Bir Uyumsuzun Bir Gününden Bir Günlük

Her gün olduğu gibi bu gün de elbiselerimi giymedim. Çünkü onları hiç çıkarmıyorum ki. Sadece saçlarımı topluyorum. Geceleri çok dağılıyor. Belki de gün içerisindeki heyecanım uykuma yansıyor. Sanırım uyku esnasında debeleniyorum o yüzden saçlarım karmakarışık uyanıyorum. Kestircem bunları ama mahallenin berberinden korkuyorum. En son gittiğimde makineyi kafama dayayıp ortasından kısacık kesmişti. Yanlarından hiç almadı ve beni dükkanından öylece çıkardı. Zaten her gün üzerime gelen çocuklar bu kez daha da bağırıp çağırıp alay etmeye başlamışlardı. Eve kadar toplu biçimde bana eşlik etmişler ve üzerime taşlar atıp beni kovalamışlardı. Attıkları taşlar canımı acıtmasa bu çocukları çok seviyorum. Hepsinin yüzü gülüyor. Ben onları eğlendiriyorum sanırım. Bu yüzden kendimi de çok seviyorum. Çünkü çocukları güldürebiliyorum. Onlar hep böyle neşeli olsunlar istiyorum.

Sağolsun bakkal bana her gün para vermediğim halde ekmek ve yanında bir kaç katık veriyor. Günde bir gün yiyorum çünkü ikinci yemeği hak etmediğimi düşünüyorum. Çalışmıyorum. İş yok. Sanırım iş sahibi insanlar yorulmamı istemiyorlar. Sen çalışamazsın diyorlar. Bir kaçı cebinden para çıkarıp uzatıyor. Ama alamam. Alırsam belki bir gün benden borçlarını isteyebilirler. Evime kimse gelsin istemem. Çünkü onlara ikram edeceğim birşey yok. Annem ve babam neredeler bilmiyorum.

En son annem beni otobüslerin çok olduğu bir yerde elime bir bilet tutuşturup beni bıraktı. Söylediğine göre bir gün otobüsten indiğim yere gelecekmiş. Her gün gidiyorum. Sanırım yanlış otobüse bindim. Neyse demek ki annem burada kalmamı istiyor. Onun sözünden hiç çıkmadım. Çıkmam da. O dünyanın en iyi kadını.

Kaldığım ev bazen kalabalık oluyor. Pencereleri olmadığı için bazı geceler bir kaç genç ziyaret edip ellerindeki poşetin içinden bir şey çekiyorlar. Hiç ses çıkarmıyorum. Sanırım poşetlerindeki hava bittiği için çok sinirli ve tuhaf davranıyorlar. Bir keresinde her yerime tekme attılar. Sadece izlemiştim. İnsanlar ne kadar tuhaf. Bir şey yapmadığım halde öfkeleniyorlar. Canım arkadaşım Shiva’ya da yaptıklarını unutamıyorum. Dışarıdan topladığım yiyeceklerden canım kızıma da vermiştim.

O genç arkadaşlar eve girince havlamaya başladı. Onu tuttum fakat sürekli onlara sanki gidin buradan der gibi öfkeli öfkeli havlıyordu. Gençlerden biri elindeki poşeti bırakır bırakmaz cebinden çıkardığı şeyi kızıma sapladı. Çok acı bağırmıştı Shiva. Kolunu ısırdı ama kendini koruyamadı. Ben de onu koruyamadım. Kucağımda nefes almayı bıraktı. Sonraki hafta çok pis koktuğu için onu dışarıya bıraktım. Sabah kalktığımda gitmişti.

Umarım bugün gelmezler çünkü yürümekten çok yoruldum. Evime dönüp uyumak istiyorum. İnsanları izliyorum. Birbirlerine normal davranıyorlar. Beni görünce kimisi deli diyor bana, kimisi bağırıyor, kimisi korkutmaya çalışıyor, kimisi de yardımcı oluyor. Yardımcı olanlar da bile bir gariplik var. Ayrıca benim adım deli değil ki. Kim uydurmuş, duyurmuş herkese bunu. Benim annemin sürekli seslendiği bir ismim var. Kimse de sormadı bana adımı. Sanırım ilgilenmiyorlar. Bütün bunları niye yaptıklarına dair bir fikrim var. İçimdeki hiç susmayan sesin dediklerini ben de tekrarlıyorum. Hoşuma gidiyor onu taklit etmek. Eğlenmek. Çünkü o ses çok eğlenceli. Bir daha onun konuşmalarını hiç bir zaman kimseye söylemeyeceğim. İnsanlar çok sıkıcı ve kötü. İçimdeki ses ise çok eğlenceli ve beni güldürüyor. Sanırım çok uzaklara yürümeliyim. Belki yürüdüğüm yerde insan olmaz. Hem belki yolda anneme rastlarım.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.