in ,

GORIOT BABA Eser Çözümlemesi ve Karakter Analizi

GORIOT BABA Eser Çözümlemesi ve Karakter Analizi 

Eserin kimlik bilgileri:

Goriot Baba, Honore de Balzac, 1834

goriot baba analiz

Dönem: 

Takvimler 1834 yılını gösterdiğinde Fransa; yakın tarihinde büyük çalkantılara sahne olmuş, toplumsal yapısı baştan başa değişmekte olan bir Avrupa devleti olarak karşımıza çıkar. 1763 yılında, 7 Yıl Savaşları’ndaki ağır yenilginin getirdiği maddi ve manevi yüklerden dolayı oldukça yorgun düşmüş bir devlet olarak tarih sahnesine çıkan Fransa; ilerleyen dönemde kıtlığın, yoksulluğun ve açlığın merkezi haline gelmiştir. Tüm bu sefalete karşın, Fransız halkı belki de tarihi boyunca hiçbir zaman farkına varamadığı birçok acı gerçeği yavaş yavaş kavramaya başlamıştır. Jean Jacques Rousseau ve Voltaire gibi filozoflar halka “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik”ten bahsetmiş; bu sihirli sözcükler 1789 yılındaki halk devrimiyle birlikte (Fransız İhtilali), kralın ve aristokratların sonunu getirmiştir. Maximilien Robespierre önderliğindeki yeni kurulan hükümette devrim ilkelerinin yanlış anlaşılması sebebiyle, Jakoben politikacı San Just’un deyimiyle “hürriyetin istibdadı” politikası uygulanmıştır. Bu politikanın sebep olduğu vahşette de nefret duyan halk, güçlü lider Napoleon’un etrafında birleşmiş; ülke 15 seneden fazla bir süre boyunca, aristokrasi ve devrim ilkelerinin karışımından oluşan “imparatorluk” sistemiyle yönetilmiştir. Napoleon’un düşüşünden sonra, krallık ve aristokrasi “Restorasyon Dönemi” adı altında yeniden geri gelmiş; 1815-1830 yılları arasında Fransa, burjuva ve aristokratların ortak hakimiyetine sahne olmuştur. Goriot Baba eseri; aristokrasi ve burjuvazinin, zenginlik ve çıkarlar uğrunda güçlerini birleştirdiği ve “Restorasyon” adı altında halkı git gide daha da çok sömürdükleri bu 15 senelik dönemde (1819) geçmektedir. Restorasyon Dönemi’nin başlarında (1815-1824), aristokrasinin mirasını devralan burjuvazi altın çağlarını yaşamakta; toplumun her köşesinde burjuvazinin yozlaşmış alışkanlıklarının etkileri hissedilmektedir. Buna karşılık halk yine eskisi gibi yoksulluk ve sefaletle boğuşmakta, açlıktan kırılmaktadır. Aristokrasiden tiranlara, tiranlardan hanedanlara, hanedanlardan da burjuvaya aktarılan siyasi erk ve maddi zenginlik; hiçbir zaman halkın eline geçmemiştir. Yazarlar için bu yarım asırlık dönemi (1789-1830) bu kadar ilgi çekici yapan (Victor Hugo’nun birçok eseri de Balzac’ınkilerle aynı dönemlerde geçmekte ve benzer toplumsal konulara değinmektedir. Ancak Balzac’ın eserleri realist, Victor Hugo’nunkiler ise romantik akıma aittir.) en önemli unsur ise; ülkeyi yöneten kitlelerin tamamıyla değişmesi durumunda bile, güçlünün güçsüzü sömürdüğü sistemin hiçbir zaman değişmediği gerçeğidir.

Yazar:

Honore de Balzac muhafazakâr bir monarşisttir. Buna karşılık, eserlerinde kendi ideolojik görüşlerinin savunuculuğunu yapmak yerine gerçekçi bir bakış açısıyla insanları, toplumsal sorunları ve sistemleri irdeler. Eserleri, Dante’nin “İlahi Komedyası”na gönderme olarak, kendisi tarafından adlandırılan “İnsanlık Güldürüsü” başlığı altında toplanır. Gerçekçi (Realist) edebiyat akımının kurucularından sayılan Balzac, eserlerini büyük ölçüde karakterlerin hayatları üzerinde yapılandırarak ve yoğun karakter betimlemeleriyle insanlığın farklı ve bazen de bir o kadar gülünç hallerini okuyucuya hissettirmeyi amaçlar. Bu özelliğiyle; Balzac’ın eserleri çoğunlukla bütünlüklü bir olay hikayesine dayanmalarına rağmen güldürü niteliği de taşırlar. Eserlerindeki temel odak noktası çoğunlukla zengin burjuva sınıfının ahlaki çürümüşlüğü ve yozlaşmışlığıdır.

Dil: 

Dönemin Fransız edebiyatında, betimlemeler ve sembolizm önemli bir yer tutmaktadır. Okuyucuya doğrudan verilen bazı ahlaki mesajların yanı sıra; asıl verilmek istenilen mesajlar, yoğun betimlemelerden oluşan uzun cümlelerin içindeki sembolizmde saklıdır. Mesaj verme konusunda, ağırlık merkezinin olay örgüsünden ziyade “cümlelerdeki sembolizmde” olmasında; abartılı olaylara başvurmak yerine her yönüyle “insanı ve yaşanılabilirlikleri” temel alan realizm ekolünün büyük etkisi vardır. Öyle ki, romandaki karakterlerin her biri, toplumun belirli bir kesimini birebir yansıtacak şekilde seçilmiş ve detaylı karakter betimlemeriyle alttan alta toplumsal mesajlar verilmiştir. Aynı zamanda o dönemde uzun ve ağdalı cümleler sanatsallığın bir ölçütü sayılmaktadır.

Eserin içeriği: 

Eser her ne kadar bir olay öyküsü niteliği taşısa da verilen tüm mesajlar karakter betimlemeleri üzerindendir. Romanı tarihe kazıyan, şüphesiz ki ustaca yapılan karakter betimlemeleri ve her bir karakterin toplumsal düzende sembolize ettiği sosyal sınıfa dair çarpıcı göndermelerdir. “Goriot Baba” eserini benzerlerinden ayıran bir diğer özellik ise karakterlerin yüzeysel olarak betimlenmesinin yanında derin psikanalizlerinin de yapılarak okuyucuya sunulmasıdır.

Tezler:

1. Büyük zaferler bir süreliğine halkın gözünü boyasa da hiçbir devrim zenginin fakiri sömürdüğü toplumsal düzeni kökünden değiştiremez. Değişen tek şey iktidarda bulunan sınıfın ismidir. Şanlı zaferleri kazanan halk olsa da zaferden payını alanlar her zaman kendi çıkarlarını gözeten küçük kitlelerdir. Aristokrasinin yerini alan burjuvazi, aynı sistemin şekil değiştirmiş halidir.

2. Görünürde eğitimli, kibar ve entelektüel kişilerden oluşan burjuva sınıfı büyük bir ahlaki yozlaşmayı bünyesinde barındırmaktadır.

3. Doğru evlat yetiştirme şekli, çocuğun her istediğinin yapılması değil; çocuğa hayatın gerçeklerini tecrübe etme konusunda fırsatlar yaratılması ve ahlaki değerlerin öğretilmesidir. Çocuklara sürekli balık vermekten ziyade balığın nasıl tutulacağı gösterilmelidir.

Karakterlerin analizi: 

Goriot Baba:

Öykünün iki baş karakterinden biridir. Zengin bir erişte tüccarıdır. Fransız toplumundaki, emek yoluyla para kazanan ancak yine de bir alt sınıfı bir miktar sömürerek (sf.90) zenginleşen ve bir üst basamağa atlayan sınıfı temsil eder. Öykü boyunca kızlarına ve Rastignac’a karşı duyduğu merhamet ve adeta kızları için yaşaması, tüm kaynaklarını onlar için harcaması; okuyucuda ona karşı merhamet uyanmasını sağlar, onu iyi karakterler arasına taşır. Goriot Baba’nın öykü boyunca başından geçen olaylar bir trajedi romanına benzer. Onu ölüme götürecek olan hamartiası, onu umursamayan kızlarına sürekli maddi ve manevi yardım yaparak kendini günden güne daha çok tüketmesidir. Peripeti evresi uzun bir süreç halindedir, Goriot Baba Vanquer pansiyonunda sürekli bir öncekinden daha ucuz bir daireye yerleşmekte (ilginç bir biçimde ucuz daireler daha üst katlardadır çünkü dönemin Fransası’nda veba mikrobu taşıyan fareler insanların çok fazla gezinmediği üst katlarda yaşar), yani parası tükenmektedir. Anagronisis tam olarak yaşanmamıştır, bu durum öyküyü tam anlamıyla bir trajedi olmaktan ayıran temel unsurlardan biridir. Acılar içinde ölümü ve ölümüyle birlikte neredeyse herkes (Rastignac, Bianchon ve Cristoph hariç) tarafından unutuluşu; okuyucuda trajik etkiler yaratır.

