Geçmişten Günümüze Bakış

Günümüzde sosyal medyanın toplumları, hatta küresel çapta tüm insanlığı şekillendirdiği gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu durum aslında pek çok insan tarafından fark edilse bile, insanlar bunu görmezden gelmektedirler. Çünkü içinde bulunduğumuz dönemin bizlere sunmuş olduğu yaşam şekilleri adeta kişileri kendi benliklerinden söküp çıkararak, sanal ortam ve yapay ilişkilere hapsetmiştir. Bu noktada, geçmişten günümüze kadar uzanan süreç içerisinde yaşanan gelişmeleri ele alarak, insanların bu duruma nasıl düştüklerini anlatmaya çalışacağım.

Premodern Dönem

İlk durağımız feodal yapının hakim olduğu premodern dönem. Feodal yapıdaki insanların hakikate ve gerçekliğe karşı duydukları şüphe onları doğa üstü kavramlara inanmalarını beraberinde getirdi. Bu dönemin en belirgin özelliklerinden birisi hiçbir kitle iletişim aracının olmayışıdır. Kişiler verileri, günlük yaşantılarında birebir etkileşim kurdukları insanlardan çekmekteydiler. Bunun yanında, o dönemin şartlarına bakarsak eğer seyahat edebilirlik durumu zor ve nadir kişiler için geçerliydi ve kişi doğup, büyüdüğü köy veya kasabadan dışarıya adımını atamadan belki de hayatı sonlanıyordu. Bu durum her kasabanın kendi içinde kapalı bir kültür oluşturmasına olanak sağlıyordu çünkü diğer kasabalarla olan etkileşim neredeyse yok denecek kadar azdı.

Kitabın Yaygınlaşması

Peki bu birincil bilgi nasıl kırıldı. Kitapla. Kitabın yaygınlaşmasıyla birlikte kişiler kendi aklına güvenme cüretini göstermeye başlamıştır. Artık doğa üstü kavramlara olan inanç kırılmış ve yerine pozitivizmin doğuşu ile birlikte akla ve bilime olan inanç sistemi yayılmaya başlamıştır. Premodern dönem sonlanmış, modern dönem başlamıştır. Modern dönemin başlamasında etkili olan kitap endüstrisi ilk zamanlarda büyük kentlerde kurulmuştur. Bu da beraberinde o şehre ait dil, kültür vb. veri setlerinin aktarılmasını sağladı. Daha önce duyuları yardımıyla verileri çeken kişi artık kitap yardımıyla verileri bir dolayım üzerinden almaya başlar. Buna kitle iletişim aracı diyoruz. İlk kitle iletişim aracı kitaptır. Fakat kitabı herkes okuyamaz. Çünkü okur yazarlık oranı oldukça düşük. Ayrıca kitap ucuz bir ürün değil yani sadece zengin ve iyi eğitimli kişilerin ulaşabildiği bir araçtır.

Kırılmanın Başlangıcı, Gazete

Bir sonraki adım gazete. Gazete kitaba göre daha ucuz olabilir ama eş zamanlılık getiriyor. Kitapta mesela 30 yıl öncesine ait bir romanı okuyabilirim. Ama bu durum gazete de 2-3 gün ile sınırlı. Öte yandan, artık fotoğraflarda devreye girdiği için bende şöyle bir durum oluşuyor. İstanbul diye bir yer var, betimlemesini biliyordum artık sokaklarını da görebiliyorum. Hayali bir yer zihnimde yer kaplamaya başlıyor. Ama bu sadece şehir ile sınırlı değil kişilerin görünüşü, kişiliği, kültürü vb. gibi durumlarda dahil. Önemli bir farkta kitap baştan sona tek bir temayı anlatırken gazetede sayfa sayfa konular değişir. Bir sayfada siyasi konular varken, arka sayfada iş ilanları, diğer sayfada kültürel haberler gibi farklı konuları barındırır bünyesinde. Kısaca bütünlük yoktur, her şey parçalıdır. Gazeteyi okumaya başlayan birisi geçmiş sayfalarda ne okuduğunu unutabilir. Öte yandan gazete daha ucuz olması ve resimlerle donatılmış olmasından kaynaklı elit kesimden biraz uzaklaşmıştır ve rasyonelliğe ihtiyacı yoktur. Kitap tezler ve kaynaklar göstermesi gerekirken gazetenin böyle bir derdi yoktur.

