hayal

sıcak bir yaz akşamıymış, ben askılı ama bol elbisemi giymişim, yanımda en sevdiklerim, nereye gitsek diye düşünüyoruz, kimseye farketmezmiş, sahile yakın küçük bir barda alıyoruz soluğu, insanların nefesini omzunda hissedebileceğin kadar yakın küçük masalarda, dizlerimiz ve kalplerimiz birbirlerine değerek, hayatın olağan akışından konuşuyoruz. birileri yeri gelince ağlıyor, bazıları boğulana kadar gülüyor. arkada çoğu zaman bitmesini istediğin ama tatlı da gelen bir canlı müzik. masadaki biralar hep yenileniyor, içtikçe çenemiz düşüyor, düştükçe hayatımızın hiç bahsetmediğimiz köşelerinden bahsediyoruz. hiçbir şey o andan önemli değil. hava gecenin azizliğine uğrayıp biraz serinledikten sonra barın önündeki midyecinin yanında alıyoruz soluğu. en fazla kaç tane yiyebiliriz ki? gereksiz iddialar birini bu kadar mutlu eder mi, ediyor işte. başka işimiz, derdimiz, tasamız yok sonuçta. arabaya doluşup evin yolunu tutuyoruz, alkolün bulandırdığı gözlerimiz hızla geçip giden ışıkları izliyor. her şey bitmiş, sadece omuzlarımızda bir gün önce girdiğimiz denizin yanıklarının acısı kalmış. başka hiçbir telaş, hiçbir zorunluluk, kısıtlı zamanımız yokmuş.                                                                                                          

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.