ANNE

Düşümde bir liman gördüm anne, kıyısında demir atmış bir gemi içinde de eski ve yırtık bir çuvalın üstünde oturup, yüzü avuçlarında olan hüzünlü bir çocuk vardı. Ne yol bilir ne iz. Arada parmaklarının arasından, dopdolu olan gözlerini batmakta olan güneşe çevirip bakardı. Bakardı da dayanamaz hemen ağlardı. Öyle bir ağlayışı vardı ki anne; yüzünü asıp eliyle ağzını kapatıp sessiz sedasız ağlardı. Elini çekse feryadı ne derya bırakır, ne dağ ne de gökyüzü…. Yerle bir ederdi hepsini. Yüreğimi eritip toprak etmez mi bu acı anne, hançer gibi saplanıp kalbimi paramparça etmez mi bu gözyaşları ? Gittim anne, yaklaştım. Çektim ellerini yüzünden, gözlerinin içine baktım. Baktım da o gözler 20 yılımı sildi süpürdü, alıp yok etti. Ne acıdır bu gözlerdeki, ne hasrettir o yürekteki, ne özlemdir o kalpteki anne. Asırların içinde biriktirdiği bütün hüzünleri, dertleri, acıları, yüreğinde  yaşıyor gibiydi. Neydi o hüzün ve gözyaşlarının sebebi biliyor musun anne ? Bugün bayrammış. İnsanların annelerine sarılıp, ellerini öptüğü, doya doya kokladığı mübarek gün Bayramdı. O da, bu bayramı annesinden uzakta, gurbette geçiren, dünyadaki cennetinden ayrı kalıp özlemiyle yanıp tutuşan bir çiçekti… Hasretin doruğuna, sevdanın alasına, yeryüzünün, gökyüzünün güzelliğine, baharın rengine, gülün kokusuna üstün gelen tarifsiz bir şeydir anne. Annesizliğin yağmuru ayrıdır, güneşi ayrıdır, mevsimi ayrıdır anne. Annesiz geçen hangi ilkbahar kışın soldurup döktüğü yaprağı tekrar yeşertebilir, hangi sonbahar, annelerin dal olduğu yaprakları kurutup dökebilir ? Hangi sözüm, hangi cümlem, hangi kalemim anlatabilir ki Allah’ın dünyada bize verdiği bu güzel cenneti ? Hangi aşkın şarabı beni benden alabilir ki bu cennetin bağında hayatıma akan kevserim var iken anne ?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.