Okuma Bariyeri İptal, Radyo

Sıra geldi radyoya. Radyoda işin içine artık ses de dahil olmuştur. Bununla beraber okuma bariyeri ortadan kalkmıştır. Artık eğitimsiz kitleler radyonun başına geçebiliyor ve buna çocuklar da dahil. Radyoda parçalı konulara yer verdiği için gazete gibi rasyonaliteden dolayı zarar görüyor. Radyodan veri çeken kitle, radyo istasyonlarının devletin elinde olmasından kaynaklı, otoritenin istediği bilgiyi edinebiliyor. Bu noktada yeni kurulan ulus devletler, kitap, gazete ve radyonun yardımıyla, kimsenin birbirini görmeden haberdar olabildiği iletişim ağı içerisinde kolektif yapıyı kurmayı başardılar.

Postmodernizmin Temelleri, Televizyon

Bir sonraki aşama televizyon. Televizyon ile birlikte kitle iletişim aracı seviyeyi iyice düşürür ve herkese hitap etmeye başlar. Hitap edeceği kitleyi değiştirirse kitle iletişim aracı, gönderdiği iletilerin nitelikleri de değişir. Böylece kitaptan televizyona uzanan bu süreç içerisinde entellektüelizm zorunlu olarak düşüş gösterir. Tam da burada postmodernizmin temellerinin atıldığını söyleyebiliriz aslında. Televizyon sürekli yenilenen ve konusunun değiştiği görüntüler ile zaten parçalanmış olarak algılanan hayatın daha da parçalanmasını sağlamıştır. Önemli bir noktaya değinmem gerekirse, şimdiye kadar anlatmış olduğum kitle iletişim araçlarının ortak bir noktası bulunmaktadır. Bu ortak nokta hepsinin tek bir merkez tarafından kitlelere hitap etmesi ve ulaşmasıdır.

Postmodernite ve İnternet

Gelelim postmodern döneme yani şimdiye. Artık hayatımızda mucizevi bir araç var “internet”. Tabi bu internet kendi başına bir anlam ifade etmiyor. Ta ki sosyal medya mecraları ortaya çıkarılana kadar. Bu dönemin özelliği modernite ile birlikte yığılan bilgilerin farklı kollara parçalanarak, her bir alan için uzmanlık gerektiren bir dönemin sosyal mecralar ile buluşmuş olmasıdır. İnternet ile birlikte azınlıklara söz hakkı gelmiş ve elit ya da değil, fakir ya da zengin, kadın ya da erkek hiç fark etmez, herkes kendini merkeze alarak dış dünyaya açılabilmektedir. Bu durumda hakikat ve gerçekliği çoğunluk belirlemeye başlar. Postmodern dönem düşünürlerine göre dil ve kültür sosyal inşalar olarak görülüyordu. Madem her şey sosyal inşadan ibaret, o halde neyin doğru olduğunu kim söyleyebilirdi ki? Artık hakikate ulaşmanın bir anlamı yoktu. Önemli olan estetiğe ulaşmaktır. Yani hazza! Kısaca tek bir alanda uzmanlaşan kişi farklı bir konuda bilgisiz kalıyor. Bilgi edinebilmesi için okuyup, araştırma yapması gerekiyor fakat bunu yapacak vakti yok. Çünkü günümüz hayat standartlarında zamanımızın çoğu hatta günümüzün büyük bölümü para kazanma yani hayatımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan aracı kazanmak hedefiyle heba oluyor. O halde kişi bilgi edinebilmesi için gerekli bütün çaba isteyen işlerden kendini çekerek göze, duygulara hitap eden şeylere yönelecektir. Bu aşamada entellektüel kesimlerin bulunduğu gibi kabaca cahil kesimlerin de aynı seviyede kitlelere ulaşabildiği bir ortamda, her kesimden insanın bilgi üretimi ve tüketimi yaptığını düşünürsek eğer, hakikat ortadan kalkmış olacaktır. Anlık hap bilgiler ve inançlar içerisinde kişi hayatına devam edecektir. Son olarak ise sosyal medyalardaki algoritmalar sayesinde kişi adeta kendinin kopyası düşünce ve kişilerle eşleştirilecektir. Hiçbir olumsuz yargı ile karşılaşmayan bu kişiler küçük filtre balonlarını oluşturacaktır. Bu balonlar kişiye onun ne kadar doğru olduğunu, tek gerçeğin kendisi olduğunu empoze ederek iyice kabuğuna kapanmasını ve onu ileriye götürecek olan merak duygusunu yitirmesine sebep olacaktır. Çünkü algoritmalar kişilerin internet kullanırken şimdiye dair yaptıkları tıklama, izleme veya beğenme gibi eylemleri kaydederek, gelecekte de aynı eylemleri yapmasını sağlamak üzerine kurgulanmış bir sistemdir. Burada önemli olan şimdiye dair olan zaman aralığının çok kısıtlı sürelerde(saniyede bir) gerçekleşmesi ve o andan itibaren gerçekleşen eylemlerin artık geçmiş olmasıdır. Bir başka açıdan algoritma, kişinin şimdide yaptığı küçük eylemleri kaydederek, kişinin gelecek yaşamında da aynı kayıtlar üzerinden hayatına devam edeceği savı üzerinden ilerler. Bu bağlamda kişiyi geçmişte sıkıştırarak merak duygusuyla gelişen hayal gücünü yani gelecek kurgusu yapma yeteneğini elinden alacaktır.

