ROMAN SEVERLER İÇİN KİTAP ÖNERİSİ: "GÖSTERİ PEYGAMBERİ"

Chuck Palahniuk ismiyle tanışmam oldukça popülerleşen “Dövüş Kulübü” filmiyle gerçekleşti. Her film öneri sitesinde mutlaka karşılaştığım için izlenilecekler listeme ekledim ve doğru zamanı bekledim. Daha sonra aynı isimli bir kitaptan senaryolaştırıldığını öğrenince bir U dönüşü yapıp kitabı okumaya başladım. Çünkü neden olmasın? Sonuçta genel olarak kitap, filminden iyidir. Hayal kırıklığına da uğramadım. Doğal olarak filminde kitaptaki olayları istiflemişler gibiydi ve hayal ettiğimden daha farklıydı sahneler. Ancak bu filmin de oldukça başarılı olduğu gerçeğini değiştirmez ve ikisini de çok sevdim.

Her neyse, Dövüş Kulübü’nü çok beğendiğim için yazarın diğer kitaplarını da araştırdım ve “Gösteri Peygamberi” bana göz kırptı. Kitabın konusunu spoiler vermeden kısaca anlatmak gerekirse, hikâye Creedish mezhebinden olan Tender Branson’ın etrafında şekilleniyor. Kilise tarafından dış dünyaya bırakılmış ve görevi sadece çalışmak, zamanı geldiğinde de ölmek olan bir mezhep üyesiyken aniden işler değişiyor ve hayatta kalan tek Creedish olarak büyük bir ün kazanıyor ama daha sonra işler sarpa sarıyor. Ama kitap bundan çok daha fazlası. Dini duyguların sömürülmesinden tutun, medyanın arka planına pek çok farklı durumlara alaycı bir dille ışık tutuyor ve hayatı bütünüyle sorgulamanıza sebep veriyor. Bunu yaparken de bambaşka bir perspektif sunuyor.

İki kitapta da ortak olan ve çok sevdiğim, yazara has olduğuna inandığım bazı özellikler var. Bunlardan birincisi olay anlatılırken araya sürekli olarak olayla alakasız görünen ev ekonomisi, medya, uçaklar, anatomi gibi birçok konuda bilgiler veriliyor. Bu kısımları seviyorum çünkü ilgimi çektiğini bile bilmediğim konularda bir sürü yeni havalı şey öğreniyorum.

İkincisi bazı kalıp ifadeleri kitabın sonuna kadar ara ara tekrar ediyor. Dövüş kulübündeki “ben Joe’nun sırıtan intikamıyım” tarzı cümleleri ya da dövüş kulübünün kurallarını birkaç sayfada bir tekrar etmesi gibi Gösteri Peygamberi’nde “2039 sayılı uçak”, “deneme, deneme bir iki üç” ifadelerini birkaç yerde görüyoruz. Bence bu kitaba bir bütünlük kazandırıyor.  

Bu; üçüncü en sevdiğim özellik için önemli, yani kurgulanış şekli. Kitap sizi olayların sonuna, olayın sonuçlanmasına yakın bir noktaya ışınlıyor. Daha sonra siz neler olup bittiğini anlamaya çalışırken sizi geçmişe gönderiyor, bu süreçte karakteri tanıyorsunuz, bu duruma nasıl gelindiğini yavaş yavaş anlıyorsunuz. Küçük yapboz parçalarını topluyorsunuz sonra fark ediyorsunuz ki size verilen parçalar uyuşmuyor ve fark ediyorsunuz ki öğrendiğiniz şeyleri de bilmiyormuşsunuz. Finalde de büyük resmi tamamlıyorsunuz ve o zaman için önemsiz gelen, bunu niye anlatıyor bana dediğiniz detaylar resimde mantık buluyor.

Gösteri Peygamberi düşen bir uçakta Tender Branson’ın düşmekte olan 2039 sayılı uçakta, turuncu olan kara kutuya hayatını anlatmasıyla başlıyor. Bittiğinde ise uzun süre bir boşluk yaşıyorsunuz. Özellikle roman severler için önerdiğim muhteşem bir kitap.    

Son olarak kitaptan sevdiğim bazı alıntılarla ilk blog yazımı sonlandırıyorum. Umarım okurken keyif almışsınızdır. 🙂

“İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. Dramlarının. Önemsiz meselelerinin. Hikâyelerinin çözümlenmesini; pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar. Çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar. Büyük ve korkunç bir bilinmeyen.”

 

“Kaos dediğimiz şey aslında henüz tanımadığımız düzenlerden ibaret. Tesadüfler henüz çözümleyemediğimiz düzenlerden ibaret. Anlamadığımız şeye saçma diyoruz. Okuyamadığımız şeye laf salatası diyoruz. Özgür irade yok. Değişkenler yok. Sadece kaçınılmaz olan var. Sadece bir gelecek var ve seçme şansımız yok. İşin kötü yanı hiçbir şeyi kontrol edemiyoruz.”

 

“Asıl hakikat ise kimsenin gerçeği istememesidir.”

 

“İntihar etmekle şehit olmak arasındaki tek fark, basında çıkacak haberlerin miktarıdır.”

 

“Değişmeyen tek şey değişim olduğundan, acaba insanlar, hayatta gerçekten tamamlayabilecekleri tek şey o olduğu için mi ölümü arzuluyorlar?”

 

“İnsanlar kendilerinde olmayan bir erdemin başka birinde var olabileceğine akıl erdiremiyorlardı. Birinin zayıf olduğunu hayal etmek, onun güçlü olduğuna inanmaktan çok daha kolaydı.”

 

“Eğer kimse izlemiyorsa herhangi bir şey yapmanın çok anlamsız olduğunun farkına varıyor insan. Çarmıha gerilme sırasında izleyici sayısı düşük olsaydı, olayı başka bir zamana ertelerler miydi, diye düşünmeden edemiyorum.”

 

“Bu ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık. Tanrı’nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.”

>>>>>>  The Asosyal  >>>>>>

yazar

Yazar: The Asosyal

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.