Bazen gerçekten hepsini idrak edecek durumda oluyorum.Hepsini çözecek, anlamlandıracak ve acıtmasına izin vermeyecek kadar güçlü oluyorum.Etkisini azaltacak kadar çekip çıkarıyor beni.Sevdiklerimle yan yana olduğumda unutuyorum bütün sıkıntımı, derdimi, acımı ve kederimi.Yalnızlığım, gülüşmelerimizin ardında kayboluyor, suda erir gibi çıkıp gidiyor içimden.Sanki hiçbir sıkıntısı olmayan bir kız çocuğuymuşcasına unutuveriyorum her şeyi.Zihnim geri plana atıyor. Ama tüm eğlence bittikten ve ben kendi evimde, bir başıma kaldıktan sonra yok olduğunu sandığım tüm o yalnızlık, acı ve keder sarıp sarmalıyor beni.Odamda, yatağımın üstünde oturuyorum.Sanki tüm o eski, aşina olduğum hisler bir karadelik içine çekercesine bedenime değiyor.Neden kaynaklandığını bilmediğim bir iç sıkıntısıyla cebelleşiyorum, tüm gün süren.Bir el, boğazımı sıkıyor;ne yapacağımı bilememezlikle dolanıp duruyorum bütün gün.O zaman anlıyorum, gittiğini zannettiğim tüm hisler başından beri buradaymış aslında.Sadece bir perde çekmişim, sadece bir perde çekilmiş.Şu an bile içimdeki sıkıntı beni dıştan içeriye doğru boğuyor. Ne yapayım? Yürüyüş mü yapayım? Şarkı mı dinleyeyim? Telefona mı dalıp kalayım? Hiç içinden çıkamadığım geçmişin pençesinde mi durayım, yeniden yıkıp geçsin diye beni.Şimdi bu yazıları yazarken Sertab Erener’den ‘Aşk’ çalıyor. Ne yapmalı? Ağlamalı mı yeniden, deşmeli mi kabuk tutmaya çalışan yaraları, pişmanlıkları? Aşk deyişi çok dokunuyor, sanki içimde bir parça sızlıyor.Aşık olmak istediğimden değil de,söyleyişinin hüznünden.Koparmalı mı, kanatmalı mı dudaklarımı? Yeniden ve yeniden.Masamın üzerindeki mum alevi hiç sabit durmuyor, pencere açık olsun veya olmasın hep dalgalanıp duruyor hızlıca. Söylesene Tanrı’m, önce kimi kurtarayım? Kendimi mi, sevdiklerimi mi? Yoksa çevremdeki, dünyadaki masum canları mı? Hangisine yetişeyim, hangisine uzanır ellerim, hangisine yeter gücüm? Şimdi bu yazı bitince, ben yeniden odamda olacağım.Yine kendimi oyalayacak, bana unutturacak bir şeyler bulmaya çalışacağım. İçim içimi yiyecek, bilinmezliğin içinde nefes alacağım.Birçok şey isteyeceğim ama hiçbirine yetemeyeceğim. Kaç tane yazı yazdım, buradaki ibareyi kötüden iyiye yükseltemedim. Kendimi de böyle bulacağım.Kaçıncı kahveyi içeceğim? Kaçıncı ıvır zıvırla dolduracağım midemi kilo almaktan şikayet edip dururken? Kaçıncı kez niyetleneceğim bir işe koyulmaya ve kaçıncı kez vazgeçeceğim yorgunluktan dem vurup? Duvara yapıştırdığım sarmaşıklar düşüp duruyor, panoma yapıştırılmış sınav tarihlerine bakıyorum göz ucuyla.Bir filmi bitirmeye, arabayla yolculuk yapmaya dahi sabrım yok, çabucak akıp geçsin istiyorum her şey. Çabucak akıp geçsin ve sonuca ulaşayım. Hayat biraz böyle, biraz da şöyle.Bir anlamını bulamıyorum, sanki tüm yol boyu süren bir hedeften, mutlululuktan ziyade parça parça başlayıp biten hayaller ve yaşananlar silsilesinden ibaret. Göksel çalıyor, ilaç listeme bakıyorum;özür dilerim anne, ilaçlarımı düzenli kullanamıyorum.Ama üzülme, kızma diye bunu sana söylemiyorum. Öyle işte, üç yüz kelimeyi devirmişim de içimdeki acı yeterince bulaşmamış satırlara.İnsan olmak böyle bir şey, hep biraz eksik, biraz fazla; biraz kötü, biraz da iyi.
üç yüz kelimeyi devirmişim de içimdeki acı yeterince bulaşmamış satırlara.
