Heyhat!

Heyhat!

Heyhat!

Merhaba dostlar,

Uzun zamandır yoktum buralarda. Koşturuyor, yaşıyorum sanıyordum.

Şimdilerde bütün dünyayı etkisi altına alan bu illet hepimize “yavaşlaaa!” dedi adeta. Yavaşla ve yaşa. Hayatın koşturmacasına o kadar dalmıştık ki etrafımızı görmez olmustuk. Hiç birimiz kafamızı kaldırıp göğe baktık mı acaba hiç? Sanmıyorum. Her anı doldurma çabası güttük hep. İşten eve, evden okula, spora, lokantaya, toplantıya gittik geldik ama nefes almayı unuttuk. Koştuk ha koştuk.şimdi ise “dur”demek gerekti. Dur, nefes al, ders al, sabret, seyret, tefekkür et, şükret der gibi değil mi? Bnce tam anlamıyla böyle.

Evde kal diyorlar dört bir yandan. Biz üretmekten, çalışmaktan yakınan zümreler şimdide evde kalmaktan yakınıyoruz. Bir de çalışmak zorunda (!) olanlar var. Malesef.. Hırs bürümüş iş verenin yürüyen para olarak gördüğü, iflahını söksem de sonuna kadar verdiğim parayı geri alsam dediği işçilerine nasıl olur da ‘sen sağlıklı ol’ yeter diyecektir! Bu mümkün müdür? Aslaaaa…

Doyumsuz, sabırsız, tüketen toplum eninde sonunda bunu haketti bence. Kendinden başkasını düşünmeyen bizler, yemeye içmeye, gezmeye tozmaya bu kadar düşkün olan bizler şimdilerde seçerek yiyor, dışarı çıkamıyoruz. Neden mi? Çünkü mazlum coğrafyalara tıkadığımız kulaklarımız vardı. Çünkü açın halini ramazandan ramazana anlayan halimiz, kendinden başkasını düşünmeyen egomuz, şükretmek kelimesini unutun dilimiz vardı. Dünyaya getirilme nedenimiz unuttuk. Hayatın imtihan olduğunu, kardeşliği, dostluğu, gerçek müminin ne demek olduğunu unuttuk. İnsanlık gafletine o kadar kapıldıkki. Kendimizi unuttuk. Şimdi hatırlama vakti dostlar?

Halbuki düşünsenize ne kadar çok nimet varmış şükredecek. Korkmadan çalışabilmek, okula gidebilmek, sokakta yürümek, insanlardan kaçmadan muhabbet edebilmek, hayatın rutinini yaşamak bile ne büyük nimetmiş. Sevdiklerine sarılmak, öpmek, gülmek ne büyük nimetmiş değerini bilemediğimiz. Şimdilerde kimse gülemiyor! Hepimiz bugün kaç kişi acaba? diye bekliyoruz. Herkes mutsuz evde olan can sıkıntısından, çalışan dışarıda olduğundan. Bir sessizlik var, kulakları tırmalayan bir sessizlik. O kadar sese alışmışız ki bu sessizlik yoruyor insanı. Ölüm sessizliği dedikleri bu mu acaba diyorum kendime.

Tek temennim şudur ki, Rabbim bu olaydan ders alan, sabrı ve şükrü hatırlayan kullarından eylesin. Sağlıktan, sıhhatten ayırmasın. Bizleri razı olduğu kullarından eylesin. Olur ölüm kapıyı çalarsa eğer o zaman da hayırlı ölüm nasip etsin. Amin…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.