Vicdanımın Gürültüsü

Vicdanımın Gürültüsü

Hayat bana defalarca öğretiyor aslında acımasız olmayı. Bazen iliklerime kadar bile işletiyor sırf anlayıp bırakayım vicdanımın merhametimin yakasını diye ama ben durur muyum?  Sanki hiç tepeme vurmamış gibi tam gaz devam ediyorum. Kendimi yaramaz laftan anlamaz ele avuca sığmaz çocuk gibi hissediyorum çoğu zaman. Annesi ne kadar alıkoysa da bu uğurda tüm gücüyle engellese de çocuk yine bıkmadan yapacağını yapar ya hıh işte o çocuk gibiyim.

Gözyaşlarım okyanus olsa da karşımdakine etimle kemiğimle kırılsamda karada kürek çekercesine işte öyle boşa çabaladığımı bilsem de hiç değişmiyorum. Ben yine kırgın kalbimi yapıştırıp eskisinden de iyi olduğuna kendimi inandırıp düşüyorum yollara. Peşimden ne sürüklediğime bakmadan sonsuzlarca tokat yesemde yüzümün ve kalbimin kızarıklığına bakmadan devam ediyorum vicdanımın son ses düzeyiyle.

Aslında diyorum yerimde başkası olsa bırakır bu işin peşini. Hayatta benim kadar kendinden ödün vermek şöyle dursun kendini veren var mıdır? Hani derler ya sigara tüm kötülüklerin anası diye benim müptelam sigaradan daha tehlikeli.  Vicdanımın gürültüsü… Başıma ne geldiyse sırf onu susturmak istemediğim için geldi. Ne bileyim her seferinde bir bilge edasıyla sırtını sıvazlayıp “insan vicdanı merhameti olmazsa ne işe yarar? Sen olması gerekeni ve en iyisini yapıyorsun” diye diye bu zamanlara gelmişim.

Ben yanlış insanlarla doğru şeyleri yaparak amacımdan nasıl da sapmışım görememişim. Değmediğini her defasında ağzı ile dile getirse belki saçmalamıştır mütevaziliğinden yapıyordur yaftası yapıştıracağım insanlar tüm davranışları ile beni buna ikna etmeye çalışıyorlar da ben hala böyle olduğunu düşünemiyorum ya kendime hayret içinde bakıyorum. Aynaya dönüp kendimi mi tükürsem yoksa tutup haketmeyene mi kocaman bir yazıklar olsun çeksem bilemedim. Diyeceksin ki kırılmıyor musun?Hem de nasıl… Keşke kendi kalp kırıklarımı gösterecek bir alet olsa da somut olarak göstersem.

Şöyle cama bağlasan bir ucumu da görseler camın atomunun bile parçalandığını. Gerçi ne fark eder? Kendimle karıştırıyorum… O kadar benimsiyorum ki inanacaklarını falan zannediyorum. Hani böyle kendimizi kötü insanlardan ipe sapa gelmezlerden koruyoruz ya yanlış yapmıyoruz ama eksik yapıyoruz. Kendimizi kendimizden neden korumuyoruz? Bu sorunun cevabı bende 404 Found… Kendime kızıyorum başkasına senden bir cacık olmaz diyorum ya yok aslında öyle değil asıl benden bir cacık olmaz. Anlıyorum inan ki anlıyorum…

Kendimden gidenler sadece değerlerim samimi hislerim değil kendimden gidenler fizyolojik yanıtlarımın düzenziliği aynı zamanda. Fakat ben akıllanmamak da direniyorum haklıymışcasına. Biri diyorum benim çeyreğim kadar yansa bana seve seve kül olurum bari kül olsam da değer diye düşünüyorum. Dönüp bakıyorum ki kül olduğumla kalakalmışım. İnsanın merhametsiz oluşuna vicdanlarını susturmalarını hep kızmış biri olarak kızdığım özellikleri kazanmamak için çok çabalıyorum fakat tıpkı yaramazlığını kaybetmiş çocuğun büyüdüğü gibi herkesten merhametim karşısında yediğim sağlam sillelerle bende büyüyorum. Ama bunu yaparken sadece vicdanım susmuyor ben de susuyorum.

Merhametten maraz doğar diyen büyüğümü haksız çıkarmak için tüm imkanlarımızı seferber ettim. Umudumu tükettim şimdi sesleniyorum ki haklıymış. Şimdi ben küsmeyi de bilmem yine yüzüme gürseler yine küllerimden doğarım tekrar boş yere külleneğimi bilsem de. İnsanları kendi iyiliğinizden vazgeçecek kadar önemsemeyin derim size babacan bir tavırla ama bunu yapamam. Her insanı. mizacı ve fıtratı bambaşkadır.

Ben böyleyim deyip kabullenmek istemesem de eninde sonunda kabullenmediğime dönüyorum. İnsanları öyle seviyorum ki bir bardak su hatırını ne seneler harcıyorum. Aman iyi olsun… Kötü olsa da ciğerimin ortasına hissedecek kadar benden içeri sokuyorum. İyi yapmıyorum kabul ediyorum ama düzelemiyorum. Bu bir hastalık mı yoksa saflıktan mı adını koyamasamda sapamadığım yolumda tam gaz ilerliyorum. Mutsuz olsam da vazgeçmiyorum ki enteresan kısmı da bu. Hiç kırılmamışım hiç emeklerim boşa çıkmamış gibi öyle canla başla uğraşıyorum hele küçük bir umut ışığı göreyim… Umut ışığı dediğime bakmayın öyle ahım şahım bir şey değil bir bakış bir tebessüm…

Hemen dolduruyorum altı delik heybemi. Delik olduğunu biliyorum amazannediyorum ki umudum dikecek o deliği Tuzla suya girmek gibi. Eriyeceğini biliyorum ama yine de gayretle bir parça tuz geçiririm ümidiyle dereden karşıya geçmeye çalışıyorum. Dahası var mı bilmem ama Nasrettin Hoca gibi göle maya çalıyorum Ya hu. Keşke diyorum sussa biraz vicdanım. Merhametim benden uzak bir yolculuğa çıksa. Onlar susar mı bilmem ama ben susuyorum. Umudum bir gün tükenir mi bilmem ama ben yavaş yavaş küllerimi savuruyorum

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.