Tüm Gerçekliği ile Çölyak Hastalığı

“Çölyak teşhis edilene kadar bir hastalık, teşhis edildikten sonra bir yaşam biçimidir!”

Çölyak yani gluten alerjisi olan kişilerin en büyük motivasyonu bu cümledir ve bilimsel olarak glutensiz beslenen bireylerin daha sağlıklı ve uzun süreler yaşadığı da kanıtlanmıştır (bakınız şampiyonaya hazırlanırken glutensiz beslenmek zorunda olan sporcular.)

Çölyak Hastalığı: İnce bağırsağın, arpa, buğday, yulaf, çavdar, bulgur vb. ürünlerde bulan Gluten adlı proteine karşı ömür boyu süren ve kronikleşen alerji ve hassasiyetidir. Alınan gıda, ince bağırsakta bileşenlerine ayrıştırılıp bağırsak mukozası üzerinden kana karışır. Vücudumuzun yeterince gıda alabilmesi, ince bağırsakta çok sayıda bulunan ve villus çıkıntıları olarak adlandırılan kıvrımlar yani parmaksı yapılar tarafından sağlanır. Çölyak hastaları, glutenli yiyecekler tükettiklerinde bağırsak mukozasında alerji nedeniyle villus çıkıntıları ve kıvrımları tahrip olarak azalır ve küçülürler. Böylece bağırsak yüzölçümü gittikçe azalır ve alınan gıdalar emilemez hale gelir.

Sonuçta beslenme yetersizliği, arkasından da çok geniş bir yelpazeye yayılan hastalık belirtileri ortaya çıkar (http://www.colyak.org.tr/sayfa.asp?Sayfa=Kategori&Bolum=5):

Karın Bölgesinde öne doğru şişkinlik, yaşa göre kilo azlığı, kas zayıflığı, dışkıda anormallik, büyük tuvalet ihtiyacı artması, kusma, bezginlik, ağız içinde oluşan aftlar, gaz şikayetleri, eklem ve kemik ağrıları, depresyon ve sinirlilik

Çölyak hastalığı her yaşta teşhis edilebilmektedir. Çoğunlukla belirtiler ilişkili bir başka hastalığı da düşündürmektedir. Erken osteoproz, kansızlık, teşhis edilmemiş laktoz alerjisi gibi. Çölyak hastalığının insan sağlığı üzerinde önem taşıyan birçok değişimlere neden olmasından dolayı doğru teşhisi önemlidir. Kan testleri ve sonrasında ince bağırsak biyopsisi ile kesin tanı konulmaktadır. Çölyak Hastalığı Alerji Testleri, Rezonans ve Homeopati vb. yöntemleri ile teşhis edilemez.

Tek tedavisi GLUTENSİZ sıkı bir diyettir.  Diyetin sıkı bir şekilde uygulanması ile düzleşen ince bağırsak yüzeyi normal şeklini ve işlevini tekrar kazanmaktadır. Çok az miktarda alınan gluten bağısaklardaki tahribatın tekrarlamasına neden olur.

İşte özetle çölyak alerjisinin neden olduğu bu durum dolayısı ile protein, karbonhidrat ve yağların tam olarak emilimi sağlanamayınca “bu kadar yiyorsun nasıl kilo almazsın” “nasıl zayıflıyorsun ay keşke ben de Çölyak olsam” gibi üzücü cümlelere maruz kalıyorsunuz.

Benim maceram; Doktora ders senemde (2012) kilo almak için diyet yapanların denklemini tersine çevirip geceleri unlu gıdalar, abur cuburlar yeme kararı almamla başladı. İlkokul dahil yatılı okutulan ve sürekli bir şeylere (çikolata, çilek kızartma gibi) alerjisi olan bendeniz zaten birçok aburcuburla ve ünlü gıda ile içli dışlı olamamışken kararımı uygulamaya başladıktan ortalama iki hafta sonra her gün karnı şişen, diyare olan sinirleri bozulmuş üstelik 40 kiloluk cüssesinden 15 kilo kaybetmiş buldum kendimi ve malum hastane süreçleri başladı. Her biri ayrı bir organımın işlevini yerine getirmediğini tespit edip ilaç verdi ama şikayetlerim bırakın azalmayı artarak devam ediyordu. Sonunda bir araştırma hastanesinde genç bir doçent şüphelendi ve beni alerji testine tabi tuttu. Tabi sanmayın öyle kolay oldu rapor vermeleri ve teşhisi netleştirmeleri. En az beş kez biyopsiye girdim çünkü her şey de olduğu gibi bunda da fark yarattım. Herkesin bağırsak giriş ve çıkışlarında olan iltihaplanması benim tam da orta yerindeydi ve yine genç bir asistan doktorun biyopsi sırasında “neden kimsenin aklına tümüne bakmak gelmiyor” demesi ile teşhis netleşti. Belirtileri çeşitlilik gösteren ve maalesef en azından benim dönemim için doktorlar tarafından da teşhisi zor bu hastalık ki alerji demeyi tercih ederim artık 18 kiloya düşmüş bedenimin çalışma kısıtlarından biriydi.

Son zamanlarda “İkinci beyniniz bağırsaklarınız” şeklinde seminerler ve kitaplar boşa değildir öyle bir kaostur ki bir alerjiğin yaşamı; siz hasta olursunuz veya üzülürsünüz hemen bağırsağınız tepki verir; siz iyileşirsiniz mutlusunuzdur ama o öyle kolay bırakmaz üzüntüyü. Bu sefer siz de yine melankoli yaşamaya başlarsınız. Tabi ki her hastalıkta moral çok önem arz etmekte ama bu ömür boyu sürecek bir macera olduğundan süreklilik arz eden motivasyonlar gerekmektedir.

18 kilo olduğum dönemi hızla geçtim sizin de yok artık dediğinizi duyuyorum. Ama maalesef evet 34 yaşındaydım 18 kiloydum bebek bezi olmadan oturmam bile mümkün değildi ve 5 santimlik bir basamağı bile çıkamıyordum. İşte o noktada aileniz özellikle en iyi kriz çözücü oyun değiştirici anneniz. Sekiz ay içinde “ölür” denilen bir bedeni varlığı 40 kilo bir fabrikada Kalite Sistem Sorumlusu olarak iş başı yapacak hale getirebilir.

Evet hayatım değişti. Akademiden ayrıldım özel sektöre geçtim şehir değiştirip memleketim İstanbul’a döndüm. Yeni bir iş, yeni bir şehir, yeni bir yaşam ve yepyeni bir beden. Çölyaklıyım yiyemem dediğimde aman ne olur canım azıcık ucundan ye diyenlere hala o azıcık miktarın bir bardak çamaşır suyu içmek gibi olduğunu hatırlatıyor ya da Çölyaklıyım dediğimde “pardon orası neresi” diyenlere kahkaha atıyorum.

Bazılarının sadece bir kez anlattığımda benden daha fazla özen göstermesinden ya da bilen biriyle karşılaştığımda duyduğum mutluluk inanılmaz.

Tabi ki bir sürü kortizon tedavisi ile bendenim daha da büyüdü, tekrar normale dönüyor ve yan etkilerinden dolayı hala birçok hastalıkla baş ediyorum kemik erimesi kas incelmesi…) ama artık daha bilinçli ve kendimle barışık. Çünkü ben çölyaklıyım ve özelim. Biraz daha fazlası için çabalıyorum.

Ayşem Ece Yalçınkaya
Celal Bayar Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü ve “Kategorik Veri Analizi ve Hizmette Kalite” Yüksek Lisans Mezunu, İstanbul Türkçe Toastmasters Kulübü Eğitimden Sorumlu Başkan Yardımcısı, Danışman, Eğitmen, Veri Analisti ve Blogger.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir