Kevin hakkında biraz konuşalım mı?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu bir film incelemesidir. Filme dair durumların ifade edilmemesini, yani bir nevi “spoiler” olmamasını beklemeyiniz. Yazıyı okumak ,filmin anlamını değiştirmeyeceği gibi, üstüne üstlük izleyenler için filmi daha da anlamlı kılacaktır. Zaman ayırıp okuduğunuz için, şimdiden teşekkürler.

Film hakkında birçok insan suçun annede mi, yoksa çocukta mı olduğunu tartışmış. Yani, “Kötülük yetiştirilme tarzından mı, yoksa genlerden mi kaynaklanıyor?” sorusunun cevabı aranmıştı. Bu konuyu işleyen bir kitap vardı: Klon. Yazar tam olarak anlatamamış, konuyu bağlayamamış ya da çeviriden kaynaklı sıkıntılar olduğundan inanılmaz ilgimi çeken bir konuyu, kötü bir kurguyla okuyunca üzülmüştüm. Buna benzer bir konuyu açıklığa getirmeye çalışan, izlerken düşündüren bu film hakkında birkaç cümle yazmak istedim.

Filmi izleyenlerin belki de aklını en çok kurcalayan soru şuydu: Suç kimde? Çünkü hep bir suçlu ararız, böylelikle olayları kapatıp yolumuza devam etmek daha kolaydır. Ama hayır, asıl suç ne annede, ne de çocukta.

Anne olan Eva özgür hayatından çıkıp, bir anda çocuk sahibi olan bir kadın. Çocuğa hazır olan, düzgün psikolojiye sahip biri için bile çocuk büyütmek inanılmaz yorucu iken; çok küçükken annesine böyle bir savaş açan çocukla uğraşmak hiç ama hiç kolay değil. Tüm suçu Eva’ya yıkan, onu kötü bir anne olmakla suçlayan insanların ne olur biraz daha düşünmesini isterim. Eva, kendisini çok kötü hissetse de, mutsuz olsa da çocuğuna karşı gülmeye çalışan, çocuğuna dikkatini verip, eğlendirmeye çalışan bir anne. Belki de yerinde başkası olsaydı ona karşı son derece katı olan bir çocuğu ya döverdi, ya da yurda verirdi. Eva gerçekten de inanılmaz sabırlı ve güçlü bir kadın. Kendi çocuğunuzun size düşmanlık beslediğini bir düşünün lütfen.

Kevin, çok zeki ama aynı zamanda çok hırslı, haddini aşmaktan asla çekinmeyen bir çocuk. Annesine karşı bir nefret var gibi görünse de, sırf annesine inat sevdiğini sevmiyor, sevmediğine bayılıyor gibi davransa da en çok annesini seviyordu. “Bu kadar soğuk ve vicdansız görünen bir çocuk nasıl olur da en fazla annesini sever?!” değil mi? Çünkü Kevin; onun karşısında eğilmeyen, sözgelimi çetin ceviz olan, saygı duymasına değecek kişilere değer veriyor. Onları yıkmaya çalışıyor, yıkılmadıklarını gördükçe saygısı artıyor ve buna paralel olarak daha da hırslanıyor.

Filmin 1.saatinde Kevin’in söylediği gibi, “Şu an hepiniz ne yapıyorsunuz? Beni izliyorsunuz. Sizce de tek yaptığım, geometriden A almak olsaydı çoktan kanalı değiştirmiş olmaz mıydınız?” Yani, aslında o farklı bir şey yapmak istedi. Tüm insanların bildiği, rahatsız olduğu… Kevin, tüm bu rahatsızlıklardan beslenen bir genç. Ayriyeten, annesi kolunu kırmasına rağmen babasına, bunun kendi hatası olduğunu söyleyip annesini riske atmıyor. Aslında bu bile birçok durumu açıklığa getirirken üstüne bir de film sonunda herkesi öldürmesine rağmen, annesine dokunmuyor. Peki, ama neden? Bunun 2 sebebi olabilir.

  1. Birincisi, annesinin bu kadar güçlü ve kendisine karşı yılmayışını, diğerlerini öldürürken babası ve kardeşini de öldürmesiyle sağlayabileceğini düşünmüş olması. Yani aslında, babası ve kardeşini de basit görüyor. Onları öldürerek asla yıldıramadığı annesini yıldırmayı düşünmüş olabilir. Belki de doğduğundan beri, zihni bir şekilde bunun hesaplaması yapıyordu?
  2. İkincisi ise, annesini o kadar çok seviyordu ki, o insanlarla beraber öldürmek istemedi. Aslında birinci ve ikinci sebep arasında birbiriyle bağlantı kurdurulabilir. Kevin, annesi Eva’yla birlikte dışarı çıkıp mini golf oynamaya gittiğinde, annesine hayranlıkla bakar gibiydi ve aralarında şu diyalog geçti,

Kevin: Bazen çok haşin olabiliyorsun.

Eva: Sen mi diyorsun bunu?

Kevin: Evet, ben diyorum. Kimden aldım bu özelliği acaba?

Annesi ciddi ve sinirli bir tavırla giderken, Kevin zevk alırcasına, keyifle gülümsüyor. Bu sahne dahi Kevin’ın karakterini ortaya çıkartmak açısından çok başarılı.

Belki de tüm bu yılmayışın ardından, kendi canından birisine(Eva’nın ikinci çocuğu, Kevin’ın küçük kız kardeşi) bu kadar kötü davranmasına rağmen bu kadar güçlü duran, yılmayan annesine hayran olduğundan sağ bırakmıştır onu? Belki de yaşamasına önem verdiği ve saygı duyduğu tek kişi annesiydi? Bunu çok net belli eden bir son sahne vardı.

Kevin, başkaldıran, inatçı, hırslı, gözü kara, acımasız. Ama aynı zamanda, bu özellikleri taşıyıp, ona kafa tutan birine de saygı duyan ve ancak böyle birinin, onun sevgisini hak ettiğini düşünecek kadar kendini beğenen biri. Bunun sonucunda yalnızca kendi hayatını değil, bir sürü kişinin hayatını mahvetti. Çünkü ona göre, diğerleri yaşamayı bile hak etmeyen, zavallılardı. Düşüncesi yanlış mı, bana kalırsa elbette yanlış. Ama biz filmi düşüncesini kesin yargılarla eleştirip, “Bu doğru, bu yanlış!” demek için değil, bu durumu yaşayan birisinin düşünce yapısını irdeleyebilmek, algılayabilmek için izleyelim.

Durgun bir film, evet. Ama aynı zamanda izlemeye, üzerine düşünmeye, yani kafa patlatmaya kesinlikle değecek bir film.

Eva: Beraber oyun oynayabileceğin arkadaşlarının olmasını istemedin mi hiç?

Kevin: Hayır.

Eva: Hoşuna gidebilir.

Kevin: Ya gitmezse?

Eva: O zaman alışırsın.

Kevin: Bir şeye alışmış olman, ondan hoşlandığın anlamına gelmez. Sen de bana alıştın.

okur

Yazar: Tuğba

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.