Yeşil Çam

Yeşilçam ve Günümüz Türk Sineması

Yeşilçam, ismini İstanbul’un Beyoğlu semtinde Taksim’e yakın bir alanda bulunan Yeşilçam Sokağı’ndan almıştır. 1980 öncesi çoğu film şirketinin yazıhanesinin bu sokakta bulunmasına bağlı olarak Türk sinemasına kısaca “Yeşilçam” ismi verilmiştir. “Sihirli Perde” olarak da bilinen Türk sineması 14 Kasım 1914’te hayatımıza girdi. Türk sinemasının film üretimi açısından altın çağını yaşadığı “Yeşilçam Dönemi” olarak da adlandırılan dönem 1960-1975 yılları arasındadır. Bu dönem Türk sinemasının özgün niteliklerini kazandığı ilk dönemdir. Bu dönemde çekilen filmler farklı nedenlerle eleştirilse de yeşilçam’ın temelini oluşturduğu ve o dönemin kültürel yapısını yansıttığı da yadsınamaz.

Yeşilçam’ın kendine has, taklitten uzak, yeri doldurulamaz bir yanı vardır. Günümüz dizi ve filmlerin aksine yalnız çekildikleri ve sinemada gösterildikleri dönemin değil, günümüz de dahil her dönemin hatırında kalmayı başarmış ve aynı ilgi alakayla tekrar tekrar izlenmiştir. O dönem olanakları sınırlıdır. Bilgi ve teknoloji yetersizdir. Yeterli sermaye yoktur. Oyunculara ödenen paralar da cüzi miktardadır. Yeni yazarların ve senaristlerin gelmemesi de filmlerin niteliklerine yansır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen büyük özverilerle var olmaya çalışmış; yaz kış yapraklarını dökmeyen çam ağacı gibi yeşilçam sineması da her daim ayakta kalmayı başarabilmiştir.

Aslında filmleri halkın beğenmesi, benimsemesi Türk sinemasını ortaya çıkaran ve devamlılığını sağlayan en önemli koşul olmuştur. Halkın duygularına, tercihlerine hitap eden filmler yeşilçamın asıl yapıtaşlarıdır. Tabi o dönem sinemasından başarı ve övgüyle bahsetmemizde etkili olan sanatçıları da unutmamak gerekir. Zor koşullar içerisinde düşünen, üreten ve Türk sinemasına ömrünü adamış usta oyuncuların yeri çok başkadır. Mütevazilikleri, gösterişten uzak hayatları ve toplumla iç içe duruşlarıyla eksilmeyen, eskimeyen kaliteli bir imaja sahiplerdir gözümüzde. Neşeli Günler, Gülen Gözler, Bizim Aile, Mavi Boncuk, Hababam Sınıfı ve nicesi… Adile Naşit, Münir Özkul, Hulusi Kentmen, Kemal Sunal, Tarık Akan, Cüneyt Arkın ve birbirinden değerli, kıymetli nice sanatçı. Bizleri hâlâ güldürmeyi, ağlatmayı başarabiliyorlar. Sevgi, iyilik ve güzellik aşılıyorlar kalbimize. Onları oynadıkları karakterlerle tanıyoruz.

Yeşil Çam

Oysa yaşamları bizim gördüğümüzden çok daha farklı. Hulusi Kentmen bir röportajında en ağırına giden şeyin zengin, fabrikatör adam rolünü oynadıktan sonra set çıkışı titreyerek duraklarda otobüs beklemek olduğumu söyler. Münir Özkul parası olmayan bir yapım şirketinin filminde sadece yirmi paket sigara ve bir çakmak karşılığında oynamıştır. Adile Naşit evde ekmek olmadığı için komşusuna köfte yapacağını söyleyerek bayat ekmekleri istemiştir. Yine Adile Naşit’in oğlu Ahmet’in kalbindeki delik daha erken tedavi edilebilseydi kurtulabilirdi belki. Ancak ameliyat parası o dönemin sanatçıları arasında dayanışmaya rağmen ancak toplanabildi. Hayatları acı ve imkansızlıklarla geçen, hak ettiği değeri bulamayan bu güzel insanlar nasıl oldu da bizde unutulmayan izler bırakabildi?

Günümüz Türk televizyon ve sinema sektöründe irdelenmesi gereken bazı hususlar olduğu kanısındayım. Neticede insan gördüğü ve devamlı olarak etkileşim içinde olduğu unsurlardan etkilenir. Eskiye nazaran artan teknoloji, sermaye ve bilgi kaliteyi artırsa da özündeki ana fikir izleyiciye ulaştırılamıyor. Popülaritenin hüküm sürdüğü ve belli başlı kişilerin halka idol olarak benimsetilmek istendiği bir dönemdeyiz.

Bu idol alınan kişiler giyim tarzından, konuşma şekline, jest ve mimiklerine kadar taklit ediliyor. Etkileşim kaçınılmazdır ve her dönemde kendini göstermiştir. Fakat merkeze öğretilmek istenen faydalı kazanımlar yerine popülariteyi koymanın o topluma hiçbir katkısı olmayacaktır. Bu nedenle filmlerin sanatsal değerleri sorgulanmalı; toplumun düşünce ve beğenileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Geçmiş ve gelecek arasında köprü olan kültürel değerler yozlaştırılmamalıdır. Nitekim bir toplum taklit ederek yüksek mertebelere erişemez. Yeniliklerden uzaklaşmadan toplumu iyileştirmek, eksik ve yanlış olanı göstermek amaç edinilmelidir.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

5 yorum

Yorum Yazın
  1. Güzel yorum ama size ait değil malesef, daha önce bu konuşma yapıldı. Özgün olalım biraz. Kendi yorumlarınızı ön plana çıkartırsak daha faydalı olur diye düşünüyorum

  2. ” Popülaritenin hüküm sürdüğü ve belli başlı kişilerin halka idol olarak benimsetilmek istendiği bir dönemdeyiz. Bu idol alınan kişiler giyim tarzından, konuşma şekline, jest ve mimiklerine kadar taklit ediliyor. Etkileşim kaçınılmazdır ve her dönemde kendini göstermiştir. Fakat merkeze öğretilmek istenen faydalı kazanımlar yerine popülariteyi koymanın o topluma hiçbir katkısı olmayacaktır. ” Harika bir ifade etmişsiniz. Popular dünyayı, sanat alanında sinema sektörü içerisinde Yeşilçam ile kıyaslayarak değerlendirmeniz çok hoş olmuş gerçekten.

    Yeni yazılarınızı bekliyor olacağım 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.