Çizgiler

Çizgiler

Beş yaşındaki yeğenim “boya boya” yapmaya bayılır. Birlikte boyama yaptığımız her defasında çizgilerin içinde kalmak konusunda anlaşamıyoruz. Yeni şeyler ekleyip, eklediklerimi boyamaya başladığımda o peltek türkçesi ile “hayır amca, öyle değil” diye ikaz ediyor. (itiraf: ÇOK hoşuma gidiyor) Sonra herkesin istediği yeri istediği gibi boyamasında anlaştığımızda buraya kelebek ekleyelim, şuraya uçak ekleyelim diye, bu sefer yeğenimden gelen fikirlerle sayfaları tam anlamıyla doldurup masaya bile taşırıyoruz.

homofobi

İnsanlar ‘farklı’ olanı hemen kabul etmeyen bir tutum sergilerler. Aynı fikre sahip çoğunluğun arasında, kalıplara uymayıp çoğunluktan farklı düşünenlerin hiç yokmuş, olmamalıymış gibi ötekileştirici bir tutuma maruz kaldıkları bir gerçektir. 

Geçmişten günümüze her dönemde heteroseksüellik dışı tüm cinselliklere “suç, günah ya da hastalık” olarak bakıldı. Yine bu sözcükleri söyleten düşüncelerin sahipleri sırf diğerlerinden farklı oldukları “cadı” diye yüzlerce kadını yaktı. Dünya yuvarlaktır diyen bilim insanları öldürüldü, yıllar boyunca otizmli çocuklar “değişik”,“hastalıklı” lekesiyle büyütüldü. Artık bu çocuklar büyüyebiliyor, kendi çalıştıkları kafeleri, işleri var. 

Kendi bildiğinden farklı olanı “doğa dışı, anormal ya da sağlıksız” diye tanımlayan, hatta tanıtanlar… ah onlar ah!

İlk insandan beri türümüzün ve türlerin devamlılığını sağlayan yegane kavramın cinsellik olmadığını düşünen var mı? Üremek için cinselliği normal ve doğal olarak kabul ettiğimizi varsayarsak, geriye tek bir sorum kalıyor. Cinsellik sağlıklı mıdır? Cinsellik ve cinsel ilişkinin bırakın sağlıklı olduğunu, sağlıklı olmak için yapılması gerekliliği güncel bilim araştırmalarıyla destekleniyor.(İtirazı olan!)

Cinsellik ve cinsel ilişkinin kalp-damar sağlığına iyi geldiği, felç riskini azalttığını, kilo alamını engellediği, vb. gibi genel insan sağlığı ve psikolojisi için faydalı olduğunu söyleyen bilimciler hata yapabilir, yapıyor, yaptılarda.

“Aramakla bulunmaz lâkin bulanlar hep arayanlardır.”

 Beyazıd-ı Bestâmi

Bilim, onsekizinci yüzyılda parlamasıyla (newton’un toprağı bol olsun) kapitalizm-teknoloji ilişkisinin duyduğu ihtiyaç ateşinin kömürü bilim olduğu anlaşıldığında, artık bilim bağımsızlığını ilan etti. Dinden tamamen ayrıldı, tabi bazı noktalarda sadece dilde ayrıldı. Çünkü çoğu ön kabul ya da yargılarını dinsel kabulleri baz alarak devam etti.

En büyük ön kabullu konu tahmini alalım: Cinsellik

Herman Boerhaave’in INSTITUONES MEDİCAE’sı (1728) tıbbi literatür de cinselliğin yer aldığı ilk Avrupa kaynaklı metin. Bu bilim insanı cinsellikte ilk hastalık etiketini koymuş.

Adı: Mastürbasyon

Tanımı: Semenin gereksiz boşalımı sonucu vucütta bitkinlik, zayıflık, zihinde aptallaşma… gibi belirtileri kurgulamış.

Mastürbasyonu hastalık olarak ele alan bir diğer bilimci Samuel Tissot (1728-1797). Açıklamalarına göre mastürbasyon; düşünce bulanıklığı, öksürük, ateş, akut baş ağrısı, yüzde sivilceler, kabızlık, rahim ağzı ve rahimde yaralar… gibi etkileri varmış.

Yani tıbbın dinden bağımsız faaliyet göstermeye başlamasıyla birlikte cinselliğe dair ele aldığı ilk konu mastürbasyon. Bunun beraberinde aşırı cinsel etkinlik (çok seks yapmak) üzerine durmuşlar. Bu söylemler hala Din tabanlı değil mi? 1800’lerin sonlarında mastürbasyonun delilikten aknelere kadar her şeye neden olduğu düşünülüyordu. (aşırı cinsel etkinliği engellemek üzere erkekler için yapılan aletler: https://www.buzzfeednews.com/article/copyranter/male-anti-masturbation-devices)

Mastürbasyon deyince tabii ki erkeklere özgüymüş gibi öne sürmek ayrı tartışma konusu. Bu dönemde kadınların mastürbasyon yapması da özellikle 12-20 yaş aralığında kendilerini sadece üreme işlevine yoğunlaştıracakları düşünüldüğü için zihin gelişimlerinin duraklayacağına dayandırıldı. Ve bu varsayım o dönemlerden günümüze kadar gelen şehvetli kadının aklının kıt olduğu inanışının temellerini attı. Bununla yetinmeyip cinsellikte sağlıklı ve doğal olanın erkeğin egemen, kadının edilgen olduğu ilişki tipini benimseyerek devam etti.

Günümüzde bile hala sık mastürbasyon yapmanın aptallaştıracağı ve zayıflatacağına dair inanışların devam etmesi, kadınlara bir cinsel nesne olarak ‘seksi aptal sarışın’ terimini ve heteroseksüellikte erkeğin egemenliği gibi bilimsel yargılarında tıpkı dinsel yargılar gibi kalıcı olabileceklerinin güzel bir örnekleri.

Eşcinsellik ilk kez 1869 yılında bir hastalık olarak “homoseksüel” terimi kullanılarak tanımlanmış. Homoseksüellik, mastürbasyonla birlikte insanın bedensel ve ruhsal dejenerasyonu (yozlaşma) uğramasına neden olan iki hastalık olarak ilan edilmiş.

Mastürbasyonun kötü şöhretinin üstüne bağ kurmuş eşcinsellik. Tam bir çocuk travması değil de nedir?

Eşcinselliğe hastalık tanımı koyan hiçbir dayanağı olmadığı kabul edilen çok sayıda kuram öne sürülmüş. Bknz: “The Role of Pschiatry/Medicine in Developing and Perpetuanting Homophobia” by Jan Bridget

Reklam dünyasında “suç, hastalık, günah” kelimelerinden uzak durulmasının bir alt-geri bildirimi vardır. Bir cümlenin içinde geçen kelimelerin vurgularını ve yerlerin bakmaksızın o cümlede yer alması bile “son akılda kalan”ı etkiler. Bu bahsi geçen üç kelime ile birlikte aynı cümlelerde yer alan “eşcinsellik” kelimesinin yarattığı bilinçaltı kodlaması katlanarak ilerlemiştir. O küçük zararsız gördüğünüz kelimeler üst üste yuvarlanarak kar tanesinin çığ olmasına neden oldular. İşte ben artık bu kelimelerin eşcinsellik konusunu içeren başlıklarda yer almasını istemiyorum. Gelin bu “suç, hastalık, günah” kelimelerini homofobilere geri hediye edelim.

 Homofobinin tek köklü bir süreç olmadığının farkındayım. Çok katmanlı ve etkenli bir oluşumdur. (Cümleyi kurmamı sağlayan Freud, Foucault, Levinas ve Butler’a  teşekkür ederim.)

Hasta koltuğumuza Homofobileri alalım. 

Homo…-Fobi…?

Vikipedi; 

Homo, modern insanı ve yakın atalarını içeren hominid cinsine verilen ad. Bu tür üyelerinin tarihi günümüzden 2,5 milyon yıl öncesine kadar uzanır. Homo sapiens sapiens dışında bütün türleri yok olmuştur.

Homo, Latincede insan, çağdaş insan türünü (Homo sapiens) de barındıran sınıflandırma terimi. Homo, “homoseksüel” sözcüğünün argodaki kısaltması

Ruhbilim Terimi, fobi;

Kişinin, belirli nesneler ya da durumlar karşısında duyduğu, kapıldığı baskılı, kaygılı, olağan olmayan, hastalık derecesinde güçlü korku.

 

Freud fobileri üç grupta tanımlar; evrensel fobiler, durumlara yönelik fobiler ve hayvan fobisi

  • Evrensel fobi (evrensel insan özelliği); Yılanlardan korkmak kadar “normal” fobiler. Rahatsız edici veya teşkil edici görülmedikleri kanısındadır Freud.
  • Durumlara yönelik fobi; Kapalı veya dar mekanda kalmak, kalabalıklar, hava kara deniz yolculuğu… gibi riskli olduğu birçoğumuz tarafından kabul edilen durumları tanımlayan fobilerdir. Yoğunlukla, negatif düşüncelere odaklanarak yapılan ön tahminlerin yol açtığı kaygı yoğunluğuyla ilgilidir.
  • Hayvan fobisi: Freud’un sözleriyle “idrakimizin ötesinde kalan” fobilerdir.

Freud’a göre “anksiyete histerisi”nde fobiler, sonsuz bir “önlemler,engellemeler veya yasaklar” zincirini içeren kaygıya karşı “savunma yapıları”dır (tanıdık geldi mi “suç, hastalık, günah”). Homofobi bir fobi olarak bu bakışta ele alınmamalıdır. Çünkü Freud’un fobi kuramsallaştımaları tıpkı yukardaki bahsettiğim mastürbasyon konusu gibi heteroseksüelliği önvarsayar. Kendi başına homofobik olan bir kavramdan köklenir.

Çocukken yemek sevmeğiniz bir dönem vardır kesin. Ben zeytinyağlı fasulye sevmezdim. Annem bir gün sordu neden sevmediğimi. Cevap benim için çok basitti. Abim sevmiyordu. Annem sanki cevabımı vermemişim gibi bana bakmaya devam etti. Hiç istifini bozmadan yeniledi, “peki, sen ne düşünüyorsun…”

Ön yargı, insanların düşüncesizliğine bir kılıftır. Ön yargı sonucu oluşan bu saplantılı histerik ve narsisistik insanlarlar; homoseksüelliği kirli, yozlaşmış ve kadınlaştırıcı bir şey olarak görüp, marjinallikle ve AIDS’le bağdaştırırlar hemen. Bu nedenlerden dolayı dünyanın bu tip insanlardan kurtulması gerekliliğini benimserler. Kendilerine yasakladıkları şeyleri başkası yaptığında onları cezalandırma yetkilerine hakları olduğunu kabul ederler. Dolaylı yoldan gay pornografisi seyredeler, semenlerinin boşa harcanması bittiğinde yaptıklarını “unutarak” kendi heteroseksüel homofobik dünyalarına geri dönerler.

Ülkemizde Homofobinin, çeşitli inanış düşünceleriyle kulaktan kulağa asılsız bilgiler harmanını körü körüne benimsemiş bir toplum çoğunluğuna sahibiz. Özel hayatımda küçük bir dilime sahip ama genele vurulduğunda büyük dilimin yer aldığı sarıya boyanmış Türkiye seçim haritası gibi fazladır. “Öteki” olarak betimleyerek yasını tutmaya bile değmez olgusuna sahip insanlarımız var.(3) Çoğu aile sırf bu kelimeden dolayı çocuklarıyla konuşmuyor, cenazelerine gitmiyorlar. Akrabalıklardan çıkarılıp, arkadaşlıklarını bitiriyorlar. 

Bir düşünceyi kabul etmek kolay değildir. Düşünceyi kabul ettiğinizde uygulamak için düşmanca davranışlara maruz kalmaya bile önce kendiyle başlıyor insan.  Emin olun “öteki”lerini aşmak daha kolay oluyor.

Not: O gün değil ama sonrasında zeytinyağlı fasulyeyi denedim. Güzelmiş.

 

1. Freud, 1909, s. 117

2. Young-Bruehl, Anatomy of Prejudice (Önyargının Anatomosi) Mass: Harvard Universty Press, 1966

3. Judith Butler, Kırılgan Hayat: Yasın ve Şiddetin Gücü 2004

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları