Veganlığa Geçiş: Süt ve Süt Ürünleri

Kendimi bundan bir yıl öncesine kadar gayet sağlıklı beslenen, yalnızca ara ara tatlı kaçamakları yapan biri sanırdım. Bol sebze ve salata yerdim, avokado ve mango en sevdiğim meyvelerdi, şarküteri ürünlerini bırakalı zaten seneler oldu hatırlamıyorum bile ve işlenmiş gıdaları tüketmekten kaçıyordum her zaman ama yeni yeni fark ediyorum ki gerçek anlamda sağlığını düşünerek beslenmenin; bunların yanı sıra tükettiğim ızgara et ya da balık veya süt ürünleri ile pek de mümkün olamayacağı gerçeğiymiş. Ve bu düşülen yanlış algı her yerde, herkeste var. Yok yere bu şekilde beslenerek vücudumuza antibiyotikler, hormonlar, steroidler, kimyasallar, kolestrol veya doymuş yağ gibi birçok istenmeyen madde alıyoruz ki bunların hepsi sistemimizi allak bullak edip, performansımızı ve sağlığımızı tersine çeviriyor.

Bir parça detaylandırmak gerekirse, ilk olarak sütten başlamak istiyorum, çünkü biz aile olarak -ben, eşim ve kızım- ilk önce süt ve süt ürünlerini çıkarttık hayatımızdan. Her şey aslında küçük kızımızda daha bir buçuk-iki aylıkken süt alerjisi çıkması ile başladı bizim için. Önce o, otomatik olarak emzirdiğim için ben, ve bu süreçte yaptığımız araştırmalar ve okuduklarımız doğrultusunda eşimde, kızımızın alerjisi bitmesine rağmen sonrasında bizde komple süt ve süt ürünleri kullanımını kestik.

Öncelikle şunu söylemem gerekli, süt önemli faydaları olan bir besin sanılmakta ancak faydalı olan tek süt aslında bebeklere verilen anne sütü. Anne sütü bebek için gerçekten en önemli besin ama protein ihtiyacından dolayı süt içmek kadar (ya da süt ürünlerini tüketmek kadar) saçma birşey olamaz çünkü anne sütünde bile -ki en önemli ve gelişim için olmazsa olmaz olan bir gıdadan bahsediyoruz- yüzde birden bile az miktarda protein bulunmaktayken sütü protein kaynağı diye tüketmek bana çok manasız geliyor. Sütü içerdiği kalsiyumdan dolayı tüketmek belki kabul edilebilir, fakat yapılan klinik araştırmalar gösteriyor ki, günlük gereken kalsiyum alımı için de insan vücudunun süte ihtiyacı yokmuş. İnek sütü yerine, aynı miktarda kalsiyumu takviye edilmiş soya sütünden de absorbe edebiliyor vücudumuz. İkisinin vücutta ki emilimi de aynı. O halde neden kalsiyum beraberinde antibiyotikleri, hormonları, steroidleri de almak isteyeyim ki vücuduma?

Ayrıca pek çok gerçek anlamda sağlıklı ve faydalı başka kalsiyum kaynakları da varken; portakal, kara lahana, turp, chia tohumu, kırmızı fasulye, tahin, yulaf, kinoa, brokoli, soya fasulyesi (edamame), böğürtlen, frambuaz ve hempseed (kenevir tohumu) gibi – (yüksekten azalan şekilde sıraladım) – ve gereken günlük kalsiyumu bu şekilde bitki temelli ürünlerden rahatlıkla ve hatta belkide fazlasıyla alabiliyorken neden süt ürünlerine ihtiyaç duyayım? Küçük bir not: Yeterli D vitamini tüketimi de, maksimum kalsiyum emilimi için süper önemli bir nokta!

