“Geleceğe Misafir Olmak…”

“Geleceğe Misafir Olmak…”

Evlerimizin bir köşesinde özlemle yâd ettiğimiz, dede ya da babadan kalma pikaplardan kasetçalarlara sonrasında CD Playerlara geçiş için hatırı sayılır yıllar beklemiştik. Bir başka deyişle, yeniden üretimin denge ve süresinin kabul edilebilir olduğu günlerden motivasyonun yükseldiği ve hızın baş döndürücü bir hal aldığı zamanları yaşıyoruz.

Nanoteknoloji, kodlama, yazılım, siber, inovasyon, yapay zeka, kuantum, sanal gerçeklik, simülasyon, dijital dünya, 3D yazıcılar gibi sayısını artırabileceğimiz kavramlar artık bir türkü tutturmuşum modunda hepimizin dilinden düşmüyor.

“İnsanın imkansızı istemesinin ve mümkün olduğunun ürünleri olsa gerek bunlar…”

İşin ilginç yanı ise her yeni güne gerçek ile düş arasındaki ayrımı kaldıran bir gelişmeyle başlamamıza rağmen şaşırmamamız ve yeni dünyaya her seferinde gönül rahatlığıyla ayak uydurabilmemiz. Doğrusunu söylemek gerekirse her geçen gün insan zihni mükemmelleşme yolunda önemli adımlar atmakta, kendini kanıtlamakta ve sonuçları tartışmalı olsa da kendini haklı çıkarmakta.

Hatta “dijital dünya” söylencesiyle nesnelerden özne yaratmaya ve tüm tarihi bilgi birikimini bu yeni öznelere transfer etme konusunda hiç tereddüt etmemekte. Artık doğada sadece insana atfedilen düşünme-hissetme- bilme ve anlama edimleriyle, bir başka hem de kopya mı? sanal mı? olduğunu bilmediğimiz, bilmek de istemediğimiz özneler ve aktörler yaratma arzusundayız.

Bu yeni dünya yaşanası bir dünya olur mu, yeniden- üretim telaşı bu dünyayı bambaşka bir boyutlara taşır mı, insan en nihayetinde bu yeni dünya ile arasına sınır koymak zorunda kalır mı, yarattığı dünyaya bir gün batımı bakarak “her şey hataydı…” der mi bilinmez.

“Her ne olursa olsun, sorular aklımıza takılıp bazen zihnimize çelmeler taksa da vaat edilen ütopyanın peşinden koşulası olduğu bir gerçek…”

Gelecekle ilgili iki cümleye ve dar zamanlarda sığdırdığımız öngörüler geçmişin deneyim ve yaşanmamışlıklarıyla da birleşince aşırı korunmuş alanlarımızdan çıkmamız gerekliliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Peki, bu yolculuk bu macera mükemmelliğe giderken en azından nihai amacı buyken, hata kabul eder mi? Bir başka deyişle arıza çıkaran parçaları barındırması mümkün olabilir mi?

Yerelliğin, otantikliğin, farklılıkların göz ardı edildiği, öznelin genelin tahakkümüne boyun eğdirildiği bu dönemde dahi oyunu kuralınca oynamayanlara yer yokken gelecek bu riski hiç kabullenmeyecektir diye düşünüyorum. İster mirasın reddi ister zamanların sonu diyelim “gelecek” ,belleğe kaydedilenlerden çok sonsuza doğru giden yolun yazgısını merak ediyor olacaktır. Yolun sonundaki ışığı görmek için her türlü değiş-tokuşa hazırlıklı olmak gerekir bence. “Al aklımı ver yapay zekanın ürettiklerini” .

“Yaşam sahnesinin birçok alanını terk etme pahasına, silinen izleri geri getirememe adına olacak bunların hepsi belki de…”

Peki bizler ne yapıyoruz geleceğin bu yırtıcılığı, aşırılığı ve aklımızın bizi “öteki” leştirdiği günlerde..

Hazır mıyız?

Pek sanmıyorum, şaşılası bir şekilde hala kendimizi güvende hissediyor ve “kıt” bilgilerimiz, alışkanlıklarımız ve aşırı özgüvenli kibrimizle günü, anı yaşıyoruz.

Zannediyoruz… “ Zannettiklerimiz gerçeklere karşılık gelmiyor”

Nasıl mı?

1- Abonesi olduğumuz GSM şirketi üzerinden tarifemize ek 24 ya da 36 taksitle yapay zekayı satın aldığımızı varsayıyoruz.

2- Balıklara uçmayı kuşlara da yüzmeyi öğretebilmekle çabalıyoruz.

3- Apple kimliklerimizi unutup “siri”yle sohbet ediyoruz.

4- Dünyaları ve hayalleri birbirinden farklı gençleri aynı sınıflara sokup aynı şeyleri anlatıyoruz.

5- Çocuklarımıza 1.sınıfta yüksek sesle okumasını, 3.sınıfta içinden sessiz okumasını öğütlüyoruz.

5- Kodlama,yazılım derken word- excel ‘de satır-sütunları düzenleyemiyoruz.

6- Dijital dünyayla senkron yaratmayı sosyal medya selfileriyle eş tutuyoruz.

7- Günde yaklaşık 2,6 saat internetteyiz , paylaşımdayız-beğenideyiz neyse ki kendimize yatırım yapmıyoruz.

8- Pazarlamanın- endüstrinin kısaca her şeyin 4.0’ından bahsediyoruz, ıskalamamalıyız diye hedefliyoruz… gel gör ki, dildeki hesap yaşama uymuyor hep elde var “0”…

Sonrasında evin küçük oğlunu üniversiteye gönderip “geleceğe” müsaitseniz akşama misafirliğe sizdeyiz” diyoruz…

Yangına bir bidon benzin döküyoruz… Yanıyoruz…

Haksızlık mı yapıyorum; bilmiyorum… varın gayrısını siz düşünün

Rapor Et

okur

Yazar: Murat A.

Yüksek öğretimini Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe ve Hacettepe Üniversitesi “Pedagoji” eğitimileriyle tamamlamış,"Marka İletişimi" alanında ise öğrenimi sürdürmektedir.

Üniversite adaylarına sınav ve performans koçluğu, üniversite öğrencilerine kariyer koçluğu ve eğitimcilere / öğretmenlere tercih danışmanlığı -öğrenci koçluğu olmak üzere bir çok alanda seminer ve eğitim vermeye devam ediyor. ve Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı görevini sürdürüyor.

Katıldığı eğitim-seminer ve sertifika programlarından bazıları;​Certified Coach (A’dan Z’ye Koçluk) ; Life Coach ( Yaşam Koçluğu); NLP Diploma; NLP Practitoner; Eğitim Koçluğu; Öğrenci Koçluğu; Hızlı Okuma Eğitmenliği; Temel / Genel Psikoloji; EFT; Kişilik Psikolojisi; Zihin Haritaları; Aile Koçluğu; Kariyer Koçluğu; Rehberlik Kursu (MEB); Tercih Danışmanlığı; Etkili ve Lider Öğretmenlik; Terapötik İletişim Becerileri; Başarı ve Motivasyon Stratejileri; Eğitimcinin Eğitimi; Teacher Training (Öğretmen Eğitimleri); Yönetim Sistemleri ve Değişim Yönetimi; Yalın Üretime Giriş; Kalite Yönetim Prensipleri

İlk YazımBlog Yazarı

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları