Bir Mit Olarak Eşitlik ve Özgürlük

“Toplumsal yaşamın olduğu yerde eşitlik olamaz” ve “hiçbir birey tamamen özgür olamaz”. Bu iki cümleyi biraz daha açalım.

Toplumsal yaşamın özünde toplum sözleşmesi yer alır. Bu hayali sözleşme ise adalet kavramı üzerine kuruludur. Adalet sanıldığı gibi eşitlik getirmez. Aksine adalet, eşitsizliğin korunmasıdır. Bugün adaletin çok daha geniş tanımlamaları yapılsa da özü “üretilen artı değerin” paylaşımıdır. Adalet, yoksul kesim ile zengin kesim arasındaki uçurumun açılmamasını sağlamaktır. Yani var olan eşitsizliği korumaktır, kapatmak değil. Marksist görüş ise temelinde üretilen artı değerin “eşit” paylaşılması gerektiği fikrinden başka bir şey değildir. Yani Marksizm’de adalet, eşitliği sağlayan bir araç olarak vardır. Bu eşitliğin iktisadi yönüdür. Eşitliğin bir diğer yüzü toplumsal yaşamdır. Bir toplumda herkes eşitse ve eşit iş yapıyorsa, o toplum ilerleme gösteremez. Çünkü ilerleme toplumun tamamı tarafından yapılmaz. Tüm toplum bilimle uğraşamayacağına göre bir seçkin sınıf, zümre oluşmalıdır. Bu insanlar toplumun geri kalanından daha fazla emek harcar. Daha derinlikli düşünme ve ona göre hareket etme yetkinliğine ve ayrıcalığına sahip olmalıdır. Bir orduda herkesin eşit olmasının getireceği durum ile bir toplumda herkesin eşit olmasının getireceği durum farksızdır. Bunun yanında eşitliğin olması gereken alanlar tabi ki vardır. Fırsat eşitliği bunlardan biridir. Hukuk önünde bireylerin eşit tutulması da aynı şekilde gereklidir.

Özgürlükte toplumsal yaşamda tamamen elde edilemez. İnsanlar, diğer canlılara oranla daha bağımlı yaşarlar. Bu durum insanların düşüncelerinin oluşması sürecinde oldukça etkilidir. İçinde büyüdüğünüz aile, yaşadığınız şehir, arkadaşlarınız gibi birçok etmen sizin üzerinde büyük bir etki yapar. Bu etmenlerden bağımsız düşünmek imkansızdır. Etkisi azaltılabilir ama ortadan kaldırılamaz. Özgürlük, tamamen salt düşünce ile hareket etmek değildir. Özgürlük, kendin hakkında karar verebilmektir. Lakin burada bağımsız bir karar verilemez. Birey ne karar verirse versin dış etmenler tarafından baskılanmaktadır. Bu hiçbir zaman aşılamayacak bir süreçtir. Ayrıca insan kendini tamamen özgür görmemelidir. Bir insan bilmediği bir konuda konuşma özgürlüğüne sahiptir ama konuşmamalıdır. Çünkü konuşacakları zırvalıktan öteye geçmeyecektir. Konuşma hakkının olmamasına rağmen ifade özgürlüğünün arkasına sığınarak zırvalayabilmektedir. Twitter’ın temel politikası da bu zırvalıkların sayısının artmasıdır. Bu yüzden Twitter, özgür olmanın konuşma hakkı getirdiği düşüncesinin hakim olduğu bir platformdan ibaret.

 Özgürlük ve eşitliğin ortaya atılarak yapılan romantik yorumların tamamı “mittir”. Yani uydurma hikayelerdir. Kitlelerin eşitlik ve özgürlük söylemleri bu sebeple ciddiye alınmaz. Çünkü salt eşitlik ve salt özgürlük, “yaşamın doğal akışına” terstir. Aile, öğretmen, devlet gibi otoritelerin olduğu bir yaşamda eşitlik de olmaz özgürlükte. Toplum halinde yaşayacaksak bu otoritelerin olması şarttır.

Bir sonraki yazımda “otorite” meselesini ele alacağım.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.