Ve İnandırmak İstedi Tanrı

Herhangi bir şehrin herhangi bir semtinin herhangi bir sokağında açtı gözlerini. Geceden beri üşüyen vücudu güneşin vurmasıyla kendine geldi. Hücrelerinin hareketlendiğini hissetti. Hücreleriyle birlikte vücudunu da hareketlendirdi. Önce dizlerini büktü sonra belini doğrulttu derken işte ayaktaydı. Sokağı ilk defa gün yüzüyle görmüştü. Önce etrafına bakındı. Dönemeçsiz uzun bir sokaktı. Sıra sıra dizilmiş müstakil evler vardı. Özensiz sıra evler. Bir iki çamaşır asılı balkon haricinde yaşam belirtisi yoktu. Ne sokakta oynayan çocuklar vardı ne de sokaktan geçen bir satıcı…

Yerden üstünde uyuduğu örtüsünü aldı ve yalın ayak yürümeye başladı. Yalnızca tek bir ses duyuluyordu bu sıra: Şıp, şıp, şıp…

Sokağın sonunu görmeye çalıştı ama gördüğü tek şey bir kapıydı. Yürümeye devam etti. Tek çıkış yolu bir kapıydı. Yürüdü, yürüdü, yürüdü…

Kapıya vardığında taşlar ayak tabanını ağrıtmıştı. İçeri girmeden önce dinlenmek istedi. Kapının köşesine oturdu. Kapıyı incelemeye başladı. Bu kadar özensiz bir sokak için fazla şatafatlı bir kapıydı. Birçok evin kapısına karşın bu kapı demirdendi. Siyaha boyanmış demirden. Üstünde aralığı olmayan, içeriyi göstermeyen büsbütün demirden. İçeri de ne olduğunu düşündüğü sırada harekete geçti. Ayakları oturdukça daha çok ağrımıştı. Sızlana sızlana ayağa kalktı. Kapının kolunu aşağı indirdi ve içeri girdi…

İçeri de, sokakta olmamasına karşın, bir sürü ağaç vardı. Ağaçları takip etti. Sonunda büyük şatafatlı bir yere vardı. Sokaktaki hiçbir eve benzemiyordu. Üstelik kapısı da açıktı. Dışarıdan bakıldığında dört köşesinde uzun çok uzun bacalar uzanıyordu. Ortadaysa kare bir yapı vardı. Kapının açık olmasından fırsat bilerek içeri girdi. Dışarı da gördüğü her bacanın kolonunda yazan uzun uzun yazılar vardı. Yazılara yaklaştı. Her birinde affetmek, dilemek, üzgün olmak, yalvarmak gibi ifadeler üzerine paragraflar yazıyordu. Her birini teker teker okudu ama anlamadı…

İçeri de bacaların çevrelediği kare alan göğe açılan bir kapıydı adeta. Camdan tavanıyla masmavi gökyüzü görünüyordu. Kare alanın tam ortasına geldi. Etrafına baktı. Gündüz olmasına karşın yanan mumları gördü. Oysa dün akşam buraya geldiğinde hiçbir ev aydınlık değildi. Göğe bakmaya devam etti. Sadece gözlerini kapattı ve aslında geldiği yeri düşündü…

yazar

Yazar: Furkan Bal

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.