YAŞANTIMIZDAN SİLİP ATTIKLARIMIZ

Sanatçılar, anılar, okuduklarımız ya da derslerde öğrendiklerimiz unutulmuyor. Bir de unuttuğumuz bazı kelimeler var ki; artık hayatımızda yer vermediğimiz kelimelerin değil yaşanması, anlamanın bilinmesi bile nerdeyse mümkün değil.

O kelimeler ve kavramlar neydi biliyor musunuz?

Sadakat. Gurur. Onur. Şeref. Haysiyet. Namus. Güven. Yuva. Huzur. Kanaat etmek.  Açık sözlülük. Aile içinde birlik ve dirlik. Erkek sözü. Yapılacak yanlış işten dolayı günahtan korkmak. Sözden dönmemek.  Ağız tadı. İdaresini bilmek (kazancın, eşin), ev çekip çevirmek. Dikiş. (buna bağlı kelimeler  de sayılabilir tabi. Düğme-ilik, sürfile, teğel, bastırma vb.) Adab-ı muaşeret. (diğer söyleyişle ‘görgü kuralları’. Görgü ne demek hatırlayan var mı acaba?)

Kelimeleri gibi hareketlerini de unuttuk bu kavramların. Saygı ile ceket iliklemek, kadına yol vermek, ekmek kırıntılarını çöpe değil, kuşlara atmak. Kurallara uymak (özellikle trafikte, yollarda.)

Komşuluk, hatır sormak, sorulan sorulara ya da konulara yanıt vermek ve soranı, konuşanı ilgisiz bırakmamak. (herkes şimdilerde çok yoğun ya! Bitmek bilmez işlerimiz insani ilişkilerimizi, konuşmalarımızı, iletişimimizi, saygımızı da etkiliyor. Bir türlü bitmek bilmedi bu işlerde! Bitsin, ilgilenilecek.  İnşallah!!)

Oyuncaklar. Çocukluk. Tek başına değil, arkadaşlarla oynamak. Evcilik oyunu. Uçurtma uçurmak, sokakta arkadaşlarla seksek, beş taş oynamak.  Erkek çocukların bir araya gelip spor kritikleri yaptığı sokak başları. Somut olarak ele alıp, dokunabildiğimiz oyunlar ve oyuncaklar şimdi yoklar.  Ne uzaktan kumandalı arabalar, motorlar ne de konuşan bebekler, oyuncak mutfak ya da ev takımları. Hiç biriyle hayatın küçük birer numunesi ile olan oyunlar oynanmıyor. Oyunla hayatın demosu oynanıp, öğrenilmediğinden midir bilinmez, yeni nesil hayatı anlamak ve adapte olmakta zorlanıyor. Çünkü dış dünya bilgisayarla idare edildiği gibi bir hayat sunmuyor onlara. Klavyenin tuşları, Mouse, bilgisayar ekranı yok. Bir tıklama ile dünyanın sorunları ve tüm işler halledilmiyor. Hayatı kazanmak, oyunu kazanmaktan çok daha zor.

Arkadaşlık, dostluk, akrabalık unutulduğundan mıdır acaba ilişkilerimiz hep sorunlu. Herkese kızıp çatacak gibi sinir doluyuz. Çabuk parlıyoruz. Sabırsızız. Kadın-ilişkilerinde bir ömürlük sevgiler yaşanmıyor artık. “Kanki” ya da “kanka” dediklerimiz bile seneler sonra yüzünüze bakmayan, buz gibi soğuduğunuz ve sizin için artık hiç bir şey ifade etmeyen bir insana dönüşebiliyor. Nedir bu hırs? Neden bu öfke bilemiyorum. Unuttuğumuz kelimeler ve kavramlar hayatımızda halen yer alıyor olsaydı yine böyle mi olurduk?

Ya hayatımızı dolduran yeni kelimeler? Haberler, gazeteler ve dizilerden öğrendiklerimiz. Hırs, intikam, silah, kurşun, öfke, kan, ihanet, hesap sormak, aldatmak, geçici ilişkiler, alavere dalavere, kavga, bağırmak, hesap sormak (kendisi hiçbir şey yapmadan, çok şey yapan insanmış gibi karşısındakine çatıyor.) Kendini adam sanmak, her şeyi bildiğine inanmak, ukalalık, aşağılamak, çirkin sözlerle büyüklerle alay etmek, doğadaki tüm canlıları pc oyunlarındaki canavarları yok etmek mücadelesi içine girmiş gibi zarar verip, ortadan kaldırmaya çalışmak, para uğruna insanların hayatları ve sağlıkları ile oynamak. Yalan, kandırma, dolandırma, para hırsı…

Bu gidiş nereye? Nerde eskilerin aşk dolu şarkılarını yazabilen, temiz ruhlu, saygılı insanlar? Nerde ütülü, kolalı gömlekler ve şık tayyörler giyebilen, saçları yapılı ya da bakımlı hanımlar? Nerde hesabını bilen, büyüklerine hürmet gösterebilen, dilini katletmeden, kibar konuşabilen gençler.

 Yanlış zamanda mı doğmuşum acaba? Bazen teknolojinin bu kadar ilerlemediği, yayılmadığı dönemlerde doğmuş olmayı istiyorum. Ben bu zamanı sevemedim. Ya siz?

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.