Kafes

Bir kafeste sıkıştı ruhum. Pis nefisli yılanların kuyrukları kelepçe misali sarıldı kollarıma. Her kaçmaya çalıştığımda zehir yüreğime batıyor ve ilmek ilmek yayılıyor iliklerimde. Yavaş ve sinsi adımlarla iniyor en kuytu köşelerime, inimde bir yuva kuruyor. Bu canımı çok acıtıyor, dayanamıyorum. 

İnsanlar özgür olduğumu sanıyor. Haklılar da. Bedenim hiç olmadığı kadar özgür fakat ruhum derin bir nefes almakta bile tutsak. 

Kulaklarımda insanların sesi bir uğuldarken yalnızlık birer demir parmaklıklar haline gelerek etrafımda diziliyor. Her kaçmaya çalıştığımda o demirler daha çok yere çakılıyor. Onunla birlikte ben de derin bir karanlıkta çakılı kalıyorum. 

Can alıcı bir sessizlik hakim şimdi. Gözlerim beni serbest bırakıp kıvrılarak giden yılanlara takılıyor bir süre. “Özgürüm!” diye bağırmak istiyorum fakat sesim bir boşlukta kayboluyor. Çevremde hiç kimseyi göremeyince bedenime bir korku saplanıyor. Bu fırtına öncesi sessizliğe benzemiyor çünkü tam fırtınanın içindeyim. 

Dünyada bir kıyamet olsa da her insanın ölümü kendi kıyametedir. Hapsolduğum tabutu hissedince kıyametimin varlığından haberdar oluyorum. 

Şimdi fark ettim de ben ölüyorum!

Ne sesimi kimse duyuyor ne de ben kimsenin sesini duyuyorum. 

Nefes aldığımı hissetmiyorum fakat o nefese ihtiyacım yok. Öyle de yaşayabiliyorum demek ister miydim bilmiyorum  fakat nefes alamadan ölünüyormuş bunu yeni keşfediyorum. 

Daha sonra beni tabuttan çıkarıyorlar. gözlerim hafif bir aydınlık görür gibi olsa da Tanrı bunu engelliyor, gözlerim derin bir karanlığa dalıyor yeniden. 

Annemin ağlayışı yüreğimi burkuyor. Hayır, hiçbir şey görmüyor veya duymuyorum fakat hissediyorum. Annem ağlar, babam da. Kız kardeşim de. Ağlarlar dimi, ağlarlar mı ki? 

Bunun şu an hiçbir önemi yok fakat beynim bunu sorgulamakta ısrar ediyor. Sonra Tanrı kulaklarımı hıçkırık sesleriyle dolduruyor cezadan önce son bir ödül misali. Seslere dikkat kesildiğimde onların ağlayışı beni daha çok üzüyor. Bunun da bir ceza olduğunu anlıyorum. 

Sonra babam üzerime toprak atıyor.. Birçok kişi beni yok etmekte iş birliği yapıyor, kürek elden ele dolaşıyor. Bu canımı çok acıtıyor. Konuşmak istiyorum, dilim lal oluyor. O sesleri yeniden duymak istiyorum sağır oluyorum. Hareket etmek istiyorum elim kolum kesiliyor. 

Şimdi de ruhum hiç olmadığı kadar özgür fakat bedenim derin bir toprakta kalacak kadar tutsak. 

Okuyanlara teşekkür ediyorum.

Sevgilerimle, Melisa

okur

Yazar: litost

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.