Ayrıca bilinenin aksine kalsiyumu eğer bitki temelli ürünlerden alırsanız, daha güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olursunuz çünkü inek sütü güçlü kemikler sağlamıyor. Yıllardır sütün güçlü kemikler sağladığı, kemiklerimizi koruduğu söylendi hep ancak hiçbir bilimsel gerçekliliği yokmuş bu bilginin. Aksine yapılan araştırmalar sonucu süt içen çocukların kemiklerinde hiçbir koruması olmadığı görülmüş. Harvard’lı araştırmacılar büyük bir yaşlı kadın grubunu 18 yıl boyunca gözlemlemiş ve süt içenlerin çatlaklarında herhangi bir koruması olduğu görülmemiş tıpkı çocuklarda da olmadığı gibi. Aksine süt içen kişilerde kalça çatlakları daha fazla, kanser oranları daha yüksek ve yaşamları daha kısaymış. Yani özetle güçlü kemikler için yaşınız kaç olursa olsun süte ihtiyaç yoktur.

Süt ayrıca insan tüketimi için riskli bir gıda. Doğada hiçbir canlı anne sütünden kesildikten sonra hala süt içmeye devam etmiyor. Kaldıki inek sütü de ineğin yavrusu için gerekli ve faydalı bir besin, bizler için değil. İnsanlarda zaten bebekler anne sütünden kesildiklerinde sütün sindirimini sağlayan enzimler de beraberinde azalır veya yok olur. Bu yüzden de süt ürünlerindeki ve  özellikle peynirdeki ana protein olan kazein vücutta sindirilemez. Söyle anlatmaya çalışayım, anne sütünde 1litrede 2.7 gr olan kazein miktarı, inek sütünde 1 litrede 26 gr dır. Neredeyse 10 kat daha fazla. Üstelik bebek anne sütü alırken, onu sindirebilecek enzimleri de yeterli miktardadır. Peki sütten kesildiğinde azalan enzimleri ile 10 kat fazla kazeini nasıl sindirebilecek vücudu? Mantıken mümkün değil zaten:)

Yazımın başında bu şekilde beslenerek (vegan olmayan beslenme şekli ile) vücudumuza antibiyotikler, hormonlar, steroidler, kimyasallar, kolestrol veya doymuş yağ gibi birçok istenmeyen madde alıyoruz demiştim. Son olarak çok kısa süt ve süt ürünleri tarafından bunu da açmak istiyorum. İlk olarak hormonsuz süt diye birşey yoktur. Sütün kendisi zaten hormonal bir sıvıdır. Market sütü ya da organik süt fark etmez. Hepsi aynı oranda doymuş yağ, kolestrol, galaktoz gibi istenmeyen maddeler içerir. Ayrıca süt ürünlerinin birçok kanser türüyle de ilgisi olduğunu gösteren araştırmalar var. Süt ürünlerinde bulunan steroid hormonlarının çeşitli kanser türleri için önemli ölçüde risk taşıdığı da söylenmekte. Özellikle peynirler yüksek düzeyde işlenmiş gıdalar, yüksek doymuş yağ içeriyor ve tuz içeriyor. İnek sütü proteininin en alerjenik gıda olmasına şaşmamak gerek aslında.

Yazım daha da uzamasın diye diğer başlıkları başka bir sefere bırakıyorum ve bir parça da veganlıktan ve kendi sürecimden bahsetmek istiyorum sizlere.

Öncelikle veganlık sadece bir beslenme şekli değildir; evet temelinde sağlıklı beslenme, çevreyi koruma gibi sebepler olsa da; en büyük nedeni aslında hayvanlara saygı ve duyarlılık.. Günümüzde çiftliklerde hayvanların çok kötü şartlarda yetişmekte, eziyet görmekte ve bazılarının çok cani yöntemlerle öldürülmekte olduğunu hepimiz biliyoruz zaten.

Etik açıdan vegan olmak; ( -çünkü sadece vegan beslenme ile vegan olunmaz, yalnızca sağlıklı bitki temelli bir beslenme şeklini benimsemiş olursunuz- ) beslenmenin çok daha ötesinde bir felsefeyi hayatınıza katmak benimsemek demektir. En basitinden, hayvansal hiçbir ürünü tüketmediğiniz gibi, üretilmesi için hayvanların kullanıldığı yiyecek ürünlerini, yiyecek dışı maddeleri -yün, deri, kürk gibi- ve hayvanlar üzerinde test edilen kozmetik ve ev temizliği ürünlerini de aynı şekilde hayatınızdan çıkarmanız anlamına gelmektedir.

Ben şuan ikisinide tam yapabiliyor değilim ama yakın gelecekte kendim için full vegan bir hayata geçmiş olmayı diliyorum ve bunun için elimden geldiğince isteyerek ve memnuniyetle çabalıyorum.

Beslenme konusunda, bir seneyi aşkın süredir vegan ağırlıklı besleniyorum – %90 diyebilirim sanırım – . Bir tek deniz ürünlerini çıkartamadım tam anlamıyla henüz hayatımdan ama oldukça azalttım ve çok çok nadiren de olsa yumurta, bal, kırmızı et ya da dondurma gibi yiyecekler tüketiyorum/tüketiyordum – uzun zamandır onları da yemiyorum -.

Bana sorarsanız birden geçilebilecek bir hayat şekli değil veganlık ama kendim için sanırım şuan geçiş dönemindeyim diyebilirim. Çünkü kendimdeki değişimi fark ediyorum, kendimi daha iyi hissetmemin dışında, her geçen gün farkındalığımın biraz daha arttığını ve irademin daha kuvvetlendiğini görüyorum. Nadiren de olsa yaptığım kaçamaklarımdan pişmanlık ve rahatsızlık duyuyorum en basit örneği – hem vicdanen hem bedenen-. Ve tüm bu süreç; beslenme şeklim, bakış açım hepsi birlikte beni olduğumdan daha sağlıklı, pozitif ve enerjik, daha memnun, mutlu ve daha iyi bir insan yapıyor. Çevreye, Dünya’mıza, onu birlikte paylaştığımız her canlıya karşı daha duyarlı, daha düşünceli, daha merhametli ve barışçıl oluyorsunuz organik olarak ve bu insana kendini çok iyi hissettiriyor.

Yiyecek dışı maddeler tarafının kapılarını aralayanlar da hayatımdaki iki ışıltılı kız aslında; kızım Azra ve tatlı halası Pınar (Pın’a tüm veganlık konusunda çok şey borçluyum bu arada, tıp 3.sınıf öğrencisi ve 2 senedir full vegan, ve bugün bildiğim çoğu şeyin temelini ben ondan ve onun önerdiği doktorların kitaplarından öğrendim). Şöyle ki kızım için o emeklemeye başladığı andan itibaren evdeki tüm klasik temizlik ürünlerini, çevreye duyarlı vegan ürünler ile değiştirmiştik; sinek ilaçlarından, ev temizliği, hatta kozmetik ürünlere kadar. Çünkü hep bizimle birlikte olduğu için doğal olarak:), ten temasımız var, kucağımızda dolaşıyor, yerlerde geziyor, her alanda duyarlı olmak zorundaydık ve herşeyi çamaşırdan bulaşık deterjanlarına kadar değiştirdik. Büyüdüğü zamanda geri dönmedik eski kullandığımız agresif ürünlere, böylelikle zehirli toksik maddeleri hem kendi ailemiz için hem de çevremiz için kullanmayı bırakmış olduk.

Plastik kullanımını mümkün olduğunca sıfıra indirdik, markette plastik poşet yerine yanımda götürdüğüm bez torbalarımı kullanıyorum örneğin. Geri dönüşüm yapmaya gayret ediyorum, İstanbul’da yapmak Avrupa’da olduğu kadar kolay olmasada.. Mümkün olduğunca organik yiyecekler satın alıyorum, hem vücudumuzu hemde çevreyi zehirli toksik böcek ilaçlarından arındırmak için. Ve son olarak elimden geldiğince önceden satın almış olduğum vegan olmayan eşyalarımdan yavaş yavaş ayrılmaya çalışıyorum. En azından bu temizliği kozmetik ürünlerimde kolaylıkla yapabilirim diye düşünüyorum. Siz de bir parça alır mıydınız?


 

Seha Kaynar
Sağlıklı yaşam peşinde bir anne. Tam zamanlı gezgin ve doğa sever.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş