Yeni Mezun Umutsuzluğu ve Gelecek Kaygısı

TÜİK verilerine göre, 2016 yılında %21.2 olan genç nüfus (15-24 yaş) işsizlik oranı, geçtiğimiz ay geride bıraktığımız 2017 yılında %19.3’e gerilemiş olsa da, genç işsizliği hâlâ Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün yayınladığı 2017 küresel genç işsizliği raporuna göre, genç işsizliği dünyada yükselişte ancak oranlar Türkiye’nin altında gerçekleşiyor. Bu sorunun elbette ekonomik, sosyal ve siyasal olmak üzere birden çok sebebi olsa da, gençler üzerindeki psikolojik sonucu ortak: Gelecek kaygısı ve büyük bir umutsuzluk.

Üniversite sayısının günümüze nazaran daha az olduğu geçmişte, üniversite mezunu birinin iş bulma süreci nispeten daha kolaydı. Yıllar geçtikçe şehirlerdeki üniversite sayılarının artması ve buna bağlı olarak daha fazla öğrencinin üniversite eğitimi alma imkânı bulmasıyla, üniversite mezunu olmak bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Üniversite sayısının artmasıyla verilen eğitimin niteliğinin de değiştiği su götürmez bir gerçek olsa da, bu başka bir yazının konusu.

Üniversite mezunu olmanın ‘hayalimizdeki işi yaparken aynı zamanda hayatımızı idame ettirecek parayı kazanmamız’ için yeterli olmadığı bu dönemde, işverenlerin istihdam sağlarken aradığı özellikler de bununla beraber gelişim gösterdi elbette. Üniversite okurken öğrencinin kendisine katacağı birikimler her ne kadar haneye artı puan olarak yazılsa da, çoğu şirketin en az 2 ile 5 yıl arası tecrübesi olan kalifiye eleman arayışı, özellikle yeni mezunların belini büküyor. Bu yüzden üniversite eğitimleri devam ederken yapılan stajlar, yaz dönemlerinde edinilebilecek iş tecrübeleri, mezun olduktan sonra iş ararken daha çok fırsatla karşılaşılabilmesine olanak sağlıyor. Bunun yanında bilinen yabancı dil sayısıyla işe alınma oranı da epey bir doğru orantılı. Yine eskiden olduğu gibi İngilizce biliyor olmak bir avantaj değil, neredeyse bir zorunluluk haline geldi günümüzde. İngilizce yanına eklenebilecek başka diller, işverenlerin gözünde işe alınma potansiyelimizi arttırıyor.

Peki yeni mezun olan öğrenci, elinden gelen her şeyi yapsa bile, hayalindeki işe gerçekten kavuşabiliyor mu? Bu sorunun yanıtı maalesef pek de iç açıcı değil. Türkiye’deki şanslı bir azınlığın haricinde yaptığı işten zevk almadığı, işinde mutlu olmadığı halde sadece geçinebilmek için ya da eğer mevcut işinden ayrılırsa bir daha iş bulamayacağı korkusuyla işine devam eden insanların sayısı hayli yüksek. İş hayatında yaşanan bu tatminsizlik ve mutsuzluk duygusunun da başta sosyal alanlar olmak üzere tüm topluma yayılması da maalesef kaçınılmaz bir sonuç.

Dünyadaki gelişmiş ekonomilerin birçoğunun nüfus planlamalarıyla genç nüfuslarını arttırma çabasında olduğunu biliyoruz. Çünkü ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmişliklerinin devamını sağlayan en önemli faktörlerden biri, işgücünün devamlılığının sağlanması ve bunun başat faktörü de genç nüfus. Türkiye, sahip olduğu genç nüfus oranını doğru politikalarla yönlendirirse, gelecek yıllarda ekonomi başta olmak üzere sosyokültürel, bilimsel ve teknolojik ilerleme sağlaması kaçınılmaz olacaktır. Ancak politika yapıcıların daha fazla zaman kaybetmeden başta eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması olmak üzere işsizlik sorununun üzerine eğilmesi gerekiyor. Aksi takdirde beyin göçü olarak adlandırılan, kalifiye işgücünün kendi ülkesinde aradığı imkânları bulamayıp daha gelişmiş ülkelere göç etmesi, Türkiye için gelecekte telafisi zor zararlara sebep olabilir.


 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir