DÜNYANIN EN TEHLİKELİ CANLISI: İNSAN

Sen haklı çıktın Nietsche. Bu zamanda sen daha da haklı çıkıyorsun Nietsche. Ne yazık ki, geçen zamanla ileriye gitmek yerine ilk çağların da gerisinde bir vahşete sapıyoruz. İlk çağlarda insanlar doymak için hayvan avlar, yemek istediklerini öldürürmüş.  Ya şimdi?

Ayrıldığı ya da ayrılmak isteyen karısını, çocuklarını ve kadının ailesini öldürenler… Canı sevişmek istedi diye onunla hiç alakası olmayan kadınlara, masum çocuklara, isyan edemeyen, sesini çıkaramayan hayvanlara tecavüz edenler.. Canları yanıp, hayatlarından olup da, sevdikleri canları acısı ile kahrolanlar artarken bu kötü gidişe “dur” diyen çıkamıyor. İnsanlar yıllar geçtikçe medenileşip, insanlığı daha da öğreneceği yerde günahtan ya da kanunlardan korkmadan birilerinin canını yakıp, ölüm nedenleri olabiliyorlar.

Yolda yürürken kadına yumruk atan, deviren, düşüren sıradan insanlardan tutun da, ona çocuk doğurmuş, kirli çamaşırlarını yıkamış, yemeğini yapmış, yatağını ısıtmış onca kadının ve doğum- hamilelik sıkıntısını çekerek dünyaya getirdiği o minik yavruların da canlarını alabilecek erkekler var bu dünyada. Bunlar nerede, nasıl yaşıyorlar, nasıl ürüyor, barınıyorlar ve neden hiç azalmıyor, yok olmuyorlar?

                Kadının parası ile yaşadığı halde kendi adam olamayışının acısını, işsizliğinin, parasızlığının sıkıntısını o çilekeş kadınların canına kastederek gidermeye kalkan ruhsuz, vicdansız erkekler kimin çocukları? Kimler onları bu kadar yaşattı da bu hale getirdi? Bu insanlar “sevgi”, “merhamet” gibi sözlerin ne anlama geldiğini ve neler hissettirdiğini hiç mi bilmezler?

                Koparılıp yere atılmış bir çiçeğin bile ezilmesine, solmasına razı olmayan kadınların canını yakan ve öfkesi hiç sönmeden onlarca bıçak darbesi ile intikam almaya kalkan insan görünümlü canavarları durduracak hiçbir şey yok? Kan, korku, günah, acı, çığlık, ölüm?  Hiçbir kelime kötü gelmiyor mu onlara? Nasıl bir ruhtur bu?

                Şimdi bir de minicik çocuklara sapık gözle bakanlar türedi. Bu gördüğün bebek, çocuk. Masum bir sübyan.  İnsaf! Daha boyu bile uzamamış, kolu, bacağı bile kısacık. Neresini ne gözle görüyor bu sapıklar?

                Hani internette çocuklarının, yeğenlerinin, torunlarının masum gülüşlerini ve oyunlarını paylaşanlar oluyor ya. Ben o çocukların resimlerinin paylaşılmasını da istemiyorum artık. Herkes “maşallah. Ne tatlı” gözüyle bakmıyor işte. Ne kadar karanlık, çirkin bakışlar var. Kendi çocuk sahibi olup olmadığına bile bakmadan, minik bir bedeni cinsel ihtiyacını giderecek bir yetişkin gibi düşünerek, hoyratça davranan insanlar var. .. Maalesef onlara da insan deniyor ama insanlıktan nasibini almamış, hayvan adlarıyla anacak olsam, hayvana hakaret sayılacak yaratıklar bunlar.

                Evladım yok diye sevinemiyorum.  Büyük şehirden kaçmış olmam da bir şeyi değiştirmiyor. Ne yaparsam yapayım, nereye gidersem gideyim o çirkinlikleri okuyor, duyuyor, şahit  oluyorum. Ülkemde yaşanan acı olaylar beni de üzüyor.  Mutlu değilim. İçim sızlıyor. Her gün vahşet, her gün acı, her gün felaket.

                Neden geldik bu dünyaya? Mutlu olmak ve sevip- sevilmek için değil mi? Bu yaşadıklarımız neden? Kim hak ediyor bu acıyı, vahşeti? Neden kötülere hiçbir şey olmuyor?  Filmler de iyilere bir şey olmuyor. Onlar hiç ölmüyor ama gerçekte kötüler yaşıyor. 

                Çare? Çare nedir? İnsan olmayı öğretmek. Her alanda, her yerde herkese… Umarım başarılı oluruz. 

                Sevgiyle kalın.

               

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.