Yalnızlığımızda Yalnızız

Yalnızlığımızda Yalnızız

Sıradan bir sabahtı.Kış ayından kalma soğuk ve renksiz bir sabaha gözlerimi zorla açtım.İçimde ufacık da olsa parıltı oluşturabilecek güneş ışığını arıyordum.Fakat bugün odamın penceresinden girip uyandırmamıştı beni.Güne yalnız başlamıştım.

Yataktan kalkabilirsem güne hazır olacaktım.Tek sıkıntı sanki biri geceden gelmiş de üzerime bir tonluk ağırlık koymuştu. Birden halletmeliydim bu işi.Düşünürsem beni sarıp şefkat gösteren yorganımın altından çıkıp soğuk ve belirsiz dünyaya adım atamazdım. Ben de düşünmedim. Sanki bir kara deliğe giriş yapmış da yer çekimini kaybetmiş gibiydim.Birden kalkmanın da zararları oluyordu tabi.Ama yapacak bir şey yok.Böyle işliyordu bu dünyada işler ,birden.

El yordamıyla bulduğum tuvalete girip aynadaki geceden kalma halime baktım. Yüzümdeki kayan parçaları birleştirince anca ben gibi gözükebildim.Geceden kalma savaş fenaydı anlaşılan, dağılmış yüzüm her şeyi anlatıyordu.Güzellik uykusu değildi bu, bendeki her gece başka bir dağınıklıktı.Belki de bu yüzden yanında uyandığım sevgililerim beni birer birer bırakmıştı. Sabahında savaştan çıkmış bir kadının yaralarını görmek istemiyorlardı. Haklılardı.

Yüzüme vurduğum soğuk suların tokadı ,tek seferde boğazımdan geçirdiğim zift gibi kahveyle birleşince bir şeyler hissetmeye başladım. Oyalanma faslım bitmişti. On beş dakika içinde otobüse yetişmeliydim.Akşamdan hazırladığım, oldukça renksiz ve birbirinin aynısı tek renk kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Bir ruh gibi gözükmemek için aldığım renkli ruju suratıma sürdüm. Oldum olası makyajı sevmemiştim.Ama uyandığım her sabah, kapatacak daha çok şeyim oluyordu.Ve her sabah, güzel kalan daha az şeyim…

Her gün aynı başladığım günümde bir rutinden bir başkasına geçerken hiçbir şey düşünmüyordum.Her şeyi otomatik bir robot misali yapıyordum. Korkusuz bir şekilde dışarıdaki soğuğa kendimi attığımda evin sıcaklığı ve huzuru beni anında terk etti.Dışarı dünyayla ev huzuru pek iyi anlaşamıyordu.Yine tek başıma kalmıştım.Dışarı dünyayla.

Kaç dakikam kaldığına bağlı olarak farklı yürüme modlarım vardı.Kaçamak bakışlarla baktığım saatimden anladığım kadarıyla bugün iki hızında yürümem gerekiyordu.Üç hıza çıkabilen bu sistemde iki normal zamanda çıktığımın ve normal hızda yürümem gerektiğinin göstergesiydi.Spor yapmaktan uzak bedenim en fazla üçüncü seviyeye çıkabildiği için üçten sonrası benim için acil taksi durumu demekti.

Durağa geldiğimde fena bir rüzgar başladı. Sanki bizde kalan ne varsa koparmak istercesine esiyordu.Hava durumuna bakmayı alışkanlık edinen biri olmadığım için üzerimde çaresiz elinden geleni yapmayı çalışan kabanıma daha sıkı sarındım.Seni olduğun halinle kabul ediyorum yeter ki sar beni dercesine sarıldım.O an aklıma boynuma astığım ufak fularım geldi.Hemen ona uzanıp en azından kafama sarayım diye düşündüm. Suratıma suratıma yediğim tüm bu rüzgar sonrasında çok kötü bir baş ağrısına dönüşüyordu.Elimi boynuma götürüp fuları açmamla fuların özgürlüğünü bekleyen kuşlar misali uçması bir oldu. Hırçın rüzgarın belirsiz hareketleriyle neye uğradığını şaşırıp bir oraya bir buraya kaçan fularımın peşine düşmüşken otobüsüm durağa ulaştı.Özgürlüğünden başı dönmüş fularımın arkasından bakarken otomatik adımlarımla otobüse yöneldim.Boynumdaki boşluğa elimi götürdüm.Yine tek başıma kalmıştım.Boynum çırılçıplak.

Belki de iyi oldu diye düşündüm.Fularımın uçmasının yani.Bu kadar tıkış tıkış insan karmaşasının içinde fenalık gelmesindense özgürce uçuyordu.Ben uçamamış burada sıkışmışken en azından o biliyordu uçmanın nasıl bir his olduğunu.

Yalnızlığımızda Yalnızız

Alabildiğim oksijeni tasarruflu kullanmaya çalışarak otobüste dikiliyordum.Aldığımın oksijen olduğu da pek söylenemezdi gerçi.Keskin kokulardan oluşan bulamaç gibiydi.Akciğerlerim için özür diliyordum içimden.

Bir kapıdan çıkıp başka kapılara girdim.Hayat da böyleydi zaten.Ya hep bir kapıdan çıkıyordunuz ya da başka birine girmek üzereydiniz.Tek fark benim hayatımda hep aynı kapılar vardı.Ev kapım, otobüs kapıları, iş yerimin kolu kırık kapısı ve arada sırada arkadaşlarımla sosyalleştiğim mekanların kapıları. Şikayet etmiyordum.Başka bir kapıya adım atmak için neyi bekliyordum onu da bilmiyordum ama bekliyordum işte.

Suratsız patronumun etrafında pervane olduğum başka bir günde tek eğlencem herkes öğle arasındayken tüttürdüğüm sigaramdı.Şirketin en üst katındaki terasa çıkıp tüm dünyaya hükmedercesine dumanımı bırakıyordum.Hükmüm de bu duman kadardı işte.Sigaramın sıcaklığının bitmesiyle tüm yetkilerim elimden alınıyordu. Olsundu, orada sigaramla geçirdiğim on dakika benim tüm günümün en büyük eğlencesiydi.Sonrasında içimi azıcık da olsa ısıtan sigaram da beni bırakıyordu.Yine yalnız kalıyordum.Havada kalan belli belirsiz duman izleri ve koskoca şehirle birlikte.

Teras eğlencemden sonra dayanmam gereken saatler bitmek bilmiyordu.Bu anlarda beynimi kapatıyor ve hiçbir şey düşünmemeye çalışıyordum.Sadece zamanı gelince harekete geçip rotasına yönelecek bir makine gibiydim.Ve zaman gelince tek bir dakika bile beklemiyordum harekete geçmek için. Kendimi özgür hissettiğim tek anım buydu belki de.İnsanlara dönüp ben gidiyorum diyebildiğim tek anımdı. Ama kimse sormuyordu da zaten gidiyor musun diye.Biri durdurup sorsa nereye gidiyorsun diye.Verecek cevabım olur muydu onu da bilmiyorum.Eve derdim, eve gidiyorum işte.

Arkadaki kalabalığı bırakıp kendimi sokaklara atıldığımda yine yalnızdım.Yerde sabahki rüzgarın bir başkasından daha çaldığı şal duruyordu. Pek şanslı sayılmazdı.Dünya ona da iyi davranmamıştı anlaşılan.Çamur dolu bir su birikintisinin içinde bir zamanlar güzelliğinden eser kalmamış şekilde yatıyordu.Sahi benim fularım neredeydi acaba? Rüzgarları takip ederek dünyanın diğer bir ucunda hala uçuyor olabileceğini düşünerek ufak bir tebessümle sırıttım.

Şalın üstünden basarak geçtim.Yalnızdım ve huzur dolu evime gidiyordum. Yorganımın sıcak kucaklayışına ihtiyacım vardı.

okur

Yazar: Masal Aslan

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum