UNUTTUK MU?

Eski filmlere, eski danslara bakıyordum, aklıma geldi.

O zamanların danslarında, hareketlerinde ne kadar asil, zarif, kibar figürler var. Erkekler kadına saygı ile selam verip, önünde başını eğiyor, ceketini ilikliyor. Kadınlar asil, gururlu, kolay kabul etmeyen,  kendine değer veren, gururlu duruşları ile erkekleri kendilerine hayran bırakıyorlar.  Ters ya da cıvık olmayan, basitleşmeyen, çirkinleşmeyen hareketler..

Bir ülkenin yargıcı kırmızı ışıkta durmayıp geçtiği için işinden istifa etmiş.

Hatalı davranışları yüzünden mesleklerinden ayrılanlar, hak ettikleri cezayı – meslekleri ne olursa olsun- kabul edip, çekenler, eskiden yapılmış bir iyiliği unutmayıp, yıllar sonra da olsa ödeyip,  dostluk, insanlık gösterenler…

Artık çok nadir de olsa özlediğimiz insani değerlere sahip bu kişilerin haberlerini okuyup,  filmlerini izleyip, aşkın gerçekten aşk olduğu (sapıklaştırılmadığı)  zamanlardaki şarkılarını, romanlarını okuyup, hayran kalıyoruz. Böylece bir türlü geri dönmeyecek dünleri her geçen gün biraz daha fazla özler, arar oluyoruz.

Eskiden kullandığımız bardaklarımız, tabaklarımız, fincanlarımız bile daha zarifmiş.  İnce, el emeği işlerin yerini kaba, düz, estetik güzelliği olmayan bardaklar, fincanlar, züccaciye eşyaları aldı.

Giysiler kaba, ütüsüz, sevimsiz, uyumsuz oldu.

Zerafet, Nezaket, Ahlak, Görgü, Onur, Gurur, Haysiyet, Ahde Vefa, Hatırşinazlık, Alçakgönüllü,  tokgözlü, iffetli,  kelimelerinin anlamını sorsak, bilen olmaz. Uygulayarak yaşayan kalmış mıdır ki? Neden şimdi bu kadar sıradan, basit, yoz, çirkin, kötü, olumsuzluklarla dolu olduk?  Böylesini yapmak daha mı kolay? Daha mı bencilce? Kime, ne katıyor, ne kazandırıyor?

 Kelimeler çok çirkin. Türkçeyi katletmeyi, bel altı sözler ve küfürlerle konuşmayı marifet sayıyor ve öyle yazanları, konuşanları beğeniyoruz. Zeka ve kültür seviyemiz düştüğünden mi böyleyiz? Bu bozulma ve çirkinleşme nereye kadar sürecek?

İnternette bir grup gördüm. Onbinlerce beğeneni var ama yazıların hepsi benim hiçbir zaman ağzıma alamayacağım kadar çirkin kelime ve küfürlerle dolu.  Örnek göstermek için yazmam gerekse, elim varmaz, yazamam.  Ben o seviyelere inmek istemem. Ama en efendi sandığınız insanlar bile bakıyorsunuz ki o sayfayı beğenenler içinde yer alıyor.

Ben interneti faydalı amaçla kullanıp; haber, bilgi, sevgi, yararlı bilgi paylaşmak isterken; bira- cips fotoğrafı paylaşan biri, küfür yazan, karşı cinse iğrenç laflar eden birileri daha çok beğeni ve yorum topluyor.  Zeka seviyeniz beni değil de böyle çirkin paylaşımları yapanları anlayacak kadar düşmüş olamaz. Lütfen uyanın! Akıllanın. Güzel şeyler yapın. İyi bir şeyler paylaşın ve onları öğrenin.

Benim geleceğinden kaygı duyacağım bir evladım da yok ama siz, sizlerden daha basit zevk ve konulara ilgi duyan birilerine, zararcı, hoyrat, o güzel kavramları kelime olarak bilmeyen insanlara kendi canlarınızdan bir parça olan evlatlarınızı emanet edeceksiniz. Onlarla çalışmaları, okumaları ve evlenmeleri için bu topluma salacaksınız.

“Ahahahaa” diye gülen, Sözde “reis” diye takılacağı kişiye bile ‘reyis’ ya da ‘rehis’ yazan, Mühendis sıfatını aldığı halde “Dua” kelimesini ‘duva’ diye yazan, mühendisi ‘mühendiz’ diye yazan  insanlarla mı yeni geleceği oluşturacağız?

Yapmayın lütfen! Biraz daha değer katın; kendinize, çevrenize, sevdiklerinize, yetiştirdiğiniz evlatlarınıza. Hayatta güzel birşeyler kolay elde edilmiyor, biliyorum ama zorla elde edilen her güzelliğin de tadına doyum olmaz. Biraz zorlayın kendinizi. Daha mutlu olacaksınız, biliyorum. Lütfen deneyin.  Lütfen.

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.