Kişinin Anlam Arayışı

Tüm bu aşamalardan geçen insanlığın geldiği noktayı sizin taktirinize bırakıyorum. Fakat son olarak bahsetmek istediğim bir konu daha var, anlam arayışı. Herkes tarafından kabul gören kişiliğin, anlamın, kişinin dünyaya bakış şablonunun oluşmasında geçmişin birebir etkisi yoktur. Kişi anlamı da kendisini de geçmişte kurmuyor. Kişi kendi anlamını ve varlığını yalan söyleme kapasitesini kullanarak kendisine bir düş üreterek yapıyor. Bu yüzden düş var olmayanı imlediği için, düş olsa olsa kendini gelecekte olanaklı hale getirebilir. Bu yüzden kişi  kimliğini inşa ederken geçmişini kullanabilir. Fakat seçmece kullanır. Neye göre seçmece kullanır? Gelecekteki yalan söyleme kapasitesiyle kurmuş olduğu düşsel ideal çerçevesinde. İnsan birisi olmak ister. Ama asla birisi olamaz. Çünkü zorunlu olarak saçılır. Ben bu internet adresinde bir yazarım, markette müşteri, ebeveynlerimin yanında çocuk, okulda öğrenciyim. Bunların hangisi benim gerçek kimliğim? Bunların hepsi benim aslında. Fakat her seferinde içimden farklı bir persona ile oradaki kılığa uyum sağlayan bir kişiliğe dönüşüyorum. Bu noktada diyebiliriz ki, demek ki sabit özümüzü hiçbir ilişkiye yansıtmıyoruz. Sadece orayla uyum sağlıyoruz ve en önemlisi, en çok uyum sağlamak istediğimiz yer düşlediğimiz yer. Daha açık bir dilde ifade etmek gerekirse. Şuan ekonomist olmaya karar verdiğinizi düşünün. Bu kararı aldıktan hemen sonra okumanız gereken kitaplar değişecek, ekonomi alanında okul okumanız veya eğitim almanız haliyle harcamalarınız, çevreniz ve belki de bulunduğunuz şehir bile aldığınız karar neticesinde değişecek. Siz artık gelecek projeksiyonunuz çerçevesinde şimdiyi oluşturdunuz ve dünkü kişi değilsiniz. Kendinizi düne göre konumlayabilirsiniz, hatta kurabilirsiniz. Önemli olan nokta ise kurma sözcüğüdür. Çünkü kişi aynı kişi olamaz. Bir gün daha geçirdi ve uzlaşması gereken bir bütünlükle daha savaştı. Burada radikal bir gelişme dahi olmasa yine de bir şeyler oldu. Zorunlu olarak kişi her gün yeni bir ben ile karşı karşıya. Bu durumun tersi de mümkün. İnsan kendini zorunlu olarak akışın içine kendisini kaptırmak zorunda ve akışın içinde kendisine yeni çözümler bulmak zorunda. Fakat insan belirsizlikle mücadele etmekten her fırsatta kaçınan bir varlık. Bundan kaçınması için kendisini sabit tutması gerekecek. Bunu yapan kişi ise gelecek düşü kuramayan kişi olacak. Çünkü Gelecek düşü olan kişi zaten kendisini akışa kaptırmış anlamı ve benliğini akışta bulmuş olacak. Kendisini düne sabitlemek isteyen kişi bütün değişimlere direnecek. Kişi kendi içine kapanacak ve kendini taklit edecek. Kişi kendine bir persona çizmişti, evet ben bu kişiyim ve ben bunu abartacağım diyerek geçmişte kurduğu yapıya sarılacak. Abartacak, herkese duyuracak. Neden? Çünkü bana anlamlı gelen başkasına da anlamlı gelecek diye düşünücem. Çünkü ben orada bir zihin seti inşa ettim ve anlamı orada buldum.

Cümlelerimde sona yaklaşırken şunu söylemek istiyorum. Anlam ağaçta yetişen bir elmanın aksine kendisi varlığı bulunmayan bir şey. Anlam ancak zihin tarafından başka bir şeye atfedilen bir şey olabilir. Kendinde bir anlam olmaz. Bu yüzden insanlar muhafaza etmek istediği benliğiyle ya da akışa bırakmak istediği benliğiyle anlamlarını bulabilirler. Akışa bırakanlardan olmak dileğiyle.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.