BİR EFSANENİN GERİ DÖNÜŞÜ – HOUSE OF THE DRAGON İNCELEME

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki Game of Thrones gibi bir dizinin yerini doldurabilen ya da onu anımsatabilen çok az dizi var. Dizinin ilk sahnelerini izleyene kadar öyle bir boşluğun olduğunu dahi unuttuğumu farkettim. Adeta GOT’un bitişi ile benim bir diziden o tarzda alacağım keyif de sonsuza dek kayboldu sanıyordum ancak House of the Dragon’un ilk bölümünü izleyince tekrardan yıllar önceki hislerime kavuştum diyebilirim.

Bildiğimiz üzere Game of Thrones’un öncesini anlatacak olan yeni dizisi House of the Dragon geçtiğimiz günlerde ilk bölümü ile karşımıza çıktı.

Game of Thrones dizi tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir dizidir. 2011’de ilk bölümüyle başlayan serüven tam 9 sezon sürmüş ve her yıl milyonlarca seyirci kazanmaya devam etmiştir. Maalesef ki GOT 2019 yılında son sezonu ile bizlere veda etti. Diziyi gerçekten sevenler için bu büyük bir kayıptı çünkü GOT sanki hiçbir zaman bitmeyen dünyamızda farklı bir kıtada olan olayları bize anlatan bir program gibiydi. Çoğu kişi bu diziyi bu kadar benimsemişti. Geçtiğimiz yıllarda ise dizinin evreninin çok farklı bir tarihinde geçecek bir dizi daha yapılacağı duyurulmuştu ve o dizinin ilk bölümü geçtiğimiz hafta bizlerle buluştu.

İLK İZLENİM

Dizinin ilk sahnelerinden itibaren GOT’u ne kadar özlediğimi farkettim. GOT’un ardından onlarca dizi izlemiştim ama GOT gerçekten başkaydı benim için. Dizi bana ilk sahnelerinden itibaren iliklerime kadar o hissi hissettirmeyi başardı.

Dizi daha önce de açıklandığı üzere şu ana kadar bildiğimiz GOT evreninden farklı olarak eski bir tarihte geçecekti. Dizi GOT evreni için önemli bir tarihi olay olan Mad King’den 175 yıl öncesini anlatıyor.

Alışılageldiğimiz GOT’dan farklı olarak, ilk bölümden itibaren şunu çok net bir şekilde anladım ki dizi sadece ama sadece Targaryen ailesine odaklanacak. Çünkü ilk bölümde bile normal GOT dizi standartlarında bir ailenin başına gelen olaylar silsilesi sadece bir bölümde geldi. Bunu seven olacağı gibi sevmeyenler de olacak. Ancak bu bana çok derin bir öyküyü anlatacakları/bize sunacaklarının habercisi olarak geliyor.

Oyunculuklar konusunda oldukça beğendiğimi söylemem gerekiyor. Dizi bana Rhaenyra Targaryen karakterinin altından başarıyla kalkınalacağını daha ilk bölümden çok net bir şekilde gösterdi. Aynı şekilde, dizinin diğer bölümlerinde üzerine daha da çok odaklanılacak olan Matt Smith’in can verdiği Daemon Targaryen karakterini de oldukça beğendim. Karakterler arasındaki dramanın yükselişi beni oldukça keyiflendirdi. House of the Dragon’un bu konuda GOT’dan hiç ama hiç eksik bir yönü kalmayacağına dair bir umut yeşerdi içimde diyebilirim.

Daenerys’in büyük akrabalarını görmek beni oldukça heyecanlandırdı. Kostümler ve atmosfer GOT evrenine oldukça uymuş. Yıllar geçmesine rağmen aynı tonu tutturabildiklerini görmek beni çok mutlu etti. Belki de en çok şüphe ettiğim şey buydu. İster istemez 2019’dan bu yana her şey değişti ama değişiklerin bu diziyi etkilemesini hiç ama hiç istemiyordum

Dizinin tam anlamıyla anlatacağı hikaye Targaryen’ler olacak. Elbette diğer krallıkların ya da ailelerin de işin içine dahil olacağını göreceğiz ama ana odağımız her zaman Targaryen’ler olacak. Oldukça mistik ve efsanevi bir atmosfere sahip olan bu ailenin hikayesi, Targaryenlere karşı en ufak bir ilgisi olmayanı bile kendine çekeceğini düşünüyorum.

Kulislerde konuşulan dizinin tahmini süresinin 3 ya da 4 sezon olacağı bilgisini de eklemek isterim.

GOT’u izlemiş ve oldukça beğenmiş herkesin bu diziye kesinlikle şans vermesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer daha önce bu evren hakkında hiçbirşey bilmeseniz bile, bu diziyi izledikten sonra GOT evrenini merak edip ardından o diziyi de izlemek için de sabırsızlanacağınızdan aynı şekilde eminim.

Herkese şimdiden iyi seyirler. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın …

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.