Oyuna Gelen Çocukluk

     Bu yazıma Cengiz Aytmatov’un ‘’Çocukluk, ne güzel bir başıboşluktur.’’ sözleriyle başlamak istiyorum. Gerçekten uzak, hayalin de en ötesinde, rengarenk bulutların üzerinde, hiçbir şeyin asla geri getiremeyeceği o masum çocukluk… 

     Her şeyi oyunlardan ibaret sanıp her gelecek günü bugünden farksız zannederdik. Hayatın oyunlarla dolu sokağına bakan çiçekli pencerenin önünden bir an olsun ayrılmazdık. Samimiyeti, arkadaşlığı ve paylaşmayı öğrendiğimiz sokakların küçücük yaşta öğretmenleriydik bir nevi… Zamanı o kadar önemsemezdik ki annemiz eve çağırdığında fark ederdik akşam vaktini. Karnımızın açlığını bile hissedemezdik sokakta olmanın heyecanıyla. Birbirimizle kavga etsek bile dakikalar sonra aynı şeye gülmeye başlardık. Ne kin vardı içimizde, ne öfke ne de bir kötülük…

     Neydi bu düzenimizi bozan? Dünyanın mızıkçı tarafıyla henüz tanışmış olmayan o çocuklar bilselerdi, en başından bozmaz mıydı bu oyunu? Hayat her bir yaş daha verdiğinde birçok şey aldı bizden biz farkında olmadan. Oyunlarla dolu bir hayata sahip olan o çocuklar, hayatın gerçek oyunlarına bir adım daha yaklaşır oldu…                                                                                                                                                

okur

Yazar: Hakan

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.