in ,

Ufak Tefek Skandallar -Hülya Avşar-

Şu anda gündem olan ilginç bir problemle karşı karşıyayız. İlk duyduğumda yanlış anladığımı sandığım ancak sonrasında doğru olduğunu çözdüğüm mevzu, Hülya Avşar ve kızına öcü olarak tanıttığı peçeli vatandaşlarımız.

Öncelikle derdimin tesettürlü olmayanlarla olmadığını bildirmek isterim. Malum, şu anda ülkemizde düşüncelerimizi belirtmek de linç ediliyor. Bana hücum edilmeden önce kendimi ifade edeyim dedim. Gelelim konumuza, Hülya Avşar ve öcülerine.

Sosyal medya üzerinden fazlasıyla linç edildi, kimi dış görünüşü üzerinden kimi de Hülya Avşar’ın açık giyinmesinden vurdu. Bunu doğru bulmuyorum, Hülya Avşar’ı dış görünüşü ya da giyiniş tarzı ile yargılayan kişilerin ondan pek bir farkı kalmadı. Benim de niyetim kendisini yargılamak değildir. Bana düşmez. Benim derdim şu; ötekileştirilmiş olan peçeli bireyler.

Birincisi peçe, tozdan mikroptan dolayı takılmıyor. Hülya Avşar bunu bilirse iyi olmuş olur. Ayrıca kendisi maske takarak peçeli de olmuş değil. Umarım oturup düşündüğünde bunları anlayabilmiştir.

Peçe ne için takılıyor, çarşaf ne için giyiliyor?

Türkiye’deki Müslüman kadınların bir kısmı tesettürlerini yeterli görmedikleri zaman, kendilerini daha fazla gizleyebilmek ve örtebilmek için peçe takarlar, çarşaf giyerler. (Burada Türkiye olarak belirtmemin nedeni bazı ülkelerde çarşafın zorunlu olmasıdır.) Yani dinlerinin gereği olan tesettürü biraz daha arttırırlar, Allah rızası için yaparlar. Peçe takmak, çarşaf giymek bir nefis işidir aslında. Bir tesettürlü olarak söylüyorum ben bunu nefsime ağır geldiği için yapamıyorum.

İkinci olarak şuna değinmek istiyorum.

Çarşaf veya peçe giyenler Arap değillerdir. Bu şekilde giyinen bireyleri ” Yallah Arabistan’a” diyerek taciz etmek hiç hoş değil veya bu bireyler bazılarının düşündüğü gibi cahil de değillerdir. Çarşafı olana, peçe takana “Örümcek kafalı” denmez.

Bir birey tesettürlü olduğu için “Yobaz” değildir.

Bir adam sünnet sakalı bıraktığından dolayı “Koyun” da değildir.

Bir birey tesettürlü olmadığından “Cehennemlik” değildir. Böyle olduğu için kimseye kafir diyemezsiniz.

Bir kadın kendisine makyaj yaptığı için “Aranıyor.” diyemezsiniz.

Bir bireyi giyinişinden dolayı, dininden dolayı, yaşayış tarzından dolayı yargılayamazsınız. Bu kimseye düşmez.

Özellikle bir müslüman olarak şunu söylemek istiyorum. Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri İstanbul’u fethettiğinde müslüman olmayan halka özgürce ibadet etmek ve yaşamak konusunda endişe etmemelerini söylemiştir. Kendi askerlerine de bunu tembihlemiş, eğer bu emre itaat etmeyen olursa cezalandırılacağını buyurmuştur. Hiç kimseye kendi dininden olmadığı için zulmetmemiştir.

Ben müslüman bir birey olarak, dışarıdan gördüğüm ile kişiyi yargılayamam. Ben de bir kulum. Ve benim de yanlışlarım doğrularımdan fazla. Ben yalnızca kendimi yargılamalıyım. Müslüman olan, başka dine mensup olan ya da herhangi bir dine mensup olmayan herkes de sadece kendisini yargılamalı. 83 milyon nüfusu olan bir ülkede yaşıyoruz, elbette ki herkes aynı düşünemez ancak saygı ve hoşgörü diye harika olgular var…

Hülya Avşar’a tekrar dönecek olursak, hiçbir peçeli ve çarşaflı “Tüh Hülya Avşar bana öcü demiş, çok üzüldüm.” demiyordur. Kendisinin ortada hiçbir şey yokken böyle bir olayı anlatması sadece bizleri kızdırdı. Peçeli hala peçeli, çarşaflı hala çarşaflı.

Kendi kızına toplumdaki bazı bireyleri ötekileştirmesi ve çirkin bir tabirle “öcü” olarak anlatması ise buram buram cehalet kokuyor. Bunun üstüne de peçeyi virüs savar sanması da bu cehaletine çikolatalı sos niteliğinde olmuş.

Hülya Avşar umarım hayatının geri kalanında daha faydalı işlere kendini verebilir. Yoksa bir sonraki kamera karşısına geçişinde bir facia ile daha karşılaşacağız…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.