Kara Sabah

“Bana ufak bir umut ışığı bırakma cüretini gösterseydi, bu umut sayesinde beni hala elinde tutar, oyalayabilir, asla değişmeyecek bir eylemsizlikle beni sonsuz mutsuzluğa hapsedebilirdi. Ancak bunu yapmak yerine, bana hiçbir şey bırakmadı. İnsan! Bilmem kaçıncı kez beni yaşamaktan usandıran ilkel dürtülerin fizik bulmuş iğrenç yaratığı. Bilmem kaçıncı kez beni kendimle baş başa bırakan aciz varlık. Ne yapmam gerek peki? Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıydım? Dünyaya kendi gözlerimle bakmayı istemek ve bunun değer görmesini dilemek dışında ne yapabilirdim? Senelerdir kimseyle konuşmamıştım. Hiç kimseye tek bir kelime dahi etmemiştim. Oysa ne kadar da muhtaçtım konuşmaya. Ona orada içimdekileri dökmekle ne ahmaklık etmişim meğer; kendi hayal dünyamın bir yansımasını onda görmeye cüret edecek kadar büyük bir ahmaklık.” 

<<“Ben de kimdim ki, bir başkasının sevgisini hak edecektim? Yazıkları olsun bana! Ey kafam, sil git artık düşüncelerini. Yıllardır belki de boşuna uğraşıyordum. Belki onun gibi birisini bulamayacağıma o kadar inanmış olmasaydım, başkalarında onu bulmaya gayret edecektim. Neden böyle oluyor sorusuna bir cevabım yok. Aklımda hala yüreğimi deşen bir sürü soru var. Niçin yanımda olmayacak? Niçin onunla bir pencere kenarında oturup konuşamayacağım? Niçin bir akşam usulca yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu duyamayacağım? En acı veren şeyi yapmakla kendime kızıyordum: Onun hakkında verdiğim yanlış bir hükümdü bu. Alışkanlıklarım ve kayıplarım, hayallerimden artık daha uzun yaşıyor oldular. Belki ölüm bir hediyedir; bütün bunlara katlanmak yerine, bir bıçak darbesi ile ağır bir hayatın altında terlemekten kurtulmaktır belki.”>>

Neşeyle geçen günleri, neşesiz geçen günlerinden az oldukça insanın, hayata dair umutları da yok oluyor. Dünyaya geldiği günden itibaren insanın sadece acı değirmeninde öğütülen günleri dışında, bazen düzlüğe çıktığını zannedip tekrar dibine batması bataklığın, insanı en ağırdan yaralayan bir travmadır. Sevilmemek, ve sevgiden uzak yaşamaya mahkum bırakılmak. İnsan bir yerden sonra tüm bunlara bir anlam yüklemek, yaşadıklarının bir sınav olduğuna inanmak ister. Bu inanç, onu hayatta tutacak son şeydir.

“Toplum tarafından reddedilmiş bir birey neden sonlandırmasın hayatını? Bu hakkı ona siz verdiniz. Arkasından üzülmek yerine, neden yüzüne gülmediniz?”

yazar

Yazar: Cem Ceylan

Bilerek ve isteyerek bir işe girişmiş ama sonunda kendi çukurumu kazmıştım. İki işten birini seçemez olunca, ikisini de yüzüstü bırakanlar gibiyim. Sırf, salt hıncımdan dolayı sevmediğim işi yapmaz olabiliyordum. Bu hıncımla kime kötülük ettiğimi açıklamak elimde değil, bunu ben de bilmiyorum; bildiğim bir şey varsa, o da iş yapmamakla bütün zararı olsa olsa kendimin çekeceğidir. Gelecek zararı bilmekle birlikte, denizciliği bırakma fikri bile tek başına, dertlerime tuz biber ekiyordu.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.