”Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!”: Simone de Beauvoir

Onun adı, ne kendisi kadar değerli Jean-Paul Sartre’nin hayat arkadaşı olduğu için ne de ona duyduğu büyük aşkı için tarihe geçti. Simone De Beauviour, bugün o muazzam “Kadın doğulmaz, olunur.” Sözü ile 20. yüzyılın en önemli kadınlarından biri kabul edilir. O, filozoftur, yazardır, gazetecidir ama kendisinin de dediği gibi bunlar arasında en önemlisi KADIN’dır.

“Ama eğer kendimi tanımlamam gerekirse, her şeyden önce şunu söylemeliyim: Ben bir kadınım; diğer bütün tartışmalar bu gerçeğe dayandırılmalıdır.” demiştir bir röportajında…  Ve kadın olmayı tanımlamıştı işte…

''Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!'': Simone de Beauvoir

“Kadın doğulmaz, olunur” diyerek başladı her işe, yaptığı her işin, ettiği her lafın temelinde bu söz vardı. Bu söz onun yüklediği anlam kadar güzeldi… Onun bu söz ile dile getirmek istediği: Kadın olmak doğal bir gerçeklik değil, medeniyet tarihinin bir ürünüdür. Yani kadınlık aslında doğuştan gelmeyen, özünde bulunmayan, sonradan tanımlanan ve kabul edilen bir yaratımdır. Simone De Beauvoir, henüz bilinç sahibi olmadığımız bebeklik döneminde maruz kaldığımız tüm davranışların (tutulma, emzirilme, sallanma vb.) o bebeğin kaderine dönüştüğünü söyler.

Kadının maruz kaldığı sömürünün ve baskının biyolojik farklılıkla açıklanamayacağını, kadının fiziksel güç olarak erkekten daha zayıf olması ve doğurması gibi farklılıkların vurgulanmasının sadece kadın aleyhine eşitsizliğin birer bahanesi olduğunu söyler.

''Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!'': Simone de Beauvoir

Döneminin Karanlığında Korkusuzca Düşüncelerini Dile Getiren Kadın, Sen Kimsin?

Kendisini en iyi kendisi anlatır: Bir Genç Kızın Anıları kitabında Beauvoir: “Bir gün annemin bulaşıklarına yardım ediyordum. Annem tabakları yıkıyor, ben kuruluyordum. Mutfağın penceresinden, itfaiye barakaları ile başka evlerin mutfakları görünüyordu. Bu mutfaklarda da başka kadınlar, tavalar ovuyor, tencereleri parlatıyor, tabakları yıkıyor, sebze ayıklıyorlardı. Her gün öğle yemeği; akşam yemeği; her gün bulaşık; her gün temizlik; saatler boyu uzayan bir hiçlik; hiçlikten öte bir yere ulaşmayan bir sonsuzluk. Ben böyle yaşayabilecek miydim? […] Bir yandan tabakları dolaba yerleştirirken, ‘hayır’ dedim kendi kendime. Benim yaşantım, bir yerlere ulaşacak mutlak” derken kim olduğunu ve olacağına karar verdi.

‘’Sadece erkek değildir kadını ezen. Kadın, kendi hayatının sorumluluğunu üzerine almaktan vazgeçip kendi kendini de eziyor.’’ diyerek bazen bir erkeğin değil, kadının kendisinin, kendisine eziyet ettiğini düşünüyordu.

''Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!'': Simone de Beauvoir

Sadece çalışmak değildi kadını özgürleştiren… Evet, kadın ekonomik olarak özgür olmalıdır ancak bu sayede hayatının iplerini ele alabilmektedir. Fakat şu vardı ki; topluma dikta edilen genel aşk anlayışı da kadının sevdiği adama kul köle olması üzerineydi. İki insan arasında eşit bir aşk ve ilişki olamazdı, hep birininki ağır basmalıydı ve bu hep kadın olmalıydı…

Simone De Beauvior’a göre kadın en çok fikirsel olarak özür olmalıydı. Belki sırf bu yüzden erkek meslek taşları ona filozof diyemezken o adını filozof olarak tarihe yazdırdı. İnadına, düşünebilen tek canlının erkek olmadığını yüzlerine vurmak için…

Kadın Algısını Yıkan ve Baştan Yaratan Kitap: İkinci Cins

Kadın tek başına bir varlık oluşturmamakta, yaşamını sürdürmesi bir erkekle mümkün olmaktaydı. ”İkinci Cins” çalışmasında kadının öteki cins olma durumunda, kadının katkısını açıklarken ona yıllarca dayatılanın, içselleştirmesi istenilenin payı da vurguladı.

