painting Rembrandt, Harmensz van Rijn (1606 - 1669, Dutch) Netherlands, Amsterdam (place of manufacture) 1655 oil on canvas unframed dimensions: 1375 x 1044 mm; framed: 1656 x 1326 x 115 mm Painting entitled 'A man in armour', by Rembrandt, 1655. Painted in Amsterdam, where Rembrandt ran a large studio, this was intended for a rich patron. The half-length figure wears armour of a type found in Holland in the seventeenth century and holds a lance and shield. It has been suggested that he represents Mars the God of War, Achilles the hero of Greek mythology or Alexander the Great, King of Macedonia, or that it was simply an opportunity for Rembrandt to show his skill at painting different surfaces. It is now one of the great treasures of Glasgow's art collections and its authenticity and high quality are never doubted 601

Şövalye

Çocuk yaşlarda başladım. Babam da askerdi ve beni de bir asker gibi yetiştirmişti. Babamın aylarca gelmediği zamanlarda köyde, annemle birlikte yaşardım ve ona bütün işlerinde yardım ederdim. Avlanır, kitap okur, yeri geldiğinde kızlar gibi dikiş dikerdim. Ekmek yapar, hamur yoğurur, kasaplık ve odunculuk yapardım.

Babamın son gitmesinden o yana iki yıl geçmişti. Artık annemle birlikte onun öldüğünü neredeyse kabullenmiştik. Bunun için her seferinde ordu nizamiyesine gidip, sayımlarda babamın olup olmadığını sorardım ancak hiçbir sonuca ulaşamazdım. Kimse işini düzgün yapmıyordu, ki sayımlar da hep yanlış olurdu zaten. Asker nüfusu ile krala gönderilen sayının tutması için isimler hep uydurulurdu.

Bu isimlerden biri de babamdı ama babam, ordu şehre geldiğinde her zaman köyüne uğrayan babam, ordu şehirdeyken bile köye hiçbir zaman uğramamıştı.

Aradan üç yıl geçti. O zamanlar yaşım on sekize yeni basmıştı. O yaşıma kadar annemi hiç üzmedim, ancak annem tarafından derin bir üzüntüye ve hayal kırıklığına mahkum edildim. Annemin, iki aydır tanıştığı bir adamla birlikte olduğunu gördüğümde çıldırmıştım. O zamana kadar ağzımdan tek bir kötü söz çıkmayan ben, anneme küfürler söylemiş, adamı öldürmekle tehdit etmiş ve bunun babamın anısına saygısızlık olduğunu dile getirmiştim. Ancak söylediklerimin bir öneminin olmadığını anlayınca evden çıkıp gittim. Babamın asker olması sayesinde doğuştan kazandığım asker olma hakkımı kullanarak, orduya yazıldım.

Başarılı bir asker olarak kendimi kanıtlamam uzun sürmedi. Her alanda başarılı ve bilgi sahibi idim. Fazlasıyla çalışır, şikayet etmezdim. Ancak silah arkadaşlarım çabamı kıskanmışlar. Ayağımı kaydırmak için dedikodular çıkarmışlar. Hırsız olduğumu, eşcinsel olduğumu, annemi öldürdüğümü gibi saçmalıklarla adımı kirletmeye çalıştılar. Ama ben kendimi bir kez üstlerime kanıtlamıştım. Terfi olmam gecikmedi. Terfi aldığım gibi gelen savaş, kendimi bir komutan olarak kanıtlamam da büyük yardımı oldu.

Batıdaki isyancıların sonunu getirdim, iç savaşı önledim, hanedanlıklarla olan çatışmada galip geldim, bazı hanedanlıklarla masaya oturup kan dökmeden toprak kazandım.

Anneme ve köyüme hiç dönmedim. Yine de kader işte, beni o köye götürmüştü. Savaştan arda kalan, alev ve yıkıntılar içinde kalan köyümü gördüğümde geriye dönüp bakacağım bir ailem de kalmamıştı artık. En büyük pişmanlığım budur.

Tüm bu başarılı zannettiğim hayatımda, eksikliğini en çok hissettiğim yerden vurulduğumda ise benim için her şey anlamsız gelmişti. Bir kadınla tanışmıştım. Birbirimizi sevmiştik. Deliler gibi aşıktım ona. Askerliği bırakacak kadar. Kör olasıca aşk, onun için her şeyi yapardım. Maalesef o bunun ne demek olduğunu anlamamıştı.

Bir gün bana hamileyim dedi. Dünyanın en harika günüydü. Ama savaş devam ediyordu ve beni çağıran bir yazı gelmişti. Mecbur, gittim.

Aylar sonra seferden geldiğim gün ona sürpriz yapacaktım. Gizlice odasına girdiğimde onu başka bir adamla yakaladım. Kan beynime hücum etmişti ve kılıcımı çektiğim gibi adamın karnını deştim. İçimdeki vahşeti ortaya dökünce, her şeyi anlatmak zorunda kaldı. Hamileliği yalan imiş. Bunun beni korkutacağını, diğer erkeklerin yapacağı gibi uzaklaşacağımı düşündüğü için söylemiş! Ben her sefere çıktığımda da bu adamla birlikte oluyormuş.

Bu hayatta sadece iki kadına kalbimi verdim. İlki babamı bütün saygısızlığıyla aldatmıştı, ikincisi de beni.

yazar

Yazar: Cem Ceylan

Bilerek ve isteyerek bir işe girişmiş ama sonunda kendi çukurumu kazmıştım. İki işten birini seçemez olunca, ikisini de yüzüstü bırakanlar gibiyim. Sırf, salt hıncımdan dolayı sevmediğim işi yapmaz olabiliyordum. Bu hıncımla kime kötülük ettiğimi açıklamak elimde değil, bunu ben de bilmiyorum; bildiğim bir şey varsa, o da iş yapmamakla bütün zararı olsa olsa kendimin çekeceğidir. Gelecek zararı bilmekle birlikte, denizciliği bırakma fikri bile tek başına, dertlerime tuz biber ekiyordu.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.