Eugene de Rastignac:

Öykünün iki baş karakterinden biridir (hatta belki de en büyük baş karakteri). Aynı dönemde yaşamamasına rağmen üstü kapalı biçimde Fransız ihtilali sonrası fakirlikten zenginliğe ve güce yükselen sınıfı temsil eder. Yükselişi Napoleon’unkine benzerdir. Vanquer Pansiyonuna hayata dair idealleri olan fakir bir üniversiteli genç olarak girse de Paris salonlarıyla tanışmasıyla birlikte oldukça zenginleşir, birçok yeni fikirle karşılaşır. Goriot babanın tam aksine Rastignac, sınıfsal düzende günden güne yükselir. Başlarda Goriot Baba’nın büyük kızı Kontes de Restaud’a yakınlaşsa da sonrasında Goriot’nun küçük kızı Delphine de Nuncingen ile aralarında duygusal bir bağ oluşur. Öykü boyunca, Yaşlı Goriot’a ve onun şefkatine karşı büyük bir merhamet duyar. Goriot baba onun hayatındaki eksik olan “baba” figürünü dolduran kişi olmuştur. Bu sebeple Goriot Baba mezara gömülürken, kızları dahi babalarını önemsemese bile Rastignac onu hiçbir zaman bırakmamıştır. Rastignac öykünün geneline bakıldığında iyi, ideal karakter portresi çizer.

Madame de Nuncingen ve Madame de Restaud:

Goriot Baba’nın, her şeyi babalarından bekleyen, küçüklüklerinden itibaren her istedikleri yapılarak şımartılmış kızlarılardır. Fransız İhtilali sonrası “burjuva” adı altında aristokrasinin rolünü (mirasını) devralan ve Restorasyon Dönemi sonrasında yeniden aristokrat alışkanlıklarına geri dönen sınıfı temsil ederler. Yönetim sistemleri şekil değiştirse de; zenginin fakiri sömürdüğü, emek üretmeden para kazandığı düzenin hiçbir zaman sona ermeyeceği mesajını okuyucuya hissettirirler. Her ikisinin de evlilikleri bir formaliteden ibarettir. Çıkarlar uğruna, duygu faktörü gözetilmeden evlen(diril)diklerinden dolayı sevgiyi başka erkeklerde aramaktadırlar. Eşleri Kont de Restaud ve Baron de Nuncingen de aynı şekilde eşlerini başka kadınlarla aldatmakta, aile bütünlüğü büyük zarar görmektedir. İki kızın arasındaki en büyük fark ise Anastasie’nin gerek yaşı gerekse karakter özellikleri sebebiyle Paris salonlarında, kendisine kıyasla biraz daha iyi niyetli ve saf sayılabilecek küçük kardeşi Delphine’ye göre çok daha büyük bir saygınlığa ve üne sahip olmasıdır. Öyküde üstü kapalı olarak Delphine’nin ablasının gölgesinde kalışı ve buna bağlı olarak ablasına karşı içten içe duyduğu kıskançlık da işlenmektedir. Öykünün sonlarına doğru, Goriot Baba ölüm döşeğindeyken kızlarının onu ihmal edişleri ve hatta cenazesine bile gelmeyişleri; bu iki karakterdeki kıymet bilmezliği oldukça çarpıcı bir biçimde gözler önüne serer. Hayatını maddi manevi kızlarına adamış bir babanın, kızları tarafından böylesine umursanmaz bir biçimde ölüme terk edilişi, burjuva kesimindeki ahlaki çöküşün en etkili sembollerinden biridir. Öte yandan, kızların böyle bir hayat tarzı seçmelerinde, küçüklüklerindeki yanlış büyütülüş şekillerinin büyük etkisi vardır.

Kont de Restaud:

Anastasie de Restaud’un kocasıdır. Aristokrat sınıfını temsil eder. Egosu oldukça yüksek, otoriter ve sert mizaçlı biridir. Kayınpederi “Goriot Baba”ya karşı, tek taraflı bir nefret duymaktadır. Eugene de Rastignac ile aralarında başta dostane bir muhabbet geçtiyse de; Rastignac’ın Goriot Baba ile olan yakınlığı sebebiyle onunla olan iletişimini kesmiş, uşaklarına onu hiçbir durumda konağa almamalarını emretmiştir. Aynı zamanda Goriot Baba’nın cenazesine de katılmamış, yalnızca topluma karşı “saygısız” olarak gözükmemek için cenazeye arabasını göndertmiştir.

Baron de Nucingen:

Delphine de Nucingen’in Alman kökenli, banka sahibi olan kocasıdır. Kont de Restaud ile aynı aynı şekilde aristokrat sınıfını temsil etse de, Kont de Restaud’a göre çok daha silik bir karakterdir. Eşine karşı saygısız davranmakta, hatta onu başka kadınlarla aldatmaktadır. Evlilikleri, aynı Madam ve Mösyö Beausant’larınki gibi yalnızca kâğıt üzerindedir. Tüm bunlara ek olarak, o da Goriot Baba’yı pek önemsemediğinden dolayı cenazesine katılmamış, yalnızca arabasını göndermekle yetinmiştir.

Madam de Beausent:

Eugene de Rastignac’ın, “Kontes de Restaud Mevzusu”nda başı sıkıştığında yardım istemek üzere kapısına gittiği kuzenidir. 1800’lü yıllar Fransası’ndaki; aristokrat veya burjuva olmak arasında, dönemin koşullarına göre sürekli yer değiştiren zengin sınıfı temsil eder. Vikontes unvanı onu her ne kadar bir aristokrat yapsa da Paris salonlarındaki mevkisi, onun hala daha 1800’lü yılların başından gelen burjuva geleneklerini sürdürdüğünün kanıtıdır. Davranışları, alışkanlıkları ve konuşma şekliyle (90’ıncı sayfada Napoleon’a karşı kullandığı küçümseyici tabir: Buonaparte) Fransız aristokrasisinin çökmediğimi, yalnızca şekil değiştirdiğini en etkili şekilde gösteren karakterdir. Paris salonlarında oldukça yüksek bir mevkide bulunan Madam de Beusant; Rastignac’a önemli hayat dersleri vermiş, kadınları, dahası kadınların düşünme şeklini tanıtmış ve Paris salonlarında yükselmenin yollarını öğretmiştir. Aynı zamanda, Portekizli bir asilzade olan Mösyö d’Ajuda’ya aralarında evlilik dışı bir aşk ilişkisi vardır.

Mösyö d’Ajuda:

Portekizli zengin bir asilzade ve Madam de Beausent’ın evlilik dışı sevgilisidir. Mösyö Beausent’ın aralarındaki bu yasak ilişkiye karşı çıkmaması, Mösyo d’Ajuda’yı oldukça rahatlatmıştır. Mösyo d’Ajuda bu olaydan sonra git gide Madam Beausent’in yanında daha çok görünmeye başlamış, hatta Paris salonlarında bile çekinmeden onun yanında bulunabilmiştir. Uluorta yaşanan ve kolayca kabullenilen bu yasak aşkın, en ufak bir utanca dahi sebebiyet vermemesi, dönemin zengin sınıfındaki ahlaki yozlaşma ve çöküşü göstermektedir.

Madam Vauquer:

Pansiyonun sahibidir. Yaşamının merkezinde “para” yer almakta, her şeye para gözüyle bakmaktadır. Bu sebeple Vautrin’in cömert ve babacan tavırları oldukça hoşuna gitmektedir. Mösyö Goriot pansiyona ilk yerleştiğinde onun da zengin bir beyefendi olduğunun farkına varmış, türlü entrikalar çevirerek bu servetten gücünün yettiği kadar parça koparabilmeyi planlamıştır. Başarıya ulaşamayınca ise ona karşı içten içe kin tutmaya başlamış, öykünün devamında okuyucunun karşısına daha da aksi bir figür olarak çıkmıştır.

Vautrin:

Romandaki “kötü” olarak tanımlanabilecek karakterlerden birisidir. Oldukça cömert ve babacan tavır ve davranışlarıyla; başta Madam Vanquer olmak üzere birçoklarının saygısını kazanmış olsa da oldukça çıkarcı ve merhametsiz bir kişiliğe sahiptir. Hal ve tavırlarına bakıldığında oldukça yüksek bir egoya sahip olduğu açıkça görülmektedir, kendisini pansiyondaki herkesten üstün saymaktadır. Karşısındakileri aşağılayan sözleri, anlamsız davranışları ve onlar üzerinde üstünlük kurma çabası ile pansiyondakilerin büyük çoğunluğunu ürküten bir insandır. Goriot Baba’ya karşı sebepsizce, tek taraflı bir nefret beslemektedir. Aynı zamanda pansiyondakiler hakkında derin psikolojik tahliller yapmakta ve onların özel hayatlarına ilgi duymaktadır. En çok ilgilendiği ve bir yandan da içten içe kıskandığı karakter Rastignac’tır. Vautrin, Rastignac’ı etkili sözlerle kandırarak onu kendi çıkarlarına alet etmeye çalışır. Rastignac’ın üzerinde üstünlük kurabilmek için pek çok kez onu kışkırtarak zor duruma düşürmeyi bile dener. Fakat Rastignac durumu hemen kavrar ve buna izin vermez.

Victorine Taillefer:

Zengin bir iş adamı olan babası tarafından miras parası verilmemiş, sokağa atılmış bir genç kızdır. Uzak akrabası Madam Coutre ile birlikte Vauquer Pansiyonu’nda yaşamaktadır. Madam Coutre onu haline şükretmeye, düzenli olarak kiliseye gitmeye ve dua etmeye alıştırmıştır. Oldukça dindar, ahlaklı, ağırbaşlı ve vicdanlı biri olan Victorine, pansiyondaki herkese karşı iyi ve saygılı davranmakta; Madam Coutre’ın tüm kışkırtmalarına rağmen, onu sokağa atan gaddar babasına karşı bile bir öfke veya nefret duymamaktadır. Bu kadar kanaatkâr oluşunda şüphesiz ki sıkı sıkıya bağlı olduğu kader inancının büyük etkisi vardır. Tüm bunlara ek olarak genç üniversiteli Eugene de Rastignac’a karşı tek taraflı (platonik) bir aşk duymakta ancak utancından dolayı duygularını sözle dile getirememektedir.

Madam Couture:

Oldukça dindar bir kadın olan Madam Coutre, Victorine’in akrabalarından biridir. Babası tarafından reddedilmiş bu genç kızı büyütmek ve yetiştirmeyi kendine bir nevi misyon haline getirmiş, hatta Victorine onun hayatının en büyük amacı haline gelmiştir. Victorine’i oldukça dindar ve ahlaklı bir insan yapmak için büyük çaba göstermekte, ona her gün dua ve şükür ettirmektedir. Victorine’in hakkını, onun babasından defalarca talep etmiş olmasına rağmen, karşılık alamamıştır. Buna karşılık Victorine ile birlikte pansiyonun en pahalı dairesinde kalması, maddi durumunun pek de kötü olmadığını gösterir.

Horace de Bianchon:

Bir tıp öğrencisi olan Bianchon, Rastignac’ın en yakın arkadaşıdır. Pansiyonun yatılı müşterilerinden olmadığı halde onların arasından biri gibidir. Oldukça zeki, entelektüel, esprili ve yardımsever biridir. Eugene de Rastignac’ın yalnızca arkadaşı olmaktan ziyade yoldaşı ve Goriot Baba’yı samimi olarak gerçekten sevenlerdendir. Goriot Baba’nın ölümünden sonra, cenaze işlerinde Rastignac’a yardımcı olan yegâne kişidir.

Mileydi Michonneau:

Maddi durumu ek de iyi olmayan yaşlı hanımefendi Mileydi Michonneau ile emekli kâtip Mösyö Poiret arasında karşılıklı bir aşk vardır. Dünyevi nimetleri elinin tersiyle iten, oldukça ermiş ve saf bir kişi imajı çizse de paraya karşı tükenmek bilmez bir arzusu vardır.

Mösyö Poiret:

Mileydi Michonneau’ya âşık olan emekli bir kâtiptir. Günlük muhabbetlerin ötesine geçemeyen entelektüel birikimi, ortamda konuşulanları sürekli farklı kelimelerle tekrar edişi ve konuşmaya karşı duyduğu büyük iştahla; oldukça boşboğaz sayılabilecek, sıradan bir karakterdir.

Maxime de Trailles:

Anastasie Restaud’un evlilik dışı sevgilisidir. Paris salonlarında önemli bir pozisyona sahiptir. Kumarbaz, sinsi, mafyatik ve ahlaksız biri olmasının yanı sıra; Rastignac’tan da hiç hoşlanmamakta, onu kendisine bir ayak bağı olarak görmektedir.

Christophe:

Pansiyondaki uşaktır. Goriot Baba’ya, kendisine karşı gösterdiği dost canlısı tavır ve yaptığı yardımlar karşısında minnettardır. Goriot Baba öldüğünde, mezarının yanında onu öbür dünyaya uğurlayan iki kişiden biridir.

Slyvie:

Pansiyondaki aşçıdır, dost canlısı ve samimi bir kişiliğe sahiptir.

 

Kaynakça: 

Goriot Baba, Can Yayınları, Önsöz (Tahsin Yücel)

Vikipedi

Edebiyat ve Sanat Akademisi

CliffsNotes

*Kaynakçaların hiçbirinden alıntı yapılmamış, yalnızca fikir alma amacıyla yararlanılmışlardır.

 

Alper Kınacı 9-F

Mart 2020

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.