in ,

The Third Man

Sinemaseverlere şiddetle tavsiye edeceğim bir film önerisiyle başlıyorum. Yönetmenliğini Carol Reed’in üstlendiği, senaristliğini ise casus romanlarının babası olarak da anılan İngiliz yazar Graham Greene’in kısa romanından uyarlanan, The Third Man, Film-Noir türünün alt türü olarak görülen British-Noir sinemasının en başarılı örneklerinden biri olup, ışık ve gölge kullanımı konusunda rehber niteliği taşıyan filmdir. İngiliz Fim Kurulu’na göre tüm zamanların en iyi İngiliz filmi olarak görülür. İngilizlerin her alanda kendilerine özgü üslupları 1949 yılında çekilmiş bir filmde dahi fazlasıyla hissediliyor. Filmde kullanılan Dutch angle (eğik, eğimli açılar) ile birlikte mekanın dramatik atmosferi izleyiciye başarılı bir şekilde aktarılıyor. Işık ve gölge oyunlarıyla birlikte soğuk savaşın ortasında kalan, Viyana’nın buhranlı atmosferini fazlasıyla hissedeceğinizi rahatlıkla söyleyebilirim. bu kamera tekniği, Alman Ekspresyonizm sinemasında da sıkça kullanılır.

Bu noktada spoiler uyarısı vermeden geçmeyim.

Fiilmin teması yönünden baktığımız da özgün bir hikaye, yönetmenin dokunuşları, sergilenen başarılı oyunculuklar filmi adeta bir başyapıta dönüştürmüş. Amerika’lı western roman yazarı olan, akılı sayılabilecek naif bir karakterin, eski dostunun ölüm şekline meraklı gözlerle focuslanırken, diğer yandan sözde ölen eski dostunun sevgilisine olan duygularının evrilişi ve anna karakterinin her şeye rağmen buna karşı duyarsız kalışı, holly’nin içinde yaptığı vicdan-etik muhakemesi filmin ana eksenini oluşturuyor. filmin müziklerini yapan zither virtüözü Anton Karas’ın rastgele bir birahane’de rastgele keşfedilmesi de, yazıya dair güzel bir detay olsun.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.