Hayatımdaki şairliğimi alıp çıkarırsanız geriye önemli bir şey kalmaz. Öylesine tutkunum şiire.
1926-1984 yılları arasında yaşamış olan Ümit Yaşar Türk şiirinin önemli isimlerinden biridir. Şiir sevgisi çocukluğunda başlayan Ümit Yaşar, anne ve babasının da etkisiyle 9-10 yaşlarında şiir yazmaya heveslenmiştir. Oğuzcan’ın çocukluğu oldukça sıkıntılı geçti. Şair, çocukluğunu daha doğrusu hayatını çile olarak görmüş ve şu cümlelerle dile getirmiştir: “İlk çocukluk yıllarımdan bu yana çeşitli kazalar, hastalıklar, ameliyatlar geçirdim. Üç yaşımda ayağım kırıldı, dört yaşımda mangala oturdum, beş yaşımda 20 basamak merdivenden düştüm, yedi yaşımda başıma sandık kapağı düştü, bu arada fazla ateşli olarak geçirdiğim kızamık sonucu kekeme kaldım. 14 yaşımda apandisit, 19 yaşımda böbrek (tek böbrekliyim), 30 yaşımda bademcik ameliyatları geçirdim. 22 yaşımda evlendim. Düşme, boğulma, otomobil kazası ve geçirdiğim ufak tefek tehlikelerden sonra 3 kere de canımdan bezdim. İntihara teşebbüs ettiğimi sanırım aranızda bilmeyen yoktur. Bunların sebebi sizi, bu husustaki merakınız da beni alakadar etmez tabii.”
Ümit Yaşar ilkokulu bitireceği yıl, annesi ile babası geçinemeyip ayrılırlar. Bu olay onun küçücük yüreğinde derin izler bırakır. Bu yıllar, onun şiire sığındığı üzüntülerini yazarak gidermeye çalıştığı yıllardır. Ortaokulu üç ayrı şehirde ve üç ayrı okulda okur. Konya’da başlayıp Eskişehir’de tamamladığı lise öğrenimi sırasında ondaki şiir bir özenti olmaktan çıkmış, büyük bir tutku halini almıştır.

Aşk şairi olarak adını duyuran Ümit Yaşar Oğuzcan, 1940-1980 yılları arasında etkin olan popüler bir şairdir. Çok sayıda şiir kitabı yayımlayan şair, üretkenliğini korumuştur ama verimli olduğu konusundaki yorumları reddetmiştir: “Bugüne kadar kesin olarak kaç bin şiir yazdığımı bilmiyorum. Fakat verimli bir şair olduğum hakkındaki yaygın kanıya da katılmıyorum. Duyduklarımın ve yazmak istediklerimin pek azını yazabilmişimdir.” (Oğuzcan 1967: 10). Oğuzcan’ın şairliği üzerinde kendisi gibi şair olan babası Lütfi Bey ve annesi Güzide Hanım doğrudan etkili olmuşlardır: “Bendeki şiir önce bir damlaydı… Rahmetli babamdan geldi, anamda biçimlendi. Özlendi, bütünlendi (…) Çocuktum; çokluk şiir okunurdu evimizde. Anam o çağın ünlü bir ozanını (Faruk Nafiz Çamlıbel) ezbere bilirdi. Bir dergiden kesilip çerçevelenmiş bir fotoğrafı dururdu duvarda. Babam ondan çoğu kez ‘evimizin ikinci adamı’ diye söz ederdi. Ben adamdan sayılmıyordum henüz”.
Ümit Yaşar şiiri yazılmayacak hiçbir konu, şiirde kullanılmayacak hiçbir sözcük düşünemez. Ona göre, şiir bir söz sanatıdır; herkesin bilip her gün kullandığı sözcüklere can verme, yeni bir anlam kazandırma sanatıdır. Hiçbir akıma ve şiir anlayışına dahil olmamış, kendi tarzını yaratmış orijinal bir şairimizdir. Kendisi 1941-1976 yılları arasındaki otuz beş yıllık şairlik hayatını beş ayrı döneme ayırmıştır:
I- 1941-1954 yılları : Uyanış dönemi
II- 1954-1960 yılları : Arayış dönemi
III- 1960-1964 yılları: Çalkanış dönemi
IV- 1964-1970 yılları: Kaynayış dönemi
V- 1970-1982 yılları : Duruluş dönemi
İnsanlar, özellikle kadınlar şairin ilham kaynağıdır. Onun için, şiirden önce aşk vardır. Hiciv şiirlerinin dışında en çok işlediği konular aşk, ölüm, yalnızlık ve çaresizliktir. Aşk, onun için bir amaçtır. 1962 yılında Varlık dergisine verdiği bir röportajında şunları söylemiştir: “Aşk şairi olarak tanındım, hep böyle kalmak isterim. Bu konuda şiirlerimde çok şey söyledim. Daha da söyleyeceğim. Aşk şairiyim, fakat sevmekten sevilmeye vakit bulamadım. Karşılıklı sevenlerin değil, sevipte sevilmeyenlerin şiirini yazdım. Aşkın karşılık beklemeden sevmek olduğuna inanıyorum.”
Ben bu kitabı yazarken daha çok yıllardır mektup bekleyen insanları, postacının her geçişinde “mektup var mı?” diye soran ve daima “yok” cevabını alan insanları düşündüm. Sevdiklerinden gelecek bir tek mektupla ömürleri boyunca avunacak o yalnız insanları.
Sahibini Arayan Mektuplar, 20.03.1961
Yelpaze dergisine 1961 yılında verdiği röportajında aşkın tarifini yapmıştır: “Aşk, ben olmaktan çıkıp, o olmaktır.” “Peki siz hiç o oldunuz mu?” sorusunun cevabı ise, “Evet, ama o hiç bir zaman ben olmadı” şeklindedir…
KADER KAPIYI ÇALIYOR
Gelme diyorsun
Bu gel demektir
Birazdan güneş doğacak
Doludizgin atlılar geçecek yüreğimden
Seni düşüneceğim
Gümüş mahmuzların parlaklığında
Yağmur nal izlerini örtmeden
Sana geleceğim
Bekle beni
Ümit Yaşar hayatı boyunca kadınları sevmiş, fakat hiç sevilmemiştir. 1957 yılında Anahtar dergisine verdiği röportajda, aşkı tatmamış bir aşk şairi olduğunu söylemiştir. Bu durumu kendisi de gülünç bulmuş ve eklemiş: “Ben aşkı yaşamıyorum, onu arıyorum. Bulduğum zaman gerçek bir aşk şairi olabilirim.”
Bir çingene falıma baktı
Dedi üç günde öleceksin
Ben üç binyıldır seni arıyorum
Kapılara sığmıyor umutsuzluğum
Ümit Yaşar şiirlerinde aşk ve kadınlardan sonra en çok ölüm temine yer vermiştir. Ölüm bazen aşk ve kadınla da beraberdir onun şiirinde. Ölüm bir ayrılıktır. Ölüm onun hayatının gerçeğidir. Üç kez intihara teşebbüs etmiş, oğlu Vedat da 1973 yılında kendini Galata Kulesinden atarak intihar etmiştir. Oğlunun intiharından sonra yazdığı şiirlerinde bu tema daha çok yer almış, ayrılık, isyan, çaresizlik, umutsuzluk gibi duygular yoğunlaşmıştır. Fakat hiçbir şey Vedat’ın ölümü kadar acı verici olmamıştır. Bir rubaisinde bu acısını şöyle dile getirmiştir:
“Gittin…Bize günden güne tatsız yaşamak Olmaz! Kuş olup böyle kanatsız yaşamak Ölmekten acıymış meğer evlat acısı Yarabbi! Ne zor böyle Vedat’ sız yaşamak.”
Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Şiirlerinde Ayten
Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirlerinde aşk ve kadın teması çok sık geçmektedir. Oğuzcan’ın üç şiirinde Ayten isminde bir kadın yer almaktadır. Ümit Yaşar Oğuzcan, şiirlerde geçen Ayten isimli kadına âşıktır. Fakat bu aşk platonik bir aşktır.
Ümit Yaşar, İş Bankası’nda çalıştığı dönemde Ayten ile tanışır. Ayten bankada stajyer olarak görev yapmaktadır. Oğuzcan ile Ayten arasında çok fazla yaş farkı olmasına rağmen şair, Ayten’e tutulur. Bu tutku basit bir duygu durumu olmaktan çıkmıştır. Çünkü şair şiirlerinde Ayten’le doğmakta, Ayten’le yaş almakta ve onunla ölmektedir. Eserlerinde çıkmaza düştüğü yaşam ve ölüm arasındaki çatışmalar Ayten sayesinde karara bağlanmaktadır.
Milyon Kere Ayten
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz,
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Ümit Yaşar, Ayten’e yazdığı yoğun duygular içeren şiirler sebebiyle de evliliği son bulur. Şiir yaşamı boyunca dört türde eser verdiğini belirten şair, bu şiiri “aşk ya da duygu şiiri diyebileceğim lirik şiirlerim” şeklinde tanımlamış ve bu başlık altında değerlendirmiştir. En geniş anlamıyla iki kere sevdiğini ifade eden şaire göre bu iki kişiden biri Ayten’dir. Kitapta bu bölüm şu şekilde geçmektedir: “En geniş anlamıyla iki kere sevdim. Ayten ve Mihriban. Bunların dışındaki sevgilerimi bir arayış, bir benzetiş sayıyorum. Onları da saymaya kalksam işin içinden çıkamayız”
Oğuzcan’ın şiirlerinde Ayten ismi toplam 25 kez tekrar etmiştir. Ayten isminin hangi şiirde kaç kez geçtiği şu şekilde gösterilebilir:
- Milyon Kere Ayten 16
- Ayten’e Dönüş 4
- Ayten’in Sonu 5
Şair, Ayten’e karşı neler hissettiğini en açık ifadelerle Milyon Kere Ayten başlıklı şiirinde yer vermektedir. Şairin diğer şiirlerinde duygu yoğunluğuna göre somut yaklaşımı da azalmaktadır. Fakat bu şiirde ihtirasları yoğunlaştıkça konu daha da gerçekliğe bürünmektedir. Şiirde geçen dörtlüklerden biri şu şekildedir: Ben bir Ayten’dir tutturmuşum oh ne iyi Ayten’li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor (Oğuzcan, 2021: 549). Şiirin ilk satırlarında şair bilinçli bir tavır sergilemektedir. Oğuzcan, sevdiği kadın olan Ayten’e ne kadar bağlandığını ve Ayten ile yaşama hevesini göstermektedir. “Saatim her zaman Ayten’e beş var/ Ya da Ayten’i beş geçiyor” dizeleriyle Ümit Yaşar için fiziksel zaman kavramı ortadan kalkmaktadır.
Ümit Yaşar Oğuzcan Şiirlerinde “Yeşil” Rengi
Oğuzcan çeşitli şiirlerinde “Yeşil Elbise” ve “Yeşil” rengi kullanılmakta. Herhangi biri ile bir bağlantı bulamamakla beraber birine atıf da bulunduğu tabikide tahmin edilebilir. Burada bu sözlerin kimler için söylendiğinden ziyade sadece küçük bir not olarak alıntılar paylaşılmak istenmiştir. İşte şiirlerde geçen bazı dizeler;
Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiy
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma
Üç tüp boyam vardı
Verenoz yeşili, zümrüy yeşili, krom yeşili
Hepsini kattım birbirine
senin yeşili buldum
Senin yeşilinde orkestralar Debussy’den çalıyordu
Senin yeşilinde unuttuğum siyahlığımı
Bir yeşil ötesine geldim durdum işte. Merdivenin son basamağındayım.
Failatun vezniyle seni çağırıyorum. Bana inbiklenmiş yeşilliğini getir.
