Rahatı Kaçan Ağaç Şiir İnceleme

Rahatı Kaçan Ağaç 

Garip akımının kurucularından Melih Cevdet Anday’ın “Rahatı Kaçan Ağaç” adlı şiiri toplumdaki “cahil insan” temasını ele alır. Hayattaki her yeniliği bir tehdit ve içinde hapsolduğu kabuğu bir huzur kaynağı olarak gören zihniyet, şiirin eleştiri merkezinde yer almaktadır. 

Şiir, divan şiirindeki beyit düzeninden ziyade halk şiirleri gibi dörtlüklerden oluşmaktadır.  Serbest ölçü ile yazılan şiirin bazı yerlerinde ahenk ögelerine yer verilmiştir. Bunlara her üç kıtanın da iki ve dördüncü dizeleri (…yakın-…bakın) arasındaki zengin uyak ve yaklaşık her dizede bulunan asonans (Ay ışığına bayılıyor.) örnek olarak verilebilir. Geleneksel şiir kalıpları ile birebir uyum göstermese de, şiirin kritik noktalarında ustaca kullanılan ahenk ögeleri şiire oldukça estetik bir biçim vermiştir.  

İlk kıta, şairin Etlik Bağları’na yakın bir yerde bulunan bir ağacı okuyucuya tanıtmasıyla başlar. Burada bir metafor olarak kullanılan “ağaç”, kişileştirme sanatının kullanımıyla okuyucunun gözünde insani bir anlam kazanır. Şiiri çözümlemede anahtar görevi gören dizelerden belki de en önemlisi; diğer kıtalardan bağımsız düşünüldüğünde pek de derin bir anlama sahip olmayan “Saadetin adını bile duymamış” dizesidir. “Tanrının işine bakın” diye sonlanan kıta şiirin bel kemiğini oluştursa da, asıl anlamı beraberinde getirecek olan ikinci kıtadır. 

“Geceyi gündüzü biliyor; dört mevsimi, rüzgarı, karı” şeklinde başlayan ikinci kıtada “yalnızca hayatını idame ettirebilecek kadar hayat görüşüne sahip bir insan/insan grubu” profili çizilmektedir. Öyle ki bu insan grubu; yeniliklere karşı, dış dünyaya kapalı, dar görüşlü yığınları oluşturmaktadır. Bu yığınlar, kendi izole dünyalarında, sahte bir huzurla yaşamlarını sürdürseler de “saadetten” bihaberlerdir. Şair her ne kadar bu kitleyi şiirinin eleştiri merkezi yapsa da “Ay ışığına bayılıyor, ama kötülemiyor karanlığı” dizeleriyle bu kitlenin kanaatkâr yönünü de vurgulamaktadır. Bu yumuşatma, şiiri sert bir eleştiriden ziyade dostça bir iğnelemeye dönüştürmüştür. 

Üçüncü kıta, şairin ağacın rahatını bir kitapla kaçırmayı planlamasıyla başlar. Bu, bir kuyu kazmadan ziyade, ağacı “saadete” kavuşturmak üzere yapılan bir plandır. Düşünmenin insana verdiği tuhaf takıntıdan kaynaklanan huzursuzluk, “ağacı” kitaptan korkmaya ve rahatsızlık duymaya itmekte; şair ise “sahte huzurun” insanı saadetten mahrum bıraktığı fikrinde ısrarcı olmaktadır. Bilgilerden de öte; kitaplarda aşk ve daha birçok kuvvetli duygu ve his vardır. Tüm bunlar, ağaca “saadeti” öğretecek ve kendisini hapsettiği o kalın kabuğu paramparça edecek bileşenlerdir. Belki ağaç, parçalanan kabuğunu yeniden örmek için çok reçine dökecektir. Ancak yeni kabuk eskisinden çok daha sağlam ve dinç bir biçimde örülecektir. İşte “Ağacı o vakit seyredin.” 

Alper Kınacı 9-F

Eylül 2020

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.