Uzun Olur Gemilerin Direği

Sanmayın bir türkü tutturacağım. Bazı türkülerin yüreğimizden, serimizden, sevdamızdan, gözümüzden yaşı eksik etmediği gibi gerçekte tuzlu denizden, dinlemesini ve duymasını bilene sözlü denizden bir çay içimi kadar bahsedeceğim. Bir sahil kıyısından denize birlikte bakacağız.

Hiç dalgasız bir denizi seyrettiniz mi? Uzayıp giderken ufukla birleşen ve üzerinde ne bir gemi ne de bir sandal olmayan deniz bir boşluk hissi uyandırır bende. Adım atsam ufka kadar dümdüz yürüyecek, ayaklarımın bastığı mavilikte tozsuz dumansız bir yolculuk yapacak gibi olurum. Hatta bazen karadan, belki dünyadan, dünyanın gürültüsünden, tasasından, kaygılarından kurtulmak adına denizin birleştiği ufka dalar, düşlediğim yolculuğu yaptığım da olur. Islanmayan hayallerim güneşin pırıl pırıl yayıldığı mavilikte gerçekleşir. İşte o zaman ne sahilde ne karada bıraktığım bedenimin ağırlığı ne de dünyanın ruhumu törpülediği sorunları kalır. Başka insanların, özellikle tek başına sahilde denize karşı oturanların neden dalıp gittiklerini, neden deniz ufkunun derinliklerinde yolculuğa çıktıklarını daha iyi anlamaya çalışırım.

Hani derler ya ‘çarşaf gibi’ dalgasız ve üstelik üzerinde hiçbir şey olmayan deniz galiba her insanda farklı hayallerin, değişik duyguların kaynağı olur. Ancak seyredenlerin ortak bir yanı var ki bu da sanki ufukta bir şeyler aradıklarıdır. Acılar, pişmanlıklar hatırlanır ama güzellikler aranır. Sıkıntılar, darlıklar, çözümsüzlüklerin hiçbiri yaşanmamış olur ufuklara bakarken. Kendiliğinden olacakmış gibi hazır olan çözümler gök mavisi ile deniz mavisinin birleştiği sihirli noktada her şey huzura çağırır gibidir. Hayatlarının izlerini arayanlar veya hayatlarını yeni baştan ama istedikleri gibi kurmak isteyenlerin bakışları ufukla kesiştiğinde zihinde yeni keşiflerin ateşleri yanar. Bazen martıların bile terk ettiği denizdeki bu sessizlik, bu sadelik bir yorgunluğu değil yeni bir güç toplamak için sanki siesta zamanını yaşamaktadır. Denizi tam anlamıyla dalıp seyredenler çok iyi hatırlayacaklardır ki denizin siesta zamanı fazla uzun sürmez. Açık ve aydınlık havalarda ta ufuktan doğmakta gibi yaklaşan bir gemi direği bütün büyüyü bozar. Dalgınlıkları da hayalleri de karaya döndürür. Gözler bozulan ufuktan, küçük ve beyaz köpükler çıkaran denizden etrafa çevrilir. Oysa bilinir ki gemilerin direği ufka dalan insanların hayallerini bozmak için değildir. Belki de hayaldekileri bazı insanlarda asıl, beklenen gerçeğe döndürmek için ufukları bozarak, denizi yararak yol almaktadır.

Aslında deniz üzerinde gezinen, yol alan sandallarıyla, yatlarıyla, gemileriyle yaşanan bir dünya olduğunu daha çok hissettirir. Belki çelişki gibi gelecek ama ben denize üzerinde uçan martılarıyla, gemileri, vapurlarıyla daha çok demeyeyim ama bir başka tutkunum. Bu bir anlamda denizin ıssızlığının ve de kimsesizliğin ortadan kalktığını görüp kendi kendime rahatlamak gibi bir şey. Öyle ki denizin yalnızlığına dayanamadığımda yahut denizin yalnızlığına katlanamadığımda denizin ufkuna dalıp gitmemin biraz da bu sebepten olduğunu sanıyorum.

‘Uzun olur gemilerin direği’ sözü hemen herkesin hatırlayacağı gibi bir türkümüzden alınmıştır. Bu söz kiminde bir kafiye uyumunu sağlamak için düşünülebilir, belki doğrudur da. Ancak işin içine sevda girince, belki yiğitlik girince anlam üstüne anlam yüklenir. Uzun direkleriyle süzülüp giden veya gelen gemiler, onları bekleyenler, uğurlayanlar insan yüreğini başka duygularla doldurur. O gemiler, vapurlar, sandallar, hatta balıkçı tekneleri olmadığında, dalgası da yoksa deniz bana çıplak gibi görünür. Gökyüzüyle birleştiği ufku da göremesem, oraya dalıp kendimde kaybolmasam denize katlanmam zorlaşır gibi geliyor bana. Denize şiir yazılır, roman yazılır da türkü yakılmaz mı? Elbette türküler denizden, deniz de türkülerden nasibini almıştır. Hatta birbirini etkileyip insanlarda bir coşkunluk, bir dalga bile yaratmışlardır.

Fakat deniz her iki haliyle de biri somut diğeri soyut anlam zenginliklerini, hayallerini, düşüncelerini, fikirlerini çağrıştırdığı için her seyredildiğinde sihirli bir dilden konuşan canlı bir varlıktır. Uzaktan görünen gemi direkleri, denizi köpürterek ve yararak geçenler, vapur düdükleri, yolcu vapurlarından martılara simit parçası atan çocuklar, balıkçı tekneleri, denizin hemen yanı başına ilişerek oltalarını denize atmış hareketsiz ve sabırla bekleyenlerin tamamı denizin tablosunu tamamlayanlardır. Deniz paylaştıkça, paylaşıldıkça daha renkli hislerin, daha çekilir hayatların umutları oluyor. Yalnızlaştıkça da ufkuna çekmeyi veya davet etmeyi, insanı kendi halinde kendine bırakmayı en iyi başarıyor.

yazar

Yazar: İhsan Kurt

Akdağmadeni ilçesinde doğdu. 1.1. 1956 (Tashih: 1.1.1953). Sivas Eğitim Enstitüsü’nü (1976), Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesini (1981) bitirdi. Askerliğini 18 ay süreyle yedek subay olarak yaptı. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Eğitimde Psikolojik Hizmetler” alanında Yüksek Lisans yaptı (1989).
Milli Eğitim Bakanlığı’nın çeşitli kademelerinde öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Gazi Üniversitesi ve Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültelerin-de Öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2002 yılında Selçuk Üniversitesi’nden emekli oldu. Çeşitli konularda 40 kitabı yayınlandı. Büyük bir zevk ile okumaya, yazmaya devam ediyor, edecek.

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 Yorum