Farkındalık günlüğüm 2

Nerden nasıl başlayayım bilemedim şöyle genel olarak kafamdan geçenleri dökeyim. Bu aralar kendimi okumaya ve dinlemeye verdim ve tabiki olmazsa olmazım bol düşünmeye. Sanırım Sinan Canan demişti “bir kitap yazdığınızı hayal edin o emeğinizi düşünün okuyucuların çerez gibi okuyup kenara attığı bir kitabı yazmayı kim ister? Üstünde düşünülsün, akledilsin, hakkı verilsin istersiniz illaki” demişti. Bende bunu düşündüm mesela şu aralar Montaigne’in denemelerini okuyorum. Zaten kısa kısa ve her konunun ardından düşünmemek mümkün değil, kitap seni düşünmeye itiyor ister istemez. Adam 16.yyda neler söylemiş hala bugün geçerliliğini koruyan neleri çözmüş. Her görüşüne katılmamakla beraber genel olarak dünyaya bakışı ve o farkındalığı hayranlık verici. O dönemde hayatı öyle güzel çözmüş, analiz etmiş ki söylemleri ve öğütleri bugün hala geçerli. Ölümle ilgili çok güzel bir farkındalık oluşturmuştu mesela benimde daha önce sıklıkla üzerinde düşündüğüm bir mevzudur bu. Doğumumuzun öncesini hiç bilmiyoruz, yaşamadık ve sanki o binlerce yıllık süreçte dünya yokmuş sanki bizimle var olmuş gibi hissediyoruz bazen de tam tersi o dönemlere ait ayrıntılara hakim olduğumuzda da sanki o dönemde de dünyadaymışız ve olaylara şahit olmuşuz gibi hissediyoruz. Halbuki iki his de gerçeği yansıtmıyor. Yolcu olduğumuzu hayatımızda kaç defa hatırlıyoruz? Bizim gibi niceleri geldi ve geçti bu diyardan. Ölümümüz doğduğumuz andan itibaren başladı. Her geçen dakika biraz daha yaklaşıyoruz ölüme. Bunun bilincinde yaşamayı ne kadar becerebiliyoruz gerçekten? Kendi adıma konuşacak olursam son zamanlarda pek çok şeyi önünü ardını düşünmeden sadece içimden geldiği için yapıyorum. Ne olursa olsun ‘içimde kalıcak mı yapmazsam?’ diye bir soruyorum kendime. Cevabın samimiyetine ve durumun riskine dair ufak bir olası hasar tespit hesaplamasından sonra harekete geçiyorum. Çünkü hayat sandığımızdan daha kısa ve zaman da su gibi akıp gidiyor. Bazı şeyler için de bazı kimseler için de geç kalabiliriz ve bunun pişmanlığını ömrümüzün sonuna doğru beraberimizde taşıyabiliriz. Ben mesela neyi değiştiriyorum diye düşünüyorum… Mesela artık sevdiklerimi daha çok dinliyorum, onlara daha çok vakit ayırıyorum, daha çok sarılıyorum, daha çok sevdiğimi dile getiriyorum. Bunlar her ne kadar basit ve sıradan gözükse de aslında çok değerli şeyler. Bazen birilerinin gönlünü kazanmak için bir anahtar haline bile gelebiliyor bir çift güzel söz. İşte sırf bu farkındalığa erişmek için bile bolca okumak, bolca dinlemek ve bolca düşünmek diyorum. Bu akıl bize boşuna verilmedi, bizi diğer tüm canlılardan ayıran yegane özelliği abartmanın yerinde bir mübalağa olacağını düşünüyorum. Düşünce gücünün insana yaptırabileceği şeylerin hiçbir hududu yok bence. Düşünmeye başladıkça, ufkun açılıyor ve seni yeni sorular sormaya itiyor. O sorular ise bambaşka kapılara sürüklenmeni sağlıyor. Her kapının ardında ise başka bir kapı beliriyor ve sen o labirentin içinde kaybolmuşluk hissini hiç hissetmemenin şaşkınlığına kapılıyorsun. Kendi adıma ben bu durumdan çok zevk alıyorum, evet bazen baş ağrılarına yol açıyor, bazen iştahımı kesiyor ama bu bile beni öyle mutlu ediyor ki. Öğrenmekten ve düşünmekten aldığım hazzı başka bir yerde bulamayacağımın bilincindeyim ve bundan da ayrıca hoşnutluk duyuyorum.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.