Bir Toplum, Kurallar Olmadan Var Olabilir mi?

Bir Toplum, Kurallar Olmadan Var Olabilir mi?

İnsanlık var olduğundan beri daima yazılı ve yazılı olmayan kurallar tarafından yönetilmiştir. Çocukluğumuzdan itibaren davranışlarımız toplumsal ve hukuki kurallarla şekillenir. Temel ahlaki değerler zaman içerisinde temel hukuki kurallara dönüşmüştür. Peki, tüm bu kurallar olmadan toplumlar var olabilir miydi hiç düşündünüz mü? Tarih boyunca kurallar olmadan yaşamış bir toplum var mıydı yoksa bu yalnızca ütopik bir kavram mıdır?

Bireyler içinde bulundukları toplumun kurallarına uymazlarsa o toplulukta karışıklıklar çıkarak bir kaos ortamı doğar. Örneğin trafik kurallarının hayatımızdan tamamen kaldırıldığını düşünelim. Trafik ışıklarının olmadığı bir caddede ne zaman ve nerede duracağınıza nasıl karar verecekseniz? Kurallara rağmen yaşanan trafik kazalarının ne derece artacağını hayal edin.

İnsanların yaptıkları için yargılanmadığını ve ceza almadığını düşünelim. Caydırıcı hiçbir gerekçe olmadığında suç oranları katbekat artacaktır. İnsan mantığıyla değil, dürtüleriyle hareket edecektir. Yapılan araştırmalar, insanların ceza almayacaklarını bildiklerinde cinayet işlemeye olan eğilimlerinin arttığını göstermiştir. Benzer şekilde kuralların ortadan kaldırılmasıyla birlikte özel mülkiyet anlayışı da ortadan kalkacaktır. İnsanlar, kendilerine ait olmayan şeyler için hak iddia edebilecek sonucunda da hırsızlık olayları artacaktır. Cezanın varlığı, bunlar gibi istenmeyen davranışları baskı altına almak için gerekli olabilir.

Bir Toplum, Kurallar Olmadan Var Olabilir mi?

Doğru Davranış İyilikten mi Toplumsal Kabullenişten mi?

Kuralların, devletin olmadığı toplumsal düzen denilince akla “anarşizm” gelmekte. Anarşizm, devlete ve benzer tüm “otoriter” ve “hiyerarşik yapılanmaya” karşıdır. Böyle bir felsefi görüşte dahi hiçbir kuralın olmadığını öne sürmek imkânsızdır. Anarşizm insanın içindeki iyiliğe inanarak devlet otoritesine gerek kalmadan doğru davranışı bulabileceğini savunur. Peki, doğru davranış insanın içindeki iyilikle mi ortaya çıkar yoksa toplumsal kabullenişle mi? Binlerce masum insanı öldüren Nazi askerleri bunu yaparken vicdanlarıyla mı hareket etmişti yoksa yalnızca kendilerine verilen emirlere mi itaat ediyorlardı? Sosyolog Espinas’a göre her bireysel bilinç daha yüksek bir bilincin parçasıdır. Bu yüksek bilinç de topluluğun bilincidir. Bireyi, içinde bulunduğu toplumun değer yargılarından soyutlamak mümkün değildir. Eylemlerimizde bireysel seçimlerimizle değil, toplumsal kabullenişlerle hareket ediyoruz.

Önerilen İçerik: Türkiye’de Sanat Neden Gelişmiyor?

Hukuki tüm kurallar kaldırılabilir ancak ahlaki kuralları, yazılı olmayan toplumsal kuralları, ortadan kaldırmak mümkün olmayacaktır. Şuan davranışlarımızın ve alışkanlıklarımızın tümü toplum tarafından belirlenen görgü kurallarına göre oluşmuş durumda, diğer bir deyişle bireysel bilincin ötesindeki “kolektif bilinç” ile.

Anarşide Bile Düzen Vardır

Kuralların olmadığı bir dünyayı Ursula K. Le Guin “Mülksüzler” adlı kitabında ele almıştır. “Annares” adlı gezegen anarşizmin uygulandığı, devletin veya herhangi bir yönetim merkezinin bulunmadığı ve yasaların uygulanmadığı bir yerdir. Romandan şunu anlıyoruz: Düzensiz bir sistemde dahi düzenden kurtulamıyoruz. İnsanın davranışlarında hiçbir kurala bağlı olmaması, tamamen özgür olması için yalnız olması gerekir. Kuralların olmadığı bu toplumda aslında bir iktidar vardır: toplumsal vicdan. Yazara göre tüm insanları, toplum denen “organizma”ya kendi rızalarıyla bağlayan düşünce, zamanla, “organizma”da vücut bularak tek tek insanları kendine bağlayan görünmez bir iktidara dönüşüyor.

Bir Toplum, Kurallar Olmadan Var Olabilir mi?

Sonuç olarak, kuralların toplumsal düzenin devamlılığını sağlamada gerekli olduğunu söyleyebiliriz. Yasalar ve kurallar olmasaydı daima güçlünün kazandığı, insan haklarının olmadığı bir dünyada yaşam sürmek zorunda kalırdık. İnsanın içindeki kötülük potansiyelini kontrol altına almada kurallar gereklidir. En önemlisi, bir toplumun yükselmesi kurallar ve kanunlar vasıtasıyla cereyan eder.

Şunu da unutmamak gerek: Hayatımızı şekillendiren toplumsal ve ahlaki kuralların daima doğru olduğunu iddia edemeyiz. Dolayısıyla kurallara bağlı olarak yaşamak, kendi doğrularınızın peşinden gitmeyeceğiniz anlamına gelmemeli. Toplumsal kurallara uymak “El âlem ne der?” diye düşünerek yaşamak olmamalı. Toplumun ahlakını,  kendi ahlak süzgecimizden geçirerek kabul etmekte fayda var.

Önerilen İçerik: Oy Kullanmanın Mantıksızlığı

Rapor Et

blogger

Yazar: Nihal Zengin

İstanbul Üniversitesi TDE mezunu. Hâlihazırda yüksek lisans tezini tamamlamaya çalışıyor. Çok okur, çok yazar, az konuşur. Hoşgörünün dünyayı daha iyi bir yer yapabileceğine inanıyor.

Blog YazarıEleştirmenİlk Yazım

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları