Sarılsana!

Sarılsana!

Sarılsana!

Dünyanın birçok ülkesinde her yıl 21 Ocak “Sarılma Günü” olarak kutlanıyor. Michigan eyaletinde 21 Ocak 1986 tarihinde Kevin Zaborney tarafından ortaya atılan fikir, bugün diğer ülkelerde de yayılmış durumda. 24 yaşındaki psikoloji öğrencisi Zaborney, o dönem kucaklaşmanın insan üzerindeki olumlu etkilerini gözlemlemek için araştırma yapıyormuş ve bu fikir doğmuş.Aile terapisti Virginia Satir’e göre “Yaşamak için sarılmalıyız. Her gün en az 8 kez sarılmak bünyemize çok iyi gelmektedir.” demiş mesela. Gerçi sarılmanın sayısı olmaz, sevdiğin insanlara her fırsatta sarılmak, dokunmak müthiş bir his ve enerji verir insana. Birbirine hiç sarılmayan, dokunmayan, “seni çok seviyorum” demeyen, konuşmaktan aciz insanlardan olma canım okur. Özel bir gün bekleme, her gün özeldir ve tek kullanımlıktır. Geri dönüşü yok, bu yüzden tüm sevdiklerin ve seni sevenlerle güzel iletişimlerde bulunmaya özen göster ve her fırsatta can-ı gönülden sarıl. Zamanın varken bol bol sarıl. 

Araştırmalar göre sarılmak; beynin endorfin, seratonin ve dopamin isimli hormonların salgılamasına yol açan bir eylemdir ki; bunlar pozitif psikolojik etkileri de olan, vücut genelinde daha iyi iyileşmeye olanak veren birer hormondur.Kucaklaşmanın, sarılmanın getirileri ise çok güzel;

Koruma:İnsanlar olarak, kırılgan varlıklarız ve her zaman korunmak isteriz. Bunu ise, bir sarılmadan daha fazla sağlayabilecek bir şey yoktur.

Kendine Güven:Kendine güvendiğin zaman, zorluklarla karşılaşmaktan korkmazsın. İyi bir kucaklaşmadan sonra, hiçbir şey seni durduramaz.

Güvenlik:Güven hissi, günlük yaşantımız içinde çok önemlidir. Hatta bunu amaçlarına ulaşabilmekte, ihtiyacınız olan kendine güveni sağlayabilmek için yakıtın olarak bile kabul edebilirsin.

Güçlülük:Eğer güçlü hissediyorsan, bu enerjiyi sarıldığın diğer insanlarla ve çevrendekilerle de paylaşabilirsin.

Ve

Sarılmak; stresi azaltır, desteğini gösterir, hastalıklara karşı korur, kalp sağlığını güçlendirebilir, korkularını azaltabilir, acılarını dindirebilir, diğer insanlarla iletişimini kolaylaştırır.

Bir çocuk saflığıyla sev, sevil, sarıl. Sevgiyi, sevileni kucakla. Böylece kalbine şefkat, ömrüne hayat kat.

Ayrıca sarılabildiğin sevdiceklerinle ilişkilerinde en önemli etkenlerdendir; ‘hoşgörü’ ve ‘bağışlama’.

İletişimin gelişmesi, ilişkinin daha güzel ilerlemesi, birlikte yaşamın daha çekilir hale gelmesi ve hayattan daha fazla keyif alınabilmesi için; kişilerin birbirlerinin hatalarını bağışlamaları gerekir.

Karşılıklı saygıyı da asla yitirmemek lazım. Bir tartışmada, kalbimizin kırıldığını düşünerek karşı tarafı olabildiğince incitmek adına, sonradan pişman olacağımız cümleler sarf etmemeliyiz. Ağzımızdan çıkan kelimeleri kontrol etmekte zorlanabiliriz sinirli iken ama önemli olan bu kelimelerin kalbimizden çıkmıyor olması. Eğer söylediğimiz olumsuz, kötü şeyleri gerçekten hissediyorsak; o ilişkiyi acilen bitirmekte fayda var.

Karşındakini değil kendisini dönüştürmeye çalışan, kendine ve diğerine değer veren, güç gösterisi yarışına girmeyen bireylerden oluşan ilişkilerde hoşgörü ve anlayış kendiliğinden oluşacaktır.Zaten gerçek güç de budur! Yani; kendin olabilmeyi ve öyle kalabilmeyi başarabilmek ve karşındakinin de kendisi olmasına izin verebilmektir. 

İş, eş, aile, dost, arkadaş, sosyal yaşam vs. içindeki ilişkilerimizde bunları göz ardı etmezsek, hem kendi ruhumuzu kurtarmış hem de hayatı daha katlanılır ve yaşanır hale getirmiş olacağız.Her insanı sevmek zorunda değiliz. Ama kendimizi sevmek zorundayız. Ve hem kendimize hem de başkalarına saygı göstermemiz şart! ‘Saygı duymak’ zorunluluğu yok tabii ancak illaki saygı göstermek durumundayız.Saygısızlık yaparak rencide etmeye çalışmak yerine beğenmediğimiz, istemediğimiz, tasvip etmediğimiz insanlardan uzak kalmak daha kolay ve huzurlu değil mi? Bu kişi aileden biri bile olsa, onu olduğu üzere kabul edip, kendiyle baş başa bırakmak ve hayatımıza mümkün olduğunca sevgi ve hoşgörü katarak devam etmek daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.

Birbirinizi sevin. Birbirinize kötü yanlarınızı değil, güzel ve özel yanlarınızı hatırlatın. ‘Senin ailen bunu dedi!’, ‘Falanca şöyle söyledi!’, ‘Geçen gün şunu demiştin!’, ‘Hep bunu yapıyorsun!’, ‘Şöyle kötüsün, böyle beceriksizsin, vs.’ diyeceğinizee; gülümseyin!!! 

Gülümse ve tüm olumsuz düşüncelerinden, cümlelerinden vazgeç. Boşu boşuna, üzgün ve kızgın geçirdiğin onca zamanı hatırla. Stresli bir dakika bile geçirmeyeceğine söz ver kendine.

Sev ve sevilmenin sonsuz enerjisine bırak kendini.

Bu dünya ne senin, ne benim… Hepimizin… Herkesin… Paylaş!Paylaştıkça güzelleşeceksin. (Hak edeni de paylamaktan kaçınma! )

Hayatın, yaşamın ve ömrün ise sadece senin. Onu heba etme. Değerli ve anlamlı kılmaya uğraş.

 

Mutsuz biriyle yaşamak zorunda kalma. Yani; kendinle!!! Önce kendine sarıl tüm benliğinle, sonra git gerçekten sevdiğin birine ve kucakla kollarınla, ellerinle, tüm kalbinle. Hadi… 

 

Ben de şimdi pc.nin başından kalkıp gidip, mutfakta bana yemek pişiren kocama; “kiminnn kooocasııı buuu” diye şarkı söyleyerek sarılacağım, bir yandan da video çekerek. ツツツ (Aman, iyi ki bi kocası var bunun da, söyleyip durmasa olmaz, hıh…)

Bir ara da tabiatın enerjisini çok güçlü hissedeceğin için, bir ağaca sarıl. Dene bak, çok sevecek ve kendini çok iyi hissedeceksin.

 Hoşgörü, vicdan, şefkat ve huzur dolu bir yaşam dilerim canım okur.

 

Sevgiler şelale…

 

İklim’in Dora’n

 

 

 

 

 

 

   

kooplogger

Yazar: iklim dora

Yazıyorum, Paylaşıyorum. Hayatın Sevmek, Inanmak Ve Paylaşmak Olduğunu Düşünüyorum. Az Öz Dostum, Ruh Ikizim Ve Kitaplarım Olduğu Sürece Benden Mutlusu Yok. Dünyalıyım. İçi Dışı, Özü Sözü Bir Olmak; Istediğim. Hadi O Zaman, Okuyalım Güzelleşelim. ツ

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 Yorum