Ela Uysal

Ela Uysal İle “Mindful” Olmak Üzerine Röportaj

Ela Hanım biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öğretmen bir anne babanın çocuğu, Cumhuriyetin ilk kadın öğretmenlerinden birinin torunuyum. Babam felsefe grubu öğretmeniydi ve çok okuyan biriydi. Çocukluğum babamın psikoloji, felsefe ve edebiyat kitapları içinde geçti. İnsan, varlık, anlam, mutluluk gibi konulara merakım çocukluğuma dayanıyor, diyebilirim. Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nden mezunum. Kurumsal iş yaşamına önce bankacılık, sonra elektronik sektöründe devam ettim bir süre. 2007 yılında tamamen tesadüf eseri Citibank’ta üst düzey yönetici asistanlığı yapmaya başladım. Daha sonra Koç Holding’te devam ettim. Aklımda hiç olmayan bu iş 10 yıldan fazla süre severek yaptığım işim oldu. Ne tesadüftür ki aynı yıl kişisel gelişim ve koçlukla ilgili yolculuğum da başladı. Davranış Bilimleri Enstitüsü’nün değerli hocalarından Erol Coşkuner ile tanışmam, onun grup çalışmalarına katılmam ve uzun yıllar özel öğrencisi olarak da süren bir usta çırak ilişkisi… Erol Bey kendini felsefeci olarak da tanımlayan bir terapistti. Cümlelerimi “geçmiş zaman kipiyle” kurmanın üzüntüsünü yaşıyorum çünkü onu Ocak ayında kaybettik. Duygu ve davranış değişimi odaklı, insan sorunlarını çözmeye ilişkin davranışçı teknik ve yaklaşımları temelde ondan öğrendim. Beraberinde yurt içi ve yurt dışından pek çok eğitimi (psikoterapi, nefes koçluğu, mindfulness, duygu ve alışkanlık değiştirme gibi) de alarak bilimsel temeli sağlam bir koç olma gayretim sürdü. Hep de sürecek. Koçluk mesleğini bireyin ve toplumun yaşam kalitesi açısından çok önemsiyorum ve itibarını arttırmak için de elimden gelen çabayı veriyorum. Mindfulness ise çalışmalarımın her zaman içinde oldu. Farkında olmak, izlemek, gözlemlemek davranışçı ekolün de önemli kavramlarıdır. Bu yaklaşımı daha yaygın bir şekilde paylaşabilmek heyecanıyla Mindfulness Academy’nin de eğitmenlerinden oldum.

Bir diğer tutkum yazmak 2016 yılında mutlulukla ilgili yazılarım bir kitap olarak çıktı. Yeni yazılarımı da çeşitli mecralarda okurlarımla buluşturmayı sürdürüyorum. Bireysel koçluk, grup çalışmaları, atölye ve seminerlerle ve yazılarımla mutluluğa dair bilgi ve pratiği aktarmayı yaşamımın en önemli amaçlarından biri sayıyorum.  Ayrıca on yaşındaki Ozan’ın annesiyim. Anne olmanın o sürekli “öğrenen” olma halini bu bütünün içinde çok kıymetli buluyorum.

Mindful olmak ne demektir?

Mindful olmak (farkındalık), yaygın tabirle “anda olmak, şimdinin farkında olmak” demek. Ama bu söz tek başına çok yeterli değil, biraz açıklama gerektiriyor. Ne yazık ki Türkçe’de bu kavramı tek başına açıklayan bir kelime de yok. İnsan zihninin onu diğer canlılardan ayıran bir özelliği var. Geçmişe ve geleceğe gidebilmek… Yani zihnimiz zamanda yolculuk yapabiliyor. Gezinen zihin birçok açıdan bizim avantajımız. Bütün kültürü, teknolojiyi geçmişten getirdiğimiz bilgi ve geleceği hayal edebilmek sayesinde var ediyoruz. Bireysel yaşamımızda da; geçmişten dersler alabiliyoruz, geçmiş başarılarımızla özgüven doluyoruz veya gelecek için planlar yapabiliyoruz, gerekiyorsa önlemler alabiliyoruz. Fakat madalyonun bir diğer yüzünde de gezinen zihnimizin şu ana dikkatini vermekte zorlanması var. Oysa yaşam şu an içerisinde olup bitenden ibaret. Şimdiye dikkatimizi vermediğimizde yaşam daha mutlu ve verimli olamıyor. Bunu binlerce kişiyle yapılmış bilimsel araştırmalar da doğruluyor. Odaklanamamak ve düşüncelerde kaybolmak yaşam kalitemizi olumsuz etkileyen bir durum. Bir başka olumsuz durum da zihnimizi yoran dış etkenler ve alışkanlıklar. Modern yaşam bundan yüz yıl önce hiçbir şekilde maruz kalmadığımız, oysa bugün bizi çok yoran ve adeta tüketen problem ve alışkanlıklarla dolu.

Mindful olmak herhangi bir yargılama olmaksızın (iyi, kötü, doğru, yanlış demeden) ve durumu değiştirmeye çalışmadan, nazik bir tavır ile o anın farkında olmak demek. Nazik tavır çok önemli çünkü kendimize biricikliğimizin farkında olarak; dünyaya da çatmadan, kızmadan nezaketle ve şefkatle davranmayı neredeyse unutmuş durumdayız.

Ancak bu tavır bir karar vermeyle hızlıca edinebileceğimiz bir şey değil ne yazık ki. Biz insanoğlu, davranışlarının çoğu otomatik olan canlıyız. Bu nedenle de bu dikkat kasını geliştirmemiz için bir tür zihin egzersizi yapmamız gerekiyor. Bu egzersizin adı “meditasyon”. Farkındalık meditasyonu dediğimiz şey, bilinçli bir şekilde dikkatimizi belli bir yere; bazen bedenimize, bazen duygu ve düşüncemize, bazen de dışarıdaki bir uyarana yöneltme egzersizleridir. Bunu düzenli şekilde yaptığımızda artık otomatik viteste de dikkatimizin, duygumuzun ve dolayısıyla da davranışlarımızın kontrolünü ele almaya başlıyoruz. Üstelik bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, beynimizin yönetici beyin dediğimiz (prefrontal korteks) kısmı kalıcı bir şekilde değişiyor, gelişiyor. İşte bu yüzden modern insanın temel ihtiyaçlarından biri “mindfulness”. Nasıl ki bedenimizi zinde ve sağlıklı tutmak için egzersiz yapmamız öneriliyorsa zihnimiz için de aynı şey geçerli.

Mindful çalışma denince ne anlamamız gerekiyor?

Mindful olmak iş yaşamında da çok önemli çünkü günümüzde iş yaşamı çok fazla değişkeni ve beklentiyi barındırıyor. Sistemin içerisinde, akıntıyla nehirde sürüklenen balıklara benziyoruz çoğunlukla. Oysa en verimli, en tutarlı ve en güçlü olmamız gereken yer orası. Bir yandan da yaşamımızın en güzel çağı ve en kıymetli zaman dilimleri işte geçiyor. Mindful çalışma hem verimli hem mutlu çalışmak için çok önemli bir adım. Dikkatimizi “şimdide” tutabildiğimizde ve daha az yargı, daha fazla nezaketle kendimize ve olaylara bakabildiğimizde işte de kontrollü ve keyifli oluyoruz aslında.

Mindfulness’ı tanımlarken kullandığımız üç önemli kavram var. “Niyet, dikkat ve tavır.” Bu üçlü birbirini destekleyen sacayağı gibi. Yaşamdaki niyetimizi sürekli hatırlamak, dikkatimizi kendi durumumuz üzerinde tutmak ve bizi niyetimize yaklaştıracak tavır içinde olmak… Bunu iş yaşamına da çok rahatlıkla uyarlayabiliriz. Hemen hepimizin niyeti iyi yaşamak, kaliteli ve mutlu bir yaşam sürmek. Bu niyetimiz gerçekleşsin diye de kendimizi iyi ve başarılı hissedeceğimiz bir iş yapmak istiyoruz. Ne zaman ki temel niyetimizi unutup aracı amaç haline getiriyoruz, o zaman rotayı şaşırıyoruz. İyi bir iş, mutlu bir yaşamın parçalarından yalnızca biri. Ama yaşamın tümünü oraya adar, bütün büyük anlamları oraya yüklersek bütünü kaçırır hale geliyoruz. Bence işin bizi tüketmesi, çatışmalar ve kaygılar büyük oranda bu farkındalığımızı yitirmemizden kaynaklanıyor. Mindfulness çalışmaları bize yörüngeden çıktığımızda bu kalibrasyonu yapmamız için fırsat veriyor.

Hem geçmişteki Yönetici Asistanlığı kariyerinizi ve hem de mindful çalışma düzenini bir araya getirdiğimizde, meslektaşlarımızla paylaşmak istediğiniz ve önereceğiniz konular nelerdir?

Yönetici asistanlığı çok özel bir meslek. Hem kurum açısından hem yönetici açısından hem de yöneticinin takımı açısından çok kilit bir kişidir yönetici asistanı. Bir yandan yöneticisinin verimini, performansını, zaman yönetimini, ruh halini gözetmesi gerekirken diğer yandan onun şirket içinde ve dışındaki en önemli temsilcisidir. Üst düzey yöneticilerin o zorlu dünyasında bazen değeri çok da bilinmeyen gizli bir kahramandır aslında. Beklentinin çok yüksek olduğu ama yatırımın da ne yazık ki o denli önemsenmediği bir koltuğa sahip asistan arkadaşlarım. Bu nedenle bir yönetici asistanının kendini geliştirmek konusunda daima ipleri elinde tutması gerektiğini düşünüyorum. Zaman zaman yöneticisinden talep etmeyi de bilmeli, kendi ihtiyaçlarını anımsatmalı gibi geliyor bana.

İyi bir yönetici asistanı heybesinde çok fazla özellik ve beceri taşımak zorunda. Koordine etmek, derleyip toplamak, anbean sorun çözmek, yaratıcı olmak, sürekli değişen ve esnetilen görev tanımına ayak uydurmak, bazen kapris çekmek, hızlı ve yerinde aksiyon almak, iyi takip etmek, gerektiğinde otorite kurmak, çok yönlü düşünebilmek, sakin kalmak ve sakinleştirmeyi de bilmek, her an hazırda olmak… Bunların hepsi yönetici asistanının rutininde var. İşte bu kadar çok işlevi hakkıyla sürdürebilmek için “mindful olmak” da çok önemli bir hale geliyor. İşin anlık gerekliliklerini strese kurban gitmeden sağlamak çok zor ama bir o kadar da hayati. Çünkü işin kendisi bu. Dikkat anda olabildiğinde, duygu ve davranış baskılanarak değil de doğal akışında dengede olabildiğinde ancak bütün bu beklentileri kendimizi tüketmeden karşılamak mümkün olur.

Asistan arkadaşımın mutlaka kendine bir “nefes alma” fırsatı yaratmasını tavsiye ediyorum. Bu üç nefeslik küçük bir çalışma, birkaç dakikalık bir meditasyon dahi olsa etkileri çok büyük oluyor. İşin onları sürüklediği, stresin aniden ve beklenmedik şekilde tavan yaptığı çok fazla durumla karşılaşıyorlar. Böyle zamanlarda, stresin esaretinden kurtarıp farklı bir duygu alanına taşıyan minik egzersizler çok iyi geliyor.

Benim şöyle bir sloganım var, “mindful olmak hepimize lazım, her zaman lazım”. İnsan olmanın her anında farkındalık ve nazik tavır gerekli. Bu özellikler sadece asistanlığın veya bir başka işin tanımında hapsolacak şeyler değil. Ebeveyn olurken de, iş arkadaşı olurken de, eş olurken de, ev işi yaparken de, yemek yerken, çalışırken, konuşurken de farkındalık içinde olmak bizim yaratıcı şekilde şimdiki ana yanıt vermemizi sağlar ve zihnimizin döngüsü içinde oradan oraya savrulduğumuz otomatik tepkilerden kurtarır bizi.

okur

Yazar: EPMA World

Blog OkurBlog YazarKurumsal YazarEPMA World

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.