Yıla Damgasını Vuran Film: JOKER

joker filmi

Cesar Romero, Jack Nicholson ve Joker’i en çok yakıştırdığım Heath Ledger’ın akıllarda kalan büyüleyici performanslarından sonra bu defa karaktere Joaquin Phoenix hayat veriyor. Yönetmen koltuğuna Todd Phillips oturan bu filmi mercek altında aldım. İsterseniz Joker’e hayat veren usta oyuncuyu biraz tanıyalım.

Joaquin Phoenix, Porto Riko vatandaşıdır. Katolik olan ailesi Phoenix dört yaşındayken Los Angeles’a taşınmışlardır daha sonra usta oyuncu Amerika’ya yerleşmiştir. 3 yaşından beri vegan olan Joaquin, erken yaşta bu beslenme şeklini benimsemiştir. Phoenix ayrıca hayvan haklarını koruyan organizasyonlarla çalışıyor ve geçmişte hayvan istismarı konusunda farkındalık yaratmak için kampanyalar yürütmüştür. Phoenix, aktör olarak bilinse de aynı zamanda müzik videosu yönetmeni, prodüktör, müzisyen ve aktivist olarak da tanımlanmaktadır. Joker kahkahasını elde etmek tam 4 ayını almış. Karakterin kahkahası, epilepsinin yol açtığı bir durum olduğu için aslında acı ve korku içermektedir. Filmin yönetmeni Todd Phillips, Joker rolü için neredeyse 45 kilo vermesine yardım eden sıkı bir diyet uygulanmış. Fotoğraf çektirmek yerine hayranlarıyla sohbet etmeyi tercih eden oyuncu; Johnny Cash’i canlandırdığı filmle Grammy ve Altın Küre kazanan oyuncu 3 kez Oscar ödülüne aday gösterildi. 

Gerilim ve dram türünü bir araya getiren Joker, başarısız bir komedyen olan Arthur Fleck’in hayatına odaklanıyor. Joker’in çocukluğuna geri dönersek; gerçek annesinden bir şekilde kopmuştu. Penny Fleck adında, cani birisi onu evlat edinmişti. Filmde bu durum çok etkili bir kurgu ile anlatıldı. Üvey annesi Arthur’a sürekli işkence yapmış, onun acı çekerken gülmesini istemişti. Penny, sapkın düşüncelerle hareket etmiş, Arthur’un acı çekince mutlu olduğunu düşünmüştü. Joker, işte bu yüzden film boyunca acı bir şekilde gülüyor, ağlamayı bilmiyordu. Halbuki bir komedyen olabilecek kadar akıllı ve bir o kadar da hırslıydı. Nitekim sıradan insanların acılarına gülen bir adam, yine sıradan insanları gerçekten güldüremezdi. Hal böyle olunca Joker’in gülüşü ve ardından yaptıkları, sıradan insanların kaosuna sembol oldu. 

Arthur, kişisel yaşamının zorluklarından beslendi, ancak içindeki kötülüğü ortaya çıkaran bozuk sistemin kendisi haline büründü. İlaçlarını alamadığı için tedavi olamadı. Aynı şehirde onun gibi olan, farklı sıkıntılarla boğuşan yüz binlerce insan vardı. Fakat filmin ilerleyen dakikalarında metroda hastalığıyla dalga geçen 4 iş adamı tarafından dövüldü ve kendini savunmak amacıyla bu dört adamı oracıkta öldürdü. Zaten cinayet işlemeseydi başkası onun yerine işleyecekti. Bir akıl hastasına silah vermek ise talihin oyunu oldu. Joker, bir süre sonra silahını insanları hor gören herkese doğrultmaya başladı. Daha sonra seri katil olarak şekil aldı. Arthur, her zaman hayalini kurduğu TV programında ciddi bir konuşma yaptı. Hor görülen, önemsenmeyen, ezilip geçilen sıradan insanların ifade etmek istediklerini bir çırpıda söyleyiverdi. Toplumsal yozlaşmanın sembolü olmaktan memnun olduğunu belli etti. Ünlü şovmen ve komedyen olan Murray Franklin, Joker için hep uzaktan sevdiği bir baba gibiydi. Joker, aslında sadece kendisine kötülük eden annesini değil, hayalindeki babasını da öldürdü. Murray Franklin’i babası gibi gören Joker canlı yayın esnasında hayali babasının da kendisiyle dalga geçtiğini; insanların zayıflıklarını kullandığını ve bu sebeple canlı yayına çağırdığını anlayınca Murray’i öldürür.

Bu sebeple toplum tarafından dışlanan bir adam olan Arthur, hayatta yapayalnızdır. Sürekli bir bağ kurma arayışında olan Arthur, yaşamını taktığı maske ile geçirir. Gündüzleri, geçimini sağlamak için palyaço maskesini yüzüne takan Arthur, geceleri ise asla üzerinden silip atamayacağı bir maske takar. Babasız büyüyen Arthur’u en yakın arkadaşı olan annesi Happy adıyla çağırır. Bu lakap, Arthur’un içindeki acıyı gizlemesine yardımcı olur. Ancak maruz kaldığı zorbalıklar, ve hastalığı yüzünden onun gitgide aykırı bir adam haline gelmesine neden olur. Yavaş yavaş psikolojisi ile beraber tekinsiz sulara yelken açılan Arthur, bir süre sonra kendisini Gotham Şehri’nde suç ve kaosun içinde bulur. Arthur, zamanla kendi kimliğinden uzaklaşıp Joker karakterine bürünecektir. 

Filmin amacı; kalabalıklar içinde bile her an yalnız olan ve bağ kurma arayışında olan bir adamın; çevresindeki herkesle gitgide nasıl uyumsuz hale geldiğini gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır.

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları