ONCE UPON A TIME

Bayramlarda küçük pembe süslü püslü el çantamı alır,komşu kızıyla öğlen olmadan sıra sıra dizilmiş evleri dolaşmaya başlardık.Çantam o kadar çok şeker/çikolata dolardı ki bir aylık stoğum hazırdı resmen.Tabii kim inanır buna?Çocuk sabrıyla bir hafta olmadan bitirirdik onları.

Karşıdan karşıya geçerken minik parmaklarım babamın elini kavrardı.O benim güç kaynağımdı sanki.Markete girer,küçük alışveriş arabamı alır,heyecanla gözlerim raflarda gezinir ve fiyatına bakmadan istediğim her şeyi sepetime atardım.Artık babam ne kadarını almaya izin verirdi o kadarını hatırlamıyorum.

Ebeveynler de çocuklarını o yaşlarda kitap okumaya teşvik etmeye çalışırlardı tabii.Nasıl başladığımı hatırlamıyorum ama şimdi ki benden daha çok okuduğum kesin.Melek Çe’yi bilir misiniz?Hala kitaplığımda serisi durur.Birini bitirirdim babamla hemen kırtasiyeye yola çıkardık.Böyle böyle resmen Melek Çe koleksiyonum oldu.O günlerden beri de bir daha hiç bu kadar düzenli okuyamadım.Büyü bozuldu galiba.

O zamanların alışveriş merkezleri var birde.Hani sırf “çocuk menüsü”almak için gittiğimiz.Nasıl hayaller kurarak gittiğimi hala hatırlayabiliyorum.Annem hep ihtiyacın yok  diyip almaz.Ben de her seferinde alabilecekmişim gibi sevdalanırdım.İlk aldığım bebeğimin fiyatını,onu paketinden çıkarmadan kucağımda eve kadar nasıl taşıdığımı bile hatırlıyorum.Bakıyorum da bir şeylere değer vermeye erken yaşta başlamışız.

Bu anıları anlatırken de hatırlarken de hep yüzümde sıcak bir tebessüm olur.Her istediğimi elinden geldiğince yapmaya çalışan aileme ne kadar teşekkür etsem az.Ama en büyük teşekkür bu duyguları daha küçük yaşta dolu dolu yaşamaya başlayan kendime.Teşekkürler..

yazar

Yazar: Noora

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.