Bu noktada kadının konumunun onun suçu olduğunu düşünenlere de en güzel cevabı İkinci Cins’te verdi. ”Kadını götürüp mutfağa ya da süslenme odasına kapatıyor, sonra da ufkunun darlığına şaşıyoruz; kanatlarını kesiyoruz, sonra uçamıyor diye yakınıyoruz” sözü ile Beauvoir, kadının kabullenişini eleştirenlere bu durumun olmak zorunda kalınışının arka planını hatırlattı.

''Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!'': Simone de Beauvoir

Bu kabullenişin geçmişten bu yana sürüp gittiğinin örneklerini vererek iyice somutlaştırdı. ”Orta Çağ ve Rönesans boyunca kadın hekimlerin epey bir gücü vardı. Tüm ilaç ve bitkileri biliyorlardı. Bu tıbbi bilgiler erkekler tarafından ellerinden alındı. Cadı avı temelde erkeklerin kadınları tıptan ve tıbbın onlara verdiği güçten uzaklaştırmak için tuttukları bir yoldu.”

Kadınları En Çok Kadınlar Kırbaçladı

1975 yılında katıldığı TV programında çarpıcı açıklamalar yapan Simone, bütün bu yüzyıllar boyunca isyan etmiş kadınlardan da bahsetmiştir. Bu kadınların bu zamana gelememesini yine kadınların kabullenişine bağlamıştı.

Bir fikrin isyan olması için topluma ihtiyaç vardı ve o dönemde o isyancı kadınları en çok kadınlar kırbaçladı.

Her ne kadar kadınlara evlilik ve annelik tuzağından korunmalarını tavsiye etse de aslında karşı olduğu annelik değil, kadınları anne olmaya zorlayan şartlardı. Bununla birlikte Beauvoir, erkeklerden arındırılmış bir cinsel yaşamı savunan feministlere karşıydı; çünkü feminizm denen şey kadının özel talepleri için yapılan bir mücadeleydi ve er ya da geç kadınlar ekonomik ve sosyal anlamda tam bir eşitliğe kavuşacaktı. Savunduğu tek şey kadının ‘’Kendi İstediği Gibi Yaşama’’ hürriyetine sahip olmasıydı.

''Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!'': Simone de Beauvoir

”Benim en önemli eserim hayatımdır.” diyen bir filozofun kitapları şunlardır demek takdir edersiniz ki pek yakışı kalmıyor.  Bir varoluşcu feminist olan Simone De Beauvior’u anlamak için onun hayatını anlamak gerekiyor. Kendisi de böyle düşündüğü için olacak ki eserlerinin büyük bir çoğunluğunu otobiyografileri oluşturuyor.

  • L’Invitée (Konuk Kız):

1943 yılında yayınlanan, gerçekte Jean-Paul ve bir başka genç kızla kurdukları aşk üçgeni üzerine kurgulanan bu eser oldukça ilgi topladı. Sartre’ın da basılmadan önce okuduğu bu roman Simone ‘ın Sartre ile arasındaki ‘’zihni beraberliğe’’ verdiği önemin dolaylı bir anlatımıdır.

  • Pyrrhus et Cinéas (Denemeler):

1944 yılında savaştan yorgun düşmüş Fransız halkı tarafından bu eser övgüyle karşılanır. Kitapta Epirus kralı Pirus yeni bir savaşa hazırlanırken danışmanı Cinéas’a sorar: 

“Neden?”
“Çünkü,” der kral, “bu savaş beni muzaffer kılacak.”
“Peki,” diye yeniden sorar Cinéas, “sonra ne yapacaksınız?”
“Sonra,”  diye cevap verir Pyrrhus, “artık dinleneceğim.”
“Öyleyse neden şimdi dinlenmiyorsunuz kralım?”

''Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!'': Simone de Beauvoir

  • Pour une Morale de L’Ambiguité (Belirsizlik Ahlakı Üzerine):

1947 yılında yayınlanan, Beauvoir’ın başyapıtlarından biri kabul edilen, zihninde oluşturduğu düşüncelerini, çelişkilerini cesurca kaleme aldığı eseri Sartre dışında Hegel, Heidegger, Spinoza, Nietzsche ve Kierkegaard’ın düşünceleri üzerine inşa etmiş ve Beauvoir çok saygı duyduğu bu düşünürleri yeri geldiğinde açıkça eleştirmekten çekinmemiştir.

Beauvoir bu eserinde kişilerin özgürlüklerini arayan iç sesleri ile onları bastıran dış dünya koşulları arasındaki belirsizliği ele alır. Ona göre insanların varlığı bu iki zıt etkenin sürekli mücadelesi içinde sıkışıp kalmıştır. Bu nedenle ‘’önce bu belirsizliğin varlığını kabul etmeliyiz’’ der…

Simone De Beauvoir kadın haklarını felsefi açıdan irdeleyen ilk feminist yazar olma özelliğini 1949 yılında yayınlanan Le Deuxiéme Sexe (Kadın, İkinci Cins) adlı eserine borçludur. Orijinal haliyle iki cilt olarak basılan eserin ilk bölümü “gerçekler ve efsaneler” üzerine kuruludur.

''Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!'': Simone de Beauvoir

Yazara göre kadınların biyolojik farklılıkları, gebelik ve annelik dönemleri, onlara farklı sorumluluklar yüklese de gerçekte bir dezavantaj olarak değerlendirilmemelidir. Ayrıca cinsiyetlerinden kaynaklanan bu özellikleri, kadınların hak ve özgürlüklerine sınırlamalar getirilmesi ve bireysel farklılıklarının yok sayılması için bir gerekçe teşkil edemez.

İşte bu inançla Beauvoir, ikinci cilde ”Kadın doğulmaz, olunur” diyerek başlar. Bu eserin yetersiz ve içeriğini tam olarak yansıtamadan İngilizceye çevrilmiş olması uzun süre değerinin ortaya çıkmasını engellese de sonunda hak yerini bulur, yeniden İngilizceye tercüme edilir ve ölümünden sonra Beauvoir’ın ünü yayılmaya devam eder.

Kitapları Yasaklayabilirsiniz, Peki Fikirleri?

Vatikan, Beauvoir’ın bu eserini okunması yasak kitaplar listesine koymuştur. Beauvoir’ın 1953 yılında yayınlanan Mandarins adlı eseri de bu cezadan kurtulamaz ve yasaklanır. Bu eserinde Beauvoir bir yanda Nelson Algren’e olan aşkı ve Sartre’a olan bağımlılığı arasında yaşadığı ikilemleri ele almış bir yandan da sıradan insanların II. Dünya Savaşı’nda gösterdiği cesareti ve mukavemetini… Ayrıca, Nazi’lere karşı koyamayan solcu entelektüelleri ve onların elitist yaklaşımlarını açığa vurmakta ve bu eserinde onları korkaklıkla itham etmiştir.

''Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur!'': Simone de Beauvoir

Pek çok kitabı otobiyografik özellikler taşıyan yazar Mémoires d’une Jeune Fille Rangée (Bir Genç Kızın Anıları), La Force de l’Age (Yaşlılık), La Force des Choses (Koşulların Gücü) ve Tout Compte Fait (Hesap Tamam) adlı eserlerinde yaşamının farklı dönemlerinde hayata bakışını okurlarla paylaşır.

1980 yılında Sartre öldükten sonra Beauvoir’ın da sağlık durumu kötüleşmeye başlar. O da hayat arkadaşı Sartre gibi uzun çalışma saatlerinde uyanık kalabilmek uğruna uyarıcı ilaçlar kullanmış, vücudunu yıpratmıştır. Sartre’ın anısına yazdığı Adieux (Sartre’a Veda) son eseri olur.

Kendisini feminist olarak sınıflandırmasa da Beauvoir hayatı boyunca özgürlüğünden ödün vermemiş, Jean-Paul ile süren ilişkisi, hayatına başka kadın ve erkeklerin girmesini engellememiştir.


Bu İçeriği Okuduğunuz için Önerdiğimiz İçerikler:

İlginizi Çekebilecek Faydalı Bağlantılar:


 

Rapor Et

blogger

Yazar: gramafoniğnesi

'Çünkü sadece gramafon iğnesi müziğe gerçek anlamda dokunabilir.''
23 yıldır okumanın, tefekkür etmenin ve yazmanın peşinde...
Toz tutmuş filmleri ve gramafonla tanışmış şarkıları sever.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları