ATATÜRK'ÜN RAMAZAN HASSASİYETİ

Her ne kadar inanç Allah ile kulu arasındadır desek de tarihi şahsiyetlerin dönem içerisinde yaptıklarından çok kişisel tercihleri ön plana çıkmıştır. Bu şekilde sürekli eleştirilen, merak edilen ve sorgulanan bir lider de Atatürk’tür.

Atatürk’ün kişisel özelliklerini hepimiz az çok biliriz; ileri görüşlü, zeki , temkinli , sabırlı ve disiplinli olması gibi daha sayabileceğimiz onlarca özellik. Mustafa Kemal’in bir başka özelliği daha vardı ki; olduğu gibi görünür riya yapmazdı. Kararlarını dönemin koşulları çerçevesinde uygular sırf birileri beni beğensin veyahut benden memnun olsunlar diye asla düşünmezdi.

Peki, Mustafa Kemal Ramazan Ayı’nda normal günlerden farklı olarak neler yapardı ?

Atatürk’ün her Ramazan Ayı’nda kız kardeşi Makbule Hanım’dan, annesi için hatim indirilmesini rica ettiği ve hafız için ise içerisinde para bulunan bir zarf verdiği bilinmektedir. Buradan anlaşılıyor ki ; Atatürk Kur’an-ı Kerim’in indiği ay olan Ramazan’da çeşitli şekillerde Kur’an okutmaktaydı.

Binbaşı Hafız Yaşar Okur bu konu hakkında :

”Ramazanların Ata’m için büyük önemi vardı. Ramazan’da ve Kadir Geceleri’nde saz çaldırmazdı. Sadece beni huzuruna çağırıp, Kuran-ı Kerim’den birkaç sure okuturdu. Ruhunun çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılırdı. 

Ramazanlar ’da bir ay süreyle şehitlerin ruhuna Hatim-i Şerif okumamı isterdi. O zamanlar cami hıncahınç dolardı.”

Bir Ramazan günü Atatürk beni huzuruna davet etti. Sure–i Yusuf’tan bir sahife okumaklığımı söyledi ve okudum. Atatürk derin bir müşahedeye vardı. Sessiz sedasız dalgın ve kendinden geçiyordu. Kıraatı (okumayı) müteakip pek sevdiği Süleyman Çelebi’nin Mevlit’inin Viladet bahrini (bölümünü) okumamı söyledi. Okudum. Çok mütehassis oldular. Ve Mevlid’i ne zamandan beri okuduğumu ve hafızlığımın tarihini sordu…

1932′de Ramazanın ikinci günüydü. Atatürk ile Ankara’dan Dolmabahçe Sarayı’na geldik. Beni huzurlarına çağırdılar. ‘Yaşar Bey’ dediler. ‘İstanbul’un mümtaz hafızlarının bir listesini istiyorum. Ama bunlar musikiye de aşina olmalılar.

O ana kadar bunların niçin çağrılmış olduğunu ben de bilmiyordum. O gün anladım ki, tercüme ettirilmiş olan bayram tekbirlerini kendilerine meşk ettirecektir. Hafızlar ikişer ikişer oldular ve şu metin üzerine meşke başladılar.

Allah büyüktür…Allah büyüktür…

Atatürk, Cemil Said Bey‘in Kuran tercümesini getirtti. Bizlerin tercüme konusunda tek tek fikirlerini aldıktan sonra hemen hemen sabaha kadar tartıştık. Daha sonra ayağa kalkarak ceketlerinin önünü iliklediler. Kuran-ı Kerim’i ellerine alıp Fatiha Suresi’nin Türkçe tercümesini açıp halka okuyormuş gibi ağır ağır okudular. Bu hareketleriyle bizlerin halka nasıl hitap etmemiz gerektiğini göstermek istiyorlardı.

Sonra Atatürk:

Sayın hafızlar, içinde bulunduğumuz bu kutsal ay içinde camilerde okuyacağınız mukabelelerin tamamını okuduktan sonra Türkçe olarak da cemaate açıklayacaksınız.

İncil’de Aramca yazılmış ama sonradan bütün dillere tercüme edilmiştir. Bir İngiliz İncilini İngilizce, bir Alman İncilini Almanca okur. Herkes okunan mukabelelerin manasını anlarsa dinine daha çok bağlanır” dediler.

Sonra yanındakilere:

Gazetelere haber verin, yarın camilerde okunacak surelerin Türkçe tercümesi de okunacaktır’ emrini verdiler.

Cemal Granada ise bu konudan : 

“Ramazanlarda Kadir Gecesi ağzına kadehini koymazdı. Kadir geceleri sofra bile kurdurtmazdı. Saygısı büyüktü. Bazen mevlit dinlerken ” Göklere çıktı Mustafa ” deyince ağlardı.” 

şeklinde bahsetmektedir.

Bu konu ile ilgili daha birçok anı ve belge mevcut yalnızca birkaçına değinmek istedim. Mustafa Kemal’in oruç tutmadığı ya da bazen tutup  bazen tutmadığı yönünde bilgiler mevcut lakin tutsa da tutmasa da Ramazan Ayı’na ve oruç tutanlara gösterdiği anlayış ve saygı aşikardır. Okuyan ve araştıran Türk gencinin sayısı ne zaman ki kulaktan dolma bilgilerle bildiğini zannedenlerin sayısından çok olur işte o zaman her şey daha güzel ve iyi olacak demektir.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.