Eğer Anlayabilseydi İnsanlar

Çok yorgunsun. Hayat, hayaller, insanlar. Bazen sadece yoruluyorsun. Hayat çok zorlaştığında, hayallerin uzaklaştığında, insanlar seni anlayamadıklarında. Bazen de anlamak çok zor, dile getiremediklerin ve söylemek istediklerin çok şey olduğunda, bilirsin gözyaşların akarken serinleşir bakışların, düşer yüzün ve bir sonraki gülümseyeşine kadar, üzersin kendini. Geçmişini sorgularsın, geleceğini ararsın, öylece nelerin var bakarsın. Ya şu an kalbin çok kırıksa ve ne yapacağını bilemiyorsan ve şu an kaybettiklerini çok özlüyorsan – eminim onlar gülerek gitmişlerdir. 

Yalnız insanlar ve yalnız kalpler, güldüklerinde sesli gülerler ve ağlarken yalnız ağlarlar. Şarkılarına, video oyunlarına, kitaplarına bakarlar ve iç dünyalarında mutlu ve alışkın olabilirler. Şiir gibi severler çünkü bilirler yalnızlık insanı olgunlaştırır. Çiçeğe başka bakarlar, güneşi farklı görürler ve gökyüzünü, geceleyin parıldayan yıldızları tanırlar. Hayallerini süslerler – aslında yalnız olanlar hayata küskün değiller, sadece mutluluk onlar için daha küçük şeyler, insanları dinlemeyi severler. Belki de bu yüzden suskun olabilirler. Eğer birisi yanına uzandığında hayallerden çok gerçeklerden, yaşadıklarını ve çoğu zamanda anlatamadıklarından bahseder. Peki ya sen gerçekten gülen birisini görebilir misin, ağladığında yanında ve sevilmek istediğinde sevebilir misin? 

Yolculuk yaptığın anlar camdan bakarken dışarıya – giderken düşünüyorsan bazı şeyleri, bazen sadece gitmek istersin. İnsanlardan, kendi hayatından uzaklaşmak istersin. Şimdi başka biri olmayı gerçekleştirebiliyor olsaydık – çoğu kişi bunu yapardı, kendin olabilmek yorabiliyor insanı. İşte bu yüzden değişiyoruz. İnsanları değişirken kaybedebiliyoruz, çünkü onlarda değişiyorlar. Yıllarını verdiğince geçen o kadar zamanın değeri bir günde silinip, yabancılaşabiliyor insanlar. Neden mi? Çünkü göremiyorlar. Gerçek dostluğu bilmiyorlar. Çünkü ya gerçekten seveni olmadı ya da yeteri kadar sevemedi. Eğer çok değer verdiysen ve o kişi gittiyse hayatından, bil ki o bunu göremedi, yeteri kadar anlayamadı. Bu yüzden kaybetti. Hayatta çok şeyi kaybedebiliyoruz ama ben en çok iyimserliğimizi kaybettiğimize üzülüyorum. 

Baktığın şu insanlar, gördüğün şu dünya, nefes aldığın bu hayat, yaşama değer vermeli insan – gözünün arkasında kederi görmeye çabalamalı, halden anlamalı, vicdanının sesini duymalı ve sevmeli. Ne kadar sevebiliyorsan sev. Kendini, yaşantını, senin yanında olan insanları, dünyayı, hayvanları, çalışmayı ve güzel olan her şeyi. Sorunlarını, acını, yalnızlığını, her şeyiyle kabul et ve her şeyin geçici olduğunu unutma. Ya şu an ağlıyorsan ve gözyaşlarını sil diyen birisi yoksa – sil gözyaşlarını ve etrafına iyice bak. İlk önce dinle, anla ve sonra konuş. Anlat onlara, hayalindeki dünya nasıl, neydi acıların, nasıl çözdün sorunlarını, hep yalnız mıydın yoksa hep yanındalar mıydı ve işe yaramıyorlar mıydı? Onlar bilmiyorlar, bazen insanlar anlayamıyorlar ve tüm sorunlar buradan geliyor, anlayamadığımı için değil, anlamak istemediğimiz için. Bu yüzden yorgunsun. 

Eğer anlayabilseydi insanlar, 

Gülümserlerdi içten içe,

İç dünyalarında ağaçlar ve çiçekler,

Açarlardı her sabah, 

Geceler geçerdi rahatça, 

Güneşe bakarlardı,

Olmazdı gözyaşı, 

Oluşmazdı nefret,

Konuşurdu gözler baktıkça,

Gözler anlatırdı her şeyi,

İnsanlığı, sevmeyi, 

Eğer sadece anlayabilseydi insanlar…


Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.