Eylül

Eylül geliyor diyorlar, içimi bir sevinç kaplıyor. Eylül ayını severim ben, eylül ayı benim onu sevdiğim gibi beni sever mi bilinmez. Perşembe günleri de haftanın en sevmediğim günüdür çoğunlukla. Bebek gördüğünde istemsizce gülümsemeyen insanları tuhaf bulurum. İnsanların yüzlerine inceleyip ne düşündükleri – nasıl biri oldukları hakkında çıkarımlar yapmaya çalışmak sıkça başvurduğum eğlenceli bir oyun. Herkesin önünden geçip fark etmediği bir dilenciyi – bir kediyi – bir köpeği görebilirsem kendimle gurur duyuyorum. Kimsenin – hiçbir şeyin şeffaf olmaması gerektiğine inanıyorum çünkü. Gökkuşağına denk geldiğim günler kendimi şanslı hissederim. Son zamanlarda çok iyi uyuyamıyorum. Görmekten yorgun düştüğüm rüyalarımı birkaç gün biriniz ödünç alsa pek sevinirim. Ve bunları şimdi neden anlattığımı bilmiyorum hiç…

Sonbahar yağmurları yağıyor içimde bir yerlerde; sakin, telaşsız, sevecen. Ağlasam bunu görürdünüz, içimdeki yağmurları göremiyorsunüz; kızamıyorum ki size…

Ay giderek soğuklaşıyor, geceler de uzamakta; bense sadece bekliyorum… Dünyanın en yorucu şeyi bu; beklemek… Koşmak için bir sebep verseniz aslında bana, koşmak güzel şey çünkü… Hem düşünmek için zamanınız da kalmıyor. Düşünmek ise hiç güzel bir şey değil…

Kafamın içinde bir yerlerde volta atarken ruhum, saatleri onlarca değişik şekilde öldürüyorum. Doğduğumuz günden beri, herbiri farklı olan yüzlerce kendimiz ile tanışıyoruz. Bazıları ile yola devam etmek gelmiyor işimize. Sessizce öldürüp onu, gömüyoruz ruhumuzun derinliklerine. Hepimiz kendimizin katiliyiz bir nevi, işlediğimiz bunca suça rağmen kimse hesabını da sormuyor üstelik.

Bu kadar saçmalamak yeter, konuşuruz yine nasıl olsa..

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.