VÜCUDUMUZU TANIYALIM

Şimdi muhakkak “haydaaa bu da nereden çıktı? Biyoloji mi öğreneceğiz? Sağlık dersi mi veriliyor?” diye düşünmüş olabilirsiniz.  Organlarımızın sağlığından, hastalıklardan bahsetmeyeceğim. Hayır. Ben size vücudumuzun bilmediğiniz ya da düşünmediğiniz özelliklerini yazacağım. Mesela:

Gözler: Gülmek için yaratılmış, gözlerde yaşlar niye? diyorlar şiirlerde şarkılarda. Gülen gözler sağlıklı insanların, sağlıklı iletişimin işareti değil midir? Kendine güvenen, mutlu kişilerin gözlerinde fer olmaz mı? O gözler ışıl ışıl parlamaz mı? O zaman gözler mutluluk için, sevgi için bakmalıdır değil mi? İnsanların sakin hallerindeki bakışları karakterlerini ortaya koyarmış. Sakin insanın gözlerine bakın, ruhunu okuyun. Karşınızdakinin gözlerinde öfke şimşekleri değil, sevgi pırıltıları oluşturmaya çalışın.

Bir de görmek istemeyen bir göz kadar kör ne olabilir ki? Kimin kafasına, gözüne zorla sorumluluklarını, sorunları ve sorunlu olanları sokup, yardım ve anlayış isteyebilirsiniz? Ya da karşısındakinin ilgi ve sevgisini görmeden bencillik ederek, karşısındaki göremiyorsa görmeyen o gözlere neyi gösterebilirsiniz ki? Beyin gözü kapalı olanlardır gerçekte kör olanlar. Onlar hayatın gerçeklerini, sorumluluklarını, onları gerçekten sevenlerin varlığını görmeden yaşamak isteyen görme özürlülerdir.

Dil: birileri “ulaşamadıkları ciğere mundar desin” diye mi? Yahut da bazı kişiler elde edemedikleri  insanları başkalarına kötülesin, iftira atsın, yalan söylesin diye mi yaratıldı dilimiz? Görevi insanları ya da yaptıkları işleri karalamak, bozmak, iftira atmak, yalan söylemek, yıkmak, üzmek midir? Gönül almaya, özür dilemeye, mutlu etmeye çalışsa o dilin görevi daha kutsal olmaz mı?

El: Dostluk için, yardım için uzatılan elleri kırmak, reddetmek, geri çevirmek ne kadar kötüdür değil mi? Ancak çekemeyen, kıskanan, birilerinin iyiliğini istemeyen aslında o sımsıcak kavranması gereken eli reddedip, kırabilir. Yalnızlığı paylaşacak bir eli avuçlarda hissetmek ne kadar da güzel olurdu oysa.

Dudak: Bükülmek, somurtmak, kurutulmak için yaratılmadı elbet. Uçlarında minik kıvrımlarla tebessüm etsin, parlak gözlerin ışıltısı ile şenlensin istenir de nedense kolay bükülüverir dudaklar. Ne bir buse için ne de hoş sözler sarf etmek için aralanmaz.  Estetik güzelliği, hüzünler yaşadıkça bozulur.

Kalp: Ah kalbimiz! Boş sözler ve boş vaatlerle az mı acı çekmiştir? Az mı verdiği sevgiye karşılık alamadığı için kırılmıştır? Sevgi ile dolup taşması gereken kalplerde neden artık menfaat, öfke, intikam, hırs var anlayamıyorum. Niye böyle oldu aşk ile çarpması gereken kalpler? Neden aşkın heyecanı yerine, korkunun ve kinin karartısı sarıyor kalpleri?

Ah ahh… Ben artık bizim vücudumuzun sağlıklı, mutlu, aşk dolu, sevgi dolu, mutlu bir yaşam süremediğini düşünmeye başladım. Ya siz? Sizce vücudumuz sağlam mı? Sağlıklı! duygu ve düşüncelerle yaşayabiliyor muyuz? Yaşadığımız hayat, gördüklerimiz ve izlettirilenler bize organlarımızı olması gerektiği gibi kullanmamız hakkını verebiliyor mu?

Çevremizdeki dolandırıcı, sahtekar, vaatlerde bulunan ama yerine getirmeyen, sevgiden anlamayan, seveni tehdit eden, yardım edeni kırıp zarara sokan insanlar yüzünden organlarımız da sağlıklı duygu ve düşüncelerle beslenmiyor artık değil mi?

Yine de buzdolabında (sağlıklı olmasa da) yiyeceğimiz, dolabımızda (yine sağlıklı boya ve maddelerle yapılmış olmasa da) giysilerimiz ve iyi- kötü başımızı sokup uyuyabileceğimiz bir çatımız ve yatağımız olduğu için dünyanın %70inden zengin olduğumuza sevinmeliyiz belki de. Bunu bulamayanlar da var.

Cebindeki parayı istediği yere gitmek için harcayabilen dünyanın en zengin %18i arasında olmasak da bize adım attıran ayaklara, bacaklara sahip olabilmenin mutluluğunu da yaşamalıyız.

Böyle bir yazıyı okuyup anlayabilen, okuma engeli olmayan insanlardan olduysan o zaman dünyada dinlemeyen, düşünmeyen, anlamayan 3 milyardan şanslısın demek.  Bu da güzel. Kafanı da iyi kullandın demek. Tebrikler.

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.