Nefrete Tutsak pt.2

   Aradan 5 gün geçti gittikçe kötüleştiğinin farkındaydı H, ama elden ne gelirdi ki odası ona bir hapishaneydi. Dışarı çıkacak yüzü yoktu ki her tarafı yara bere içinde; insanların ona takınacağı tavır, çektiği acıyı yalnızca büyütecekti. Bir anlığına nefreti beğendi bu fikri, ama H defetmeyi başardı. Her nabız atışınında aklına böyle iğnleyeyici sorular geliyordu, dayanamıyordu buna son bulmalıydı bu. Odanın -duvarlarına baktı, bembeyazdı. İronik diye düşündü, odası bembeyazdı ama kendi simsiyah. Dönüşümünün ne kadar kökten olduğunu görmek acı veriyordu, besleniyordu. Kronik astım hastasıydı ve odada günlerce birikmiş tozdan dolayı gittikçe ciğerlerinin daraldığını hissediyordu ama bunun için bile ilacını almıyordu; çünkü hala tutsaktı. Çektiği nefes darlıkları bile onun içinde tutuşan nefretini biraz olsun dindiriyor sonra yeniden acı için körükleniyordu. Nefretin onu öldüreceğini biliyor ama mazoşist bir tavırla davranıyordu. Kötüydü bu, ölecekti, öldürülecekti, her gün farklı bir dozda çektiği ızdırap onu öldürecekti. Uyandı birden, derinlerde yeni bir kıvılcımın çaktığını duydu, içindeki nefrete karşı yeni bir nefret hissetti. Bu onun kurtuluşuna giden yolu gösteren ışığı oldu. Hiçlikten çıkması için bir şanstı bu ve sıkı sıkıya sarıldı ona. İç çatışması böylelikle başlamış oldu, girdiği psikolojik koğuş ya sonunu getirecek ya da yaşamını kazandıracaktı.

                                                                                      ***

   “O fazlasıyla baskın, bana geçmişimle saldırıyor, toplumun boş değer yargılarıyla nasıl şişirilip bir anda patladığımı gösteriyor… Her şeyin bir yanılsama olduğunu anlatıyor; dün, bugün, yarın… Hayır bu onun oyunları… Hem hayatımda her şey o kadar kötü değildi ki ben sevgiyle doluydum, hayvanları doğayı severdim. Hayır, bu da yalan, sevmezdim… Sırf onlara hoş ve sevgi dolu görünmek için çabalardım; genel yargıları kullanarak onların vicdanlarını sömürürdüm ben. Barış, umut, sevgi naraları atardım ve bundaki tek gayem onların gözünde efendi, barışçıl, dost canlısı görünmekti. YALAN! Her şeyim, her düşüncem… BU GERÇEK BEN DEĞİL! Yanılsamalar, beynim bulanıyor. Geleceğimle uğraşıyor şimdi de, sonum geliyor. O kadar karanlık ki gösterdikleri, öyle iç karartıcı ve bulanık ki, intihar etmemi öğütleyen görüntüler… Yok oluş, kıyamet, son. Geriye dönüp baktığımda kendi kendimi uçsuz bucaksız bir amaç uğrunda tükettiğimi görüyorum, en iyisi olmak yolunda önüme geleni yapmak için verdiğim tüm uğraşlar boştu… Hiçbir zaman kusursuz olamazdım, tersti bu evrene. Ama ilerledim… sonuç? Nefrete tutsak bir kişilik.”
  

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.