in ,

Eflatun Rengi

Tek ihtiyacın olan sevgi; sevdiğinde her şey diner. Acıların, isyanın, nefretin.”

Dağları görmek istediğin zaman; en yükseğe çıkman gerekiyor. Rüzgarlı bir günde dağa tırmanmak zor olabilir. Eğer havada soğuksa o an; gerçekten dağları görmek istediğini hatırla. Bir şeyi istediğin zaman, o isteğe nasıl şekilde yaklaştığın çok önemli. İstediğin her şey emeğe ihtiyaç duyar. Sevgi emektir. Başarı çabalamanın verdiği sonuçtur. Anlayış icraattır. Eğer gerçekten her şeyi anlamak mümkün olabilseydi, her zaman en yüksekte olabilirdik.

“Derin nefes aldığımda, sanki nefes almam yeterli değilmiş gibi geliyor. Gökyüzüne baktığımda, gördüğüm her şeyi yeteri kadar göremiyormuşum gibi. Araba sesleri, yoldan geçen insanların gürültüsü, sabahleyin kuşların melodisi, aklım sürekli benle konuştuğu için, işitemiyorum. Dinlemiyorum. Hissedemiyorum. İşte bazen ağır geliyor; olduğun yerde olmamaya çalışmak, o an ki varlığını itiraz ediyorsun demek bu. Bedenin, ruhun başka bir yerde olmayı arzuluyor ama o yerin neresi olduğunu veya olması gerektiğini bilemiyorsun.”

Hayatın çok zor geldiği ama yaşama tutunmaya çalıştığın o dönemler, tam bittiği yerden, bir sonrakine geçtiğine şahit oluyorsun. Sorunlar, engeller, şikayetler; işte o dumanlı sisiyle görmemizi zorlayan bu günlük yaşam sana dokunuyor; sen sürekli itmeye çalışsanda peşini bırakmıyor. Gördüğün bu mutsuz yüzlere, işittiğin üzücü gerçeklere, kirli görüntülere maruz kaldığında; bir sonraki gününde aynı olacağı düşüncesine kanıp; kendini bırakıyorsun. Yollar ise uzun, gökyüzü ise renkli ve her gün ise farklı. Kendini bıraktığın her saniye boyunca, zamanın hız kesmeden ilerlediğine, seni yarı yolda bırakmadığı halde öyleymiş gibi yine itiraz etmeye başlıyorsun. Bu senin en saf isyanındır.

“Elimi kalbimin sol yanıma koyduğumda hissettiğim kalbimin atışları, bana ‘ben hiçbir zaman pes etmiyorum, sende etmemelisin’ gibisinden benle konuşuyor. Buna inanıyorum. Buna her dokunduğumda duymaya başlıyorum. Beni rahatlatan şeyde bu; her şey benden uzaklaştığını, boğulduğumu, derin nefes aldığım halde nefes alamadığım her an kalbimin atışlarını duyuyorum. Bu yaşamın en masum kanıtı; bir gerçeklik. Kolayca ulaşabileceğiniz bir farkındalık. Yaşadığınız her saniye; içinizden bir organ size sürekli saat gibi ilerlediğini, sizinde aynı şekilde ilerlemeniz gerektiğini, hiç durmadan, bıkmadan ve sistemli bir şekilde bunu dile getiriyor.”

Karanlığın siyah olduğunu görürsün, gökyüzünün mavi, güneşin sarı, ağaçların yeşil, toprağın kahverengi, bulutların beyaz; gördüğün her şeyin bir rengi var. Hepsi farklı, kendine öz renkler. Güzel tonları var; her tonunda kendine öz ismi taşırlar. Akılda renklidir. Gördüğünü beyne yansıtan gözler; aklı renklendirir. Akıl karışıktır. Renkler, şekiller, yazılar, cisimler her şeyi içeriye çeker; somut ve soyut olarak ikiye ayırır. Hayaller renklidir. Küçük küçük hayatlar taşırsın; temizlenmiş kalbin rengi pembedir, temizlenmiş beynin rengi ten rengidir, geri kalan her şey içimizde kan rengi kırmızıyla kaplıdır. Bana göre en saf ve masum renk eflatun rengidir.

“Gökyüzünün kendini saf bir şekilde açtığında; gün ışığı koyu gece mavisini kırarken, gökyüzünün rengarenk dönüşümüne çok kez şahit oldum; beni en çok etkileyen eflatun olmuştu; farklıydı; bana her zaman farklılığı, sakinliği, kendine öz asaletini hatırlatmıştır. Ölen bir bedenin morarmış, açık beyaz tenin nasılda eflatun bir renge dönüştüğünü görebilirsiniz, saf bir isyan bu. Sanki canlılık için haykırıyor gibi, kendini bırakıyor ve öylece içten içe masum bir şekilde bekliyor…”

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.