KONUŞANLAR VE SESSİZLİK

Kaynak belirtilmedi

Konuşmak.. En etkili iletişim yöntemidir. Öyle ki, his dediğimiz ruhsal hali dahi karşıya aktarmak için kullanılabilir. Ancak eylemi bir neticeye varan şeyin eylemsiz halinin de elbette bir karşılığı olmalıdır. Çok fazla konuşma isteği duymak nasıl psikolojik bünye açısından bir yerlere denk geliyorsa, muhakkak konuşmak istememenin de isabet ettiği bir yer bulunur. Böylelikle her iki durumu da ayrıca değerlendirmek, yargıları da bu doğrultuda irdelemek gerekir. Bir insanın mizacı, yetiştirilme biçimi, bulunduğu ortam, karşısındakinin dinleme yeteneği ve en önemlisi kişinin yaşama bakışı konuşmayı doğrudan etkiler. Bu unsurlardan veya burada bahsetmediğimiz başkaca unsurlardan bir tanesinin müspet veya menfi anlamda ki derecesi kişinin konuşkanlığını etkileyecektir. Bu durumun bir anlığına mı yoksa kalıcı bir hal olarak mı yaşandığı ise yine durum ve şartlara göre değişkenlik gösterir. Örneğin arkadaşları ile birlikte iken çok daha fazla konuşan ancak ailesinin yanında sessiz kalanlar, her ortamda sessiz kalıp yalnızca bazı kişilere karşı konuşkan olanlar veya her zaman sessiz olanlarla, her zaman konuşanlar arasında belirgin ayrımlar vardır.

Öncelikle arkadaş ortamı ve başkaca ortamlar arasında ki farkı inceleyelim. Bu durum genellikle kişilerin mizacıyla alakalı olduğu gibi yargılanma endişesi veya yargıların değeri ile de ilgili olabilir. Bir genci ele alalım, derslerinin kötü olması arkadaşlarının arasında sevecen bir haylazlık olarak algılanabilir, bu da genci konuşurken cesaretlendirir ve tetikler. Ancak evde durum hiçte öyle olmayacaktır. Başarı beklentisiyle kendisini izleyen bir çift göze karşı notlarının vehametinden aynı özgüvenle bahsedemez genç. Konu notlar olmasa dahi (notlar burada yalnızca bir örnek, bu durum çeşitlendirilebilir) genç her daim tedirgin ve temkinli konuşmalarla ortama dahil olacak ve hatta belki de unutulmayı dileyerek sessizleşecektir. Elbette bu ortama ve kişilere özgü ve geçici kabul edilebilecek bir sessizliktir. Ama yine en derinlerde beklenti, yargı ve sitem gibi terimlere kapı aralayan durum insanı sessizliğe iter. İşte burada konuşmak nasıl eylemsel bir değerle anlam ifade ediyorsa, konuşmamak, sessiz kalmakta o kadar eylemseldir. Yargılanmamak, örselenmemek veya bir takım nasihatlere maruz kalamamak için yapılmış bilinçsiz bir metottur.

 

Esasında her ortamda konuşmaktan geri durmayan ve mizaç olarak konuşkan olarak tabir edebileceğimiz kişilerin durumu kanaatimce daha ilginçtir. Çünkü ilk bakışta bu kişilerin özgüvenlerinin yüksek olduğu bu sebeple de her türlü ortamda kendilerini rahatça ifade ettikleri düşünülse de bazen durum daha faklı olabilir. Kişinin yargılara karşı bağışıklık kazanmasından daha ziyade yargıları asgari düzeye indirmek için kendisini sürekli açıklama ihtiyacı duyması da sürekli konuşması ile sonuçlanır. Burada esas belirgin parametrenin yalnızca özgüven olmadığını da açıkça görürüz. Hatta aksini düşündüğümüzde devamlı sessiz kalmayı tercih eden insanların arasında her ne kadar yargılanmaktan çekinme güdüsünü taşıyanlar olsa da yargıları dikkate almadığı için yorum yapmayanlarda azımsanmayacak derecededir. Bu bir yönüyle kibir olarak yorumlansa da, temel değerleri tamamlanmış bir karakter gelişimi olarakta değerlendirilebilir.

                Netice itibariyle insanların konuşması, konuştukları ve söyledikleri şeyler kadar söylemedikleri ve sessizlikleri de kıymeti ve itibarı hak etmektedir. Bazen sessizlik söylenecek şeylerin olmamasından değil söylenenlerin karşılık bulmayacağına lan inançtan yahut zaten söylenmiş olmasının verdiği rahatlıktan gelebilir.

Okur(in)sanız
Herkes okur, herkes yazmaz, her yazılanı herkes okumaz
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Önceki
Denize Aşık Bir Kız ve Gerisi Yalan

Denize Aşık Bir Kız ve Gerisi Yalan

Sonraki
Girdaptan Çıkış: Benim Bilinçaltı Dönüşüm Serüvenim (Part 1)

Girdaptan Çıkış: Benim Bilinçaltı Dönüşüm Serüvenim (Part 1)

İlginizi Çekebilir

kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.