Yalanın İcadı: 2009 / ABD

Hayatımızda hiç yalan söylemeseydik ne olurdu? Kimilerine göre berbat, uygunsuz ve etik dışı olabilir. Ancak onun sayesinde hayatını kurtaran da var, onsuz hayatını devam ettiremeyen de. Hatta Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden üç araştırmacı 2006-2017 arasında üç milyon insanın yeniden paylaştığı 126 bin Twitter öyküsünü analiz etti. Daha uzağa, daha çok insana ulaşan tweetlerin, aynı zamanda kurmaca olduğu ve daha ilginç bulunduğu bilgisine ulaşıldı. Yoksa aslında hepimiz kandırılmaktan hoşlanıyor muyuz? İşi böyle düşündüğünüzde Rick Gravis ve Matthew Robinson’un hem yönetmenliğini hem de yazarlığını yaptığı filmimiz bir soru ile yardımınıza koşabilir: Hiç yalan olmayan bir dünyada bir anda yalan söylenmeye başlanırsa ne olur?

Filmin Detayları

Ricky Gravis filmde başrol Mark olarak karşımıza çıkıyor. Mark, bir senaryo şirketinde çalışmaktadır. Şirket yalnızca tarihin yazılıp oynandığı senaryolar üreten bir şirkettir. Olaylar Mark’ın kovulmasıyla patlak veriyor. Aynı dönemde başarısız bir randevu yaşayan başrolümüz, olanı olduğu gibi değil de değiştirerek söylemeye başlıyor. Keşfini yaptıktan sonra ise bu gücünü sonuna kadar da kullanıyor. Basit yalanlar zamanla yerini daha büyüklerine bıraktığında ise işler iyice karışıyor. Mark sonuçlarını hesap edemeden din hakkında konuşmaya başladığında kısa sürede tüm dünyanın Mark’dan haberi oluyor. Ünlü, zengin ve kimsenin bilmediği soruların cevaplarını bulunduran bir adama dönüşüyor. Tüm bu ilerlemelere rağmen hoşlandığı kadın, Anna onun hala patlıcan burunlu ve şişman biri olduğunu düşündüğünden onunla birlikte olmak istemiyor. Zaman içinde, içten içe yumuşasa da kadının ve annesinin peşinde olduğu iyi bir genetik miras profili vardır ve Mark kadını bu profile sahip birine kaptırır. Bir romantik komedi klişesi oluyor ve Mark düğünü basıyor. Daha sonra Mark ile evlenen Anna’nın gerçekten de şişman çocukları oluyor ve bu durumdan gayet de memnun oluyor. Sonuç olarak mutlu sonla bitiyor film.
Filmde Ricky Gravis’e, Jeniffer Garner, Jonah Hill, Rob Lowe Louis C.K da eşlik ediyor. Film fantastik, romantik, komedi türlerindedir.

Filmde Dinin Kullanımı ve İnsan İlişkileri

Filmde din konusu ilk olarak Mark’ın ölümden sonra ki yaşam hakkında konuşmasıyla başlıyor. Bu onu bir nevi peygamber yapıyor. Dünya bu yeni bilgileri hızla kabul ediyor ve Mark’ın ünlenmesi de bu şekilde başlıyor. Hristiyanlık odağında aslında tüm dinlere atıfta bulunuluyor. İyilik ve kötülük kavramları derinlemesine inceleniyor. Bazı sahnelerde kostümlerin ve Mark’ın görünüşünün Hz. İsa’yı tasvir edecek şekilde olması, sonradan Müslüman olan Cat Stevens’ın şarkı sözünün yazılı olduğu pizza kutusundan on maddeyi okuması dinlere dair en bariz örneklerdendir.
Filmde yalanın dahil olmasıyla insan ilişkilerinde de bariz farklılıkların olduğunu görülüyor. Mark arkadaşlarına önce siyahi olduğunu sonra da Eskimo olduğunu söylüyor, arkadaşları ise hiç siyahi bir Eskimo görmediklerini söylüyor. İkili ilişkilerde yalanla birlikte iltifatlar şekil değiştiriyor. Doğrunun sert gerçekçiliğinin yerine yalanın ılımlı hissi insanlara başta yabancı geliyor fakat filmin son sahnesinden anlaşılacağı üzere yeni nesillere de memnuniyetle aktarılıyor.

Sonuç

Film, insan ilişkilerine ve ikili ilişkilere dair tespitleriyle oldukça haklı olsa da asıl odağı dindir. Doğru ve yanlışlığı tartışılmakla birlikte, dinler hakkında yaptığı göndermelerin yanı sıra iyi ve kötü arasında ki ince çizgiye dair anlatımları da dikkat çekicidir. Samimiyetsiz olmayacak kadar nazik kalp kırmayacak kadar dürüst söylemi, Aristoteles’in Golden Mean tabirini hatırlatmaktadır. Kısaca yalanın yalan, doğrunun da doğru doğurmasını anlatır. IMDB puanlamasında 6.4 puana sahiptir.

Keyifli izlemeler!

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

4 Yorum