp başka rollerle anılmak istedi. Yıllardır Sherlock diye tanıdığımız bu adamın Patrick Melrose performansını seyrettiniz mi? 1.5 yıl Sherlock Holmes yeni bölüm çıkartsın diye bekleyen biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki o diziden sonra Sherlock etkisi yerini Patrick etkisine bırakacaktır.

Şimdiden belirtmek isterim ki bu yazı ara ara spoiler içerebilir. Patrick Melrose 2018 yapımı tek sezonluk bir dram dizisidir. Bir romandan senaryolaştırılmış gerçek bir yaşam hikayesidir. Bu aralar Türk televizyonlarından da aşina olduğumuz “GERÇEK YAŞAM HİKAYELERİNDEN UYARLAMADIR” Seyrederken nasıl bir dünyanın içine girdiğinizi başlarda anlamadığınız bu dizinin ilerledikçe içinde kayboluyorsunuz. Üstelik seyircisine birçok farklı duyguyu ve duygu geçişini yaşatan dizi yalnızca 5 bölümden oluşuyor. Bu 5 bölümlük mini dizi psikolojik olarak tam anlamıyla “akış” yaşayabileceğiniz kadar etkileyici.  Çocukken babası tarafından gördüğü her anlamda şiddet ve annesinden yeterli ilgi ve sevgiyi göremeden büyüyen bu adam ileride de bağımlı birine dönüşmektedir. Babasından ne kadar nefret etse de çocuklarına kendi de hiçbir zaman gerçek sevgiyi gösterememiştir. Dizinin özü sevilmemiş bir evlat; sevemeyen bir eş ve babaya dönüşüyor.

Bu dönüşümünün ve bağımlılığının tüm suçlusunun babası olduğunun farkında olan ve onunla yüzleşmekten kaçan bu adama 5 bölüm boyunca yer yer üzülüyor yer yer de çok kızıyorsunuz. Kendi çocuklarına babasının ona ve annesine yaşattıkları kadar ağır olaylar yaşatmasa da onun da ailesine yaşattığı farklı bir psikolojik şiddeti görmekteyiz. Dizinin başı babasının ölüm haberiyle başlayan ve sonrasında babasıyla vedalaşmaya giden, bağımlılığıyla, ailesiyle, çocuklarıyla, annesiyle en önemlisi geçmişiyle ve geçmişindeki babasıyla yüzleşen Patrick’in hayatını seyrediyoruz. Dizinin konusunun etkileyiciliği kadar sahnelerin dekor ve renk detaylarının da etkisini yaşıyorsunuz. Geçmişle gelecek arasında yapılan git gel sahneleri, sahnelerin bağlanması çok sürükleyici. Konusuyla, oyunculuğuyla, sahneleriyle yeterince psikolojimizle oynaması yetmezmiş gibi bir de sahnelerin renkleri var. Her sahnenin rengi bize o an ne hissetmemiz gerektiğini söylüyor. Renkler bazı mekanlarda o kadar yoğun kullanılmış ki hissetmemiz gereken duygudan çıkıp rengin hissini yaşamaya başlıyorsunuz. İnce işlenmiş arka efektlerin dışında Patrick Melrose’a bürünen hatta bütünleşen Benedict Cumberbatch’i de konuşmalıyız. Benedict bu dizide öyle bir performans sergiliyor ki gözüm Sherlock’u aradı demiyorsunuz bile. Sherlock karakterinde güçlü, zeki, kimseyi beğenmeyen tavırlarıyla, dik duruşuyla alıştığımız oyuncu bu sefer Patrick rolünde zaman zaman ağlamalarıyla, sinir ve bağımlılık krizleriyle, sevgi arayışlarıyla, sevgisizliğin, ilgisizliğin onda oluşturduğu hem hüznüyle hem de nefretiyle bambaşka bir karakterle karşımızda. Dizi içerisinde bağımlılığından kaynaklanan yoksunluk belirtilerini ve krizlerini, kriz anlarında geçmişe gittiği sahnelerde babasına öfkesini; annesinin bakışlarında, tavırlarında aradığı sevgiyi görüyoruz. Üstelik bu sahnelerde Patrick Melrose karakterinin çocukluğunu oynayan oyuncuya da hakkını vermek gerekiyor. Aynı bakışları, korkuyu, hüznü, nefreti ve sevgisizliği hem çocukluğunda hem de yetişkinliğinde görebiliyoruz.

Çocukluğunda güçlü ve sağlıklı bağ kuramadığı annesine yaşlılığında hala bir şans veren gözlerinde tavırlarında sevgi arayan bu adama ne kadar üzülsek de annesinin de psikolojisinin ne noktada olduğunu yer yer geçmiş yüzleşmelerinde görebiliyoruz. Dizinin geçmişinde de geleceğinde de çok net gördüğünüz şey sevgi göremeyenin sevgi veremediği bir hüzün zinciri… Ailesine ihanet eden, karısına ve çocuklarına hem sevgi veremediği için utanç duyan hem de ihanetine, sevgisizliğine devam eden bu adama hem üzülüp hem kızmamak elde değil.  Geçmişine çakılı kaldığı için var olan ailesine odaklanamayan, babasına hem kızgınlığını hem de korkusunu anbean yüzünde hissettiğimiz Patrick rolünü herhalde Benedickt’ten daha iyi kimse yansıtamazdı diyorsunuz. Dizinin finalinin yorumu da tamamıyla bize bırakılmış, babasıyla vedalaştı mı, yüzleşti mi ya da bu acı bitti mi tam olarak cevaplayamıyorum. Her bölümünün arkasından filmlovers dan bölüm analizlerini okumanız kaçırdığınız noktaları yakalamanız için çok daha iyi oluyor. Patrick Melrose karakterini, yaşadıklarını, dizinin sahnelerinin derinliğini, alt anlamlarını, çok çarpıcı -en azından benim için çok çarpıcı – son sahnesini ve hepsinin altında yatan imgeleri, psikolojik anlamları burada açıklamak oldukça zor. İzleyip pişman olmayacağınız, etkisinden çıkamayacağınız ve özellikle Sherlock’u bıraktığı için Benedict Cumberbatch’e kızamayacağınız bir dizi. İzledikten sonra analizlerini okumayı ve etkisinden çıkmayı unutmayın. İyi seyirler!

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum