Google’ın Unutmadığı Türkiye’nin Kadın Haraketlerinin Öncüsü: Duygu Asena

duygu-asena-kimdir

Türkiye’de kadınların en güçlü sesi olarak bildiğimiz, insani gazeteciliğiyle bütün gazetecilere örnek olan Duygu Asena’nın bugün doğum günü. Duygu Asena ve onun önemini unutmayan Google bize de onun gibi bir değeri bize yeniden hatırlattı. Bu vesileyle bugün, “Dayak cennetten çıkmamıştır, kimsenin vurduğu yerde gül de bitmez, kızını dövmeyen dizini de dövmez” sözleriyle hafızalara kazınan Duygu Asena’yı ve onun kadın hareketine katkılarını konuşalım.

19 Nisan 1946 yılında İstanbul’da doğan Duygu Asena, tutucu olarak nitelendirilebilecek bir ailenin büyük kızıdır. Annesi Nihal Hanım, Atatürk’ün yaveri ve CHP eski milletvekili Ali Şevket Öndersev’in kızıdır. Babası Ahmet Muhtar Bey, tüccar, amcası Vacit Bey DP milletvekillerindendir. Kadıköy Özel Kız Koleji ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji Bölümü’nü bitirmiştir. Haseki Hastanesi Çocuk Kliniği’nde ve İstanbul Üniversitesi Çocuklar Evi’nde pedagog olarak çalışmıştır. 1972 yılında Hürriyet Gazetesi’nde gazetecilik hayatına başlamıştır.

Gazetenin Kelebek ekinde ‘Şirin’ takma adıyla köşe yazıları yazmış, ayrıca Ayrıntılı Haber gazetesinde muhabirlik ve 1976-78 yıllarında da Man Ajans’ta metin yazarlığı yapmıştır. 1978 yılında Gelişim Yayınları’nda Genel Yayın Yönetmeni olarak göreve başlayan Asena, Kadınca başta olmak üzere Onyedi, Ev Kadını, Bella Bayan, Kim, First ve Negatif gibi çok sayıda dergi yönetmiştir.

duygu-asena-kimdir

Kadının Adı Yok

Türkiye’de feminizmin en güçlü temsilcisi ve sesi olan Duygu Asena, yazdıklarıyla hakkında çok konuşulmuş, ölümünden sonra bile adına yapılan tartışmalar sürmüştür. Eserleri feminizm açısından değerlendirmeye tabi tutulan Asena, ilk eseri Kadının Adı Yok ile satış rekorları kırmıştır.

Kadın olmak, çeşitli açılardan bakıldığında sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi olarak farklı yorumlanabilir özellikleri içermektedir. Çocukluktan itibaren hem aileden aktarılan genetik kodlar hem toplumdan aktarılan değerler, kadınlara hangi durumlarda nasıl davranacaklarını öğretir biçimde düzenlenmiş ve uygulana gelmiştir. Bunun tabii bir sonucu olarak kadın, birey olamamış, ikincil bir nesne konumuna dönüşmüştür.

Ataerkillik ve süregelen hâkim ideoloji ya da kişiye göre konumlandırılan ve kendisine biçilen rolleri yapmak üzere kurgulanan kadın, bir yandan birey olup kendisini gerçekleştirmeye çalışırken diğer taraftan tüm görev ve sorumluluklarını başarıyla yerine getirmek zorundadır.

Önerilen İçerik: Edebiyat Dünyasında Kadının Yeri ve Önemi

Bağır Herkes Dursun

Türkiye’nin feminizm ile tanışması gerçek manada 1980’li yıllarda olmuştur. Duygu Asena’nın yönettiği Kadınca dergisi 1978 yılında yayım hayatına başlamıştır. 1980 yılında yaşanan askerî darbenin ardından kadınlar için suskunluk dönemi sona ermiş ve kadınların sesleri daha gür çıkmaya başlamıştır. “Siyasal katılım arayışına yönelen kadınların ilk olarak 1981 yılında YAZKO çatısı altında kadın konusunda bir sempozyum düzenledikleri görülmektedir. Bu sempozyum ile “feminizm” kamuoyu önünde ilk kez savunulmuştur.”

Yine bu dönemde üniversiteli öğrenciler feminist harekete katılmışlardır. Kadın Çevresi ayrıca Feminist isimli dergi çıkarmıştır. 8 Mart 1988 yılında Dayağa Karşı Kampanya ile Bağır Herkes Duysun isimli kitap bu dönemde kadına şiddet konusuna dikkat çekmeyi başarmışlardır.  Feminist Dergiyi takiben Sosyalist Feminist Kaktüs Dergisi de yayın hayatına başlamıştır. Bedenimiz Bizimdir. Cinsel Tacize Hayır kampanyası da bu dönemin önemli çıkışlarından olmuştur. 1980 dönemi feminist hareketi, kadına karşı fiziksel, duygusal ve cinsel her türlü istismar ve tacize karşı bir kamuoyu oluşturma çabasında olmuştur.

duygu-asena-kimdir

Bu yıllardaki en önemli gelişmelerden biri de 438. Madde’dir. “Tecavüzün hiçbir haklı gerekçesi yoktur ve tecavüze uğrayan kadınlar iffetli-iffetsiz diye ayrıma tabi tutulamaz” sloganıyla kampanya hedefine ulaşmış ve TCK 438. Madde 21.11.1990 tarih ve 3679 sayılı kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır ve feministler ilk yasal kazanımlarını da elde etmişlerdir. Bu yasal kazanıma ek olarak Medeni Kanunun kadının çalışmasını kocasının iznine bağlayan 159. Madde de 1990 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kaldırılmıştır.

duygu-asena-kimdir

Kadın Haklarının Savucusu, Farklılıkçı Feminist

Kadının Adı Yok adlı kitabıyla ve çeşitli çalışmaları ile Duygu Asena, bu yıllardaki feminist hareketin öncülerinden olmuştur. Ataerkil bir yapıya sahip Türk toplumunda kadını, görevleri ve duyguları ile farklı bir bakış açısıyla ve feminist görüşle eleştirmiştir. Türk toplumunda kadın erkek ilişkileri genellikle evlilik kurumu içinde ele alınmaktadır. Duygu Asena, evlilik kurumunu da eleştirmiştir. Çünkü Türk toplumundaki evlilik algısı, ev içi bütün yükü ve sorumluluğu kadına verir şekildedir. Hâlbuki iş yaşamında da kendine yer edinen kadın için bu durum, kadının yaşamını zorlaştırmaktadır. Bu düşünceden hareketle kadının özgürleşmesine vurgu yapan Duygu Asena, düşünceleri ve yazdıkları ile ilgili olarak o günün Türk toplumunda, bazen yanlış anlaşılıp eleştirilmiş bazen de topluma ve normlara aykırı olarak değerlendirmiştir.

Cihan Aktaş onu bu sözleriyle yüceltmiştir: “Asena yazılarında, farklılıkçı feminizmin 80’li yıllardan itibaren belirgin olarak sahip çıkmaya başladığı kadınlık erdemlerinin, kadınların ezilmesinin gerekçeleri olduğunu düşündüğü izlenimini doğuruyordu. Bu açıdan bakılacak olursa, O’nun kadınlar için önerdiği özgürlük, dişiliği öne çıkartan bir kimlikle, bir erkek yaşantısı sürdürmek olarak anlaşılmaya açık kalmıştır.”

duygu-asena-kimdir

İnsani Bir Gazeteci

Duygu Asena, feminizm ile tanışması hakkında, annesinin yaşadıklarına içsel bir tepki olarak, farkında olmadan ve bilinçsizce olduğunu ifade etmiştir. Bu tepkisel duruma özel hayatında yaşadıkları ile ilgili toplum baskısı eklenince, Asena haksızlık, eşitsizlik ve ötekileştirilmeye karşı mücadeleci biri olmuştur. “70’lerin başlarında işten atılmasına yol açan, kadın olarak ahlakını ve iffetini hedef alan aşk skandalının Asena’yı fikirlerinde nasıl radikalleştirdiği tahmin edilebilir.” Asena, kimsenin söyleyemediğini cesurca söyleyerek birçok kadının sesi ve Türkiye’de feminist hareketin sembolü olmuştur. Asena böylesine cesur ve açık sözlü olmayı, doğrudan konuşmayı babasından öğrendiğini belirtmiştir.

Önerilen İçerik: Her Türlü Uğraşın ve Çabanın Altından Kalkan Dişi: Kadın

Feminist bir kadın olmasının yanı sıra insanî duyguları gazetecilik mesleğinde de onu diğer meslektaşlarından ayırmıştır. Öldürülen insanlar, cumartesi anneleri O’nun için haber değeri taşıyan öğeler olmuştur. İpek Çalışlar onun insani gazetecilik yönünü şu anısıyla anlatır: ‘’Bu yüzden gazetecilik adına çıktığı yolculuklarda hep Türkiye’nin temel bir sorununu gözümüze sokmuştu. Manisa’da gençler işkence görmüşse Duygu oradaydı, Diyarbakır’da Tunceli’de insan hakları ihlal edildiğinde Duygu oradaydı, gazeteci Metin Göktepe’nin katillerinin Afyon’daki duruşmasına kalkan otobüste gene Duygu olurdu. Sahiller taşlaşırken, Carettalar yok olurken Duygu telaşlanırdı.’’

duygu-asena-kimdir

Erkeklerin Dünyasında Var Olmanın Yolları

Asena, yaptıkları ve söylemleriyle hak elde edip köşesine çekilen Türk Kadını’na ışık olmuş, yol açmış, yapılacakları işaret etmiştir. Tümay Tuğyan’a göre Asena’yı böylesine önemli kılan, “cesurdu, kararlıydı, inanmıştı. Kahramanların hep erkek olduğu bir dünyada Jean d’Arc’lığa soyunmuştu. Kadın olmanın eksik olmak anlamına gelmediğini anlatacaktı hemcinslerine. Erkeklerin dünyasında var olmanın yollarını öğretecekti.” Erkeğine boyun eğmesi öğretilmiş Türk Kadını, annesini örnek alarak babasının kurallarından kocasının kural dünyasına geçiş yaparak evlenmiş oluyordu. Duygu Asena, 80’li yıllarda edebiyatın da yükselişe geçtiği dönemde, kadınların kendi sorunlarını, kadın kalemiyle dile getirmeyi amaç edinmişti.

Asena’nın yazmaya başladığı dönemde, toplumda tabu olan, hiç konuşulmayan cinsellik de onun kaleminden dökülmeye başlamış ve eleştirilerin ardı arkası kesilmemişti. Ama yine de o, kendini ve hayatını kadın-erkek eşitliği mücadelesine adamıştı. Kadının, cinsellik konusu da dâhil olmak üzere her alanda erkekle eşitliği üzerine yazmıştı. Cinsel içerikli ve müstehcen bulunan yazı ve resimlerle ilgili kendini eleştirenlere “Benim ar ve haya duygularım müstehcen resimlere bakınca değil, erkeklerin kadınları dövdüklerini duydukça inciniyor ” diyerek cevap vermiştir.

Sedef Kabaş’ın tanımlamasına göre; “ayrımcılığı ayrıcalık kabul eden erkek egemen bir toplumda kadın isyanının sembolü bir yazar. Kitaplarında kadının anne, eş, kız ve benzeri sıfatların ötesinde salt kadın olma hakkını gündeme taşımış cesur bir kalem,”mücadeleden vazgeçmeyen bir kadındır.

Onu bize hatırlatan Google’a teşekkürü bir borç biliriz!

Önerilen İçerik: Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur: Simone de Beauvoir

Kaynakça: Senem Soyer, Mısırlı Nevâl Es-sa’Dâvî ile Duygu Asena’nın Eserleri ve Edebi Kişiliklerinin Karşılaştırılması, Doktora Tezi


İlginizi Çekebilecek Faydalı Bağlantılar:

kooplogger

Yazar: gramafoniğnesi

''Çünkü sadece gramafon iğnesi müziğe gerçek anlamda dokunabilir.''

23 yıldır okumanın, tefekkür etmenin ve yazmanın peşinde...
Toz tutmuş filmleri ve gramafonla tanışmış şarkıları